• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/imamhuseyin.mescidi?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/112418602123481358174?tab=wX#112418602123481358174/posts?tab=wX/posts
    • YA-ALİ-DER
    • ANTAKYA İMAM ALİ (a.s.) İNANÇ VE KÜLTÜR DERNEĞİ
Kütüphane (E-Kitaplar)
Özel Şahsiyetler

Sakife ve Ebubekir'e Biat



SAKİFE OLAYI VE EBU BEKİR'E BİAT

            Veda Haccı ve Ğadir-i Hum olayında kısa bir süre sonra Hz. Muhammed (s.a.a.) vefat eder. Resulullah'ın (s.a.a.) vefatından sonra ensar, Benî Sâide Sakifesi'nde toplandı. Muhacirlerden bir grup da onlara katıldı. Böylece Resulullah'ın (s.a.a.) akrabalarından başka onun cenazesinin yanında hiç kimse kalmadı. Resul-i Ekrem'in (s.a.a.) cenazesinin yanında kalanlar, yıkayanlar ve cenaze namazını kılanlar şunlardı: Ali b. Ebu Talib (Resulullah'ın amcası oğlu), Abbas b. Abdulmuttalib (Resulullah'ın amcası), Fazl b. Abbas (Resulullah'ın amcasının oğlu), Kasım b. Abbas (Resulullah'ın amcasının oğlu), Usame b. Zeyd (Resulullah'ın azat etmiş olduğu kölesi), Salih (Resulullah'ın azat ettiği kölesi), Evs b. Hulî (ensardan).
 
            Resulullah'ı (s.a.a.) yıkayıp kefenleyenler yalnız bunlardı. Çünkü Ensar ve muhacirlerden bir grup Benî Sâide Sakifesi'nde toplanmışlardı. Ensar, Resulullah'ın (s.a.a.) cenazesini defnetme işini ailesine bırakmış ve Benî Sâide Sakifesi'nde toplanarak, "Biz Muhammed'den sonra, hilâfet için kendimize Sa'd b. Ubâ-de'yi seçiyoruz." demişlerdi. Onlar hasta olan Sa'd b. Ubâde'yi kendileriyle birlikte oraya getirmişlerdi...
           
Sa'd b. Ubâde Allah'a hamd ve sena ettikten sonra dinde Ensar’ın geçmişini, İslâm'da fazilet ve üstünlüğünü saydı; kendilerinin Resulullah'a (s.a.a.) ve ashabına kaşı saygılarını, düşmanlarla savaşlarını hatırlatarak Resul-i Ekrem'in kendilerinden razı olarak dünyadan göçtüğünü vurguladı.
           
            Sonra dedi ki: "Ey Ensar! Şimdi hilâfete kendiniz geçin ve onu başkalarına bırakmayın." Sa'd'ın bu konuşmasından sonra Ensar, hep bir ağızdan bağırarak, "Doğru söylüyorsun. Biz asla senin sözünden çıkmayız ve seni halife seçiyoruz." dedi.
 
         Bu kesin karardan sonra aralarında bazı konuşmalar geçti ve sonunda dediler ki: "Kureyş muhacirleri bizim bu kararımızı kabul etmeyip, 'Biz muhacirler, Resulullah'ın ilk yardımcıları ve akrabalarıyız. Resulullah'ın hilâfeti konusunda bize karşı muhalefet etmeye hakkınız yoktur.' derlerse, onlara ne cevap verelim?" Bunun üzerine onlardan bazıları, "Bu durumda, biz kendimize, siz de kendinize bir halife seçin, diyelim." dedi. Bunun üzerine Sa'd b. Ubâde, "Bu bizim ilk yenilgimiz ve gerilememiz olur." dedi.
 
            Ebu Bekir ve Ömer bunları duyunca hemen Ebu Ubeyde Cerrah'la birlikte Benî Sâide Sakifesi'ne koştular. Sakife'ye ulaştıklarında Ensar’ın, Sa'd b. Ubâde olduğunu söyledikleri ve ateşi olduğu için kilime sardıkları birini oraya getirdiklerini gördüler. Çok geçmeden Ensar’dan biri kalkarak Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dedi: "Biz; Allah'ın dostları, İslâm'ın kalabalık savaşçılarıyız. Fakat siz muhacirler sayıca az olan bir grupsunuz..."
           
            Ömer konuşmak istese de,         Ebu Bekir, Ömer'in o toplulukta konuşmasını engelledikten sonra kendisi yerinden kalkarak Allah'a hamd ve senâ edip peşinden muhacirlerin geçmişini, onların Resulullah'ın peygamberliğini diğer Araplardan önce doğruladıklarını hatırlatıp şöyle dedi: “Muhacirler yeryüzünde Allah'a ibadet eden ve Peygamber'ine iman eden ilk insanlardır. Onlar Resulullah'ın yakın dostları ve akrabalarıdır. Bu yüzden ondan sonra hilâfete diğerlerinden daha lâyıktırlar. Bu konuda zalimlerden başka hiç kimse onlarla tartışmaz.
 
            Ebu Bekir bu konuşmasından sonra Ensar’ın fazileti hakkında da konuşarak şöyle devam etti: “Elbette ilk muhacirlerden sonra bizim yanımızda hiç kimse sizin makamınıza sahip değildir. Hükümet bizim, vezirlik de sizin olsun!
 
            Bunun üzerine Hubab b. Munzir yerinden kalkarak Ensar’a şöyle hitap etti: “Ey Ensar! Hükümeti kendiniz ele geçirin. Muhacirler sizin hissenizden geçinmektedirler. Onlar sizin sayenizde yaşamaktadırlar; hiç kimse size itaatsizlik etme cesaretini gösteremez. O hâlde ikilik ve ihtilâftan sakının; çünkü ihtilâf işinizi bozar, sizi yenilgiye uğratıp hükümeti elinizden çıkarır. Eğer bunlar kabul etmez ve duyduklarınızdan başka bir şey söylemezlerse, bu durumda biz kendi aramızdan birini önder seçeriz, onlar da kendi aralarında birini seçsinler!
 
               O sırada Ömer yerinden kalkarak şöyle dedi: “Böyle bir şey imkânsızdır. İki kılıç bir kına sığmaz! Vallahi Arap sizin hükümetinizi kabul etmez; çünkü peygamberleri sizden değildir! Arap, Peygamber'in kavminin hükümetini kabul eder; buna asla karşı çıkmaz. Bize muhalefet edenlere karşı bizim şöyle bir sağlam delilimiz var: Hükümet konusunda günahkâr, sapık ve helâk vadisine düşenlerden başka kim Resulullah'ın (s.a.a.) kavminden olan bize karşı muhalefet edip Muhammed'in hükümetini bizim elimizden çıkarmaya çalışır?!”
 
            Hubab tekrar kalkarak şöyle konuştu: “Ey Ensar! El ele verin, bu adamla arkadaşlarının sözlerini dinlemeyin; aksi durumda hükümet ve önderlik konusunda hakkınızı kaybedersiniz. Sizin isteğinizi kabul etmezlerse, onları topraklarınızdan çıkarıp kendi istediğinizi yapın ve hükümeti kendi elinize alın. Vallahi siz hükümete onlardan daha lâyıksınız. Çünkü kâfirler sizin kılıçlarınız karşısında teslim olup bu dini kabul ettiler.
 Biz zayıfların ve güçsüzlerin sığınağı ve develerin, sırtlarını kaşımak için sürttükleri ağaç gibiyiz. İşte bu yüzden tekrar savaş ve kan dökmeye başlamak için sizin iradeniz yeterlidir diyorum.
 
            Bunu duyan Ömer, "Allah canını alsın senin!" dedi. Hubab ise, "Allah senin canını alsın!" cevabını verdi. Bu durumu gören Ebu Ubeyde, Ensar’a şöyle hitap etti:“Ey ensar! Siz Resulullah'ın (s.a.a.) yardımına koşan ve kutlu İslâm dinini savunan ilk kişilersiniz. O hâlde şimdi de dini değiştiren ve dönüştüren ilk kimseler olmayın!”
 
            Daha sonra Beşir b. Sa'd el-Herzecî Ebu Nu'man b. Beşir kalkarak şöyle konuştu: “Ey Ensar! Vallahi bizler müşriklerle savaşta ve İslâm dinini kabul etmede yüce bir makama ulaştık. Bu yolda Rabbimizin rızasına, Peygamberimizin (s.a.a.) emrine itaat ve nefsimizi yetiştirmek dışında bir şey istemiş değiliz. O hâlde o kadar faziletlere sahipken insanlara zorbalık etmemiz, onları minnet altında bırakmamız ve dünya mal ve mevkilerine kavuşmak için onu araç etmemiz yakışmaz. Allah bizim velinimetimizdir; bu konuda O, bizi minnet altında bırakmıştır.
            Ey insanlar! Şunu bilin ki Muhammed (s.a.a.) Kureyş'tendir ve onun kabilesinden olanlar ona daha yakındırlar. Dolayısıyla onun hükümetine geçmeye, onun kabilesi diğerlerinden daha lâyıktır. Allah Tealâ hükümet konusunda onlara muhalefet etmeyi bana göstermesin. O hâlde siz de Allah'tan korkun ve onlara muhalefet etmeye kalkışmayın. Hükümet konusunda onlarla kavga etmeyin.”
    
               Beşir'den sonra Ebu Bekir kalkarak dedi ki: "Bu Ömer ve Ebu Ubeyde'den hangisine isterseniz biat edin."
 
               Ama Ömer'le Ebu Ubeyde bir ağızdan, "Vallahi aramızda sen olduğun hâlde biz böyle bir makamı üzerimize alamayız..." dediler.
 
               Sonra Abdurrahman b. Avf şöyle dedi: “Ey Ensar! Her ne kadar sizin yüce bir makamınız varsa da, buna rağmen aranızda Ebu Bekir, Ömer ve Ali gibileri yoktur!
 
            Munzir b. Erkam da kalkarak Abdurrahman'a şöyle dedi: “Biz ismini söylediğiniz kimselerin üstünlüğünü inkâr etmiyoruz; özellikle onların arasında öyle birisi var ki hükümet ve önderlik için ileri çıksaydı, hiç kimse ona muhalefet etmezdi.” (Maksadı Ali b. Ebu Talib'dir.)
           
               Bunun üzerine Ensar’la bazı muhacirler, "Biz yalnız Ali'ye (a.s) biat ederiz." diye bağırdılar.
 
            Ömer şöyle nakleder: “Bunun üzerine her taraftan gürültü ve bağrışma sesleri yükseldi. Her köşeden anlaşılmayan sözler duyuluyordu. İhtilâfın düzenimizi bozmasından korkarak Ebu Bekir'e, "Elini uzat da sana biat edeyim. dedim!
 
               Ama Ömer Ebu Bekir'in elini tutup biat etmeden önce Beşir b. Sa'd daha önce davranarak Ebu Bekir'in elini tutup ona biat etti!
 
               Olayı seyreden Hubab b. Munzir bağırarak Beşir'e şöyle dedi: “Ey Beşir! Ey ailesinin lânetine uğramış! Amcan oğlunun hükümete geçmesini kıskanarak akrabalık bağlarını mı kopardın?
 
               Beşir dedi ki: “Hayır vallahi; ben sadece Allah'ın bu kavime vermiş olduğu hak üzerinde onlarla kavga etmek istemedim.”
 
               Evs kabilesi bir taraftan Beşir b. Sa'd'ın bu hareketini ve Kureyş'in iddiasını, diğer taraftan Hazrec kabilesinin Sa'd b. Ubâde'yi hükümete geçirmekten güttükleri hedefi görünce aralarında Useyd b. Huzeyr'in de bulunduğu bazı kişiler kendi kabilelerinden olan diğer bazılarına şöyle dediler: “Vallahi Hazrec kabilesi bir kere de olsa hilâfete geçecek olursa, devamlı size karşı övünecek ve hiçbir zaman sizleri hilâfete ortak etmeyecektir. O hâlde kalkın Ebu Bekir'e biat edin!”
 
            Bunun üzerine hepsi kalkıp Ebu Bekir'e biat ederek Sa'd b. Ubâde'nin ve Hazrec kabilesinin hilâfete ulaşma yolundaki plânlarını suya düşürdüler. Oradakiler Ebu Bekir'e biat etmek için her taraftan gelip izdiham yarattılar; neredeyse bu arada hasta olan Sa'd b. Ubâde ayaklar altında ezilecekti.
 
Sa'd b. Ubâde'nin akrabalarından biri, "Sa'd'ı ayaklarınızın altında ezmemeye dikkat edin." diye bağırdı. Ömer ise, "Allah canını alsın, öldürün onu!" diye cevap vererek önündeki insanları kenara itip Sa'd'a ulaşarak, "Vücudunda sağlam bir uzuv kalmayacak şekilde ayaklarım altında çiğnemek isterim seni." dedi. Babasının yanı başında olan Kays b. Sa'd yerinden kalkarak Ömer'in sakalını tutup, "Vallahi babamın başından bir kıl eksiltecek olursan, ağzında sağlam bir dişin kalmaz!" dedi. Ebu Bekir de Ömer'e, "Sakin ol ey Ömer! Böyle bir durumda yumuşaklık göstermek daha etkilidir." dedi!
 
            Ebu Bekir'in bu sözlerinin üzerine Ömer, Kays'a sırtını dönerek oradan uzaklaştı. O sırada Sa'd b. Ubâde Ömer'e dedi ki: "Vallahi eğer hasta olmayıp ayağa kalkabilseydim, Medine sokaklarında öyle kükrerdim ki, korkudan sen ve arkadaşların saklanacak bir köşe arardınız. Bu durumda vallahi seni düne kadar elleri altında olduğun kimselerin yanına gönderirdim; onların efendisi olamazdın!" Sonra kendi arkadaşlarına dönerek, "Beni buradan uzaklaştırın." dedi. Bunun üzerine Sa'd'ı evine götürdüler.
 
               Benî Sâide Sakifesi'nde Ebu Bekir'e biat ettikleri gün, Ömer kollarını sıvayıp Ebu Bekir'in önünde koşarak, "Dikkat! Dikkat! Halk Ebu Bekir'e biat etti." diye bağırıyordu. Böylece Ebu Bekir'e biat ettiler ve diğerlerinin de biat etmesi için onu mescide götürdüler.
 
            Sakife'de Ebu Bekir'e biat edildikten sonra biat edenler gelin götürüyormuşçasına onu esenlikle mescide götürdüler. Ebu Bekir çıkıp Resulullah'ın (s.a.a.) minberine oturdu. Akşama kadar halk gelip ona biat etti. Biat işi salı akşamına kadar sürmüş, Onlar, Resulullah'ın (s.a.a) cenazesini defnetmeyi unutmuş kendi işleriyle meşgul olmuşlardı!
 
Umumî Biat
            Benî Sâide Sakifesi'nden Ebu Bekir'e biat edilmesinin ertesi günü Ebu Bekir çıkıp Resulullah'ın (s.a.a.) minberine oturdu. Önce Ömer yerinden kalkarak Allah'a hamd ve senâ ettikten sonra şöyle konuştu: “Dünkü konuşmalarım ne Allah'ın Kitabı'na ve ne de Resulullah'ın emrine göreydi; aksine, ümmetin bu sorununu Resulullah'ın kendisinin şahsen hallettikten sonra vefat edeceğini sandım.
 
            Ömer bu konuşmasının sonunda şöyle dedi: “Şimdi ise Allah Teâla aranıza Resulü için de hidayet kaynağı olan Kur'ân'ı bırakmıştır. Ona sarılacak olursanız Allah Teâla sizleri Resulü'nü hidayet ettiği yola hidayet edecektir. Şimdi Allah Teâla sizleri en üstününüz olan Resulullah'ın mağaradaki arkadaşıyla uzlaştırmıştır; o hâlde hepiniz kalkıp ona biat edin.”
            Ömer'in bu sözlerinden sonra halk Sakife'den sonra bir kez daha Ebu Bekir'e biat etti! Sahih-i Buharî'de şöyle geçer: “Ondan önce Sakife'de bir grup Ebu Bekir'e biat etmişti. Ama umumi biat minberde oldu.”
 
            Enes b. Malik der ki: “O gün ben Ömer'in sürekli olarak Ebu Bekir'e minbere çıkmasını önerdiğini kulaklarımla duydum. Nihayet Ebu Bekir minbere çıktı ve herkes ona biat etti. Sonra Ebu Bekir Allah'a hamd ve senâ ederek şöyle dedi:        "Ey insanlar! Ben sizlerden daha üstün olmadığım hâlde sizin halifeniz oldum. O hâlde işimi iyi ve davranışlarımı güzel bulursanız bana yardımcı olun ve eğer kötülük yaptığımı, hata edip saptığımı görürseniz beni doğru yola getirin... Allah ve Resulü'ne itaat ettiğim sürece bana itaat edin; Allah ve Resulü'ne itaatsizlik ettiğimi gördüğünüzde ise bana itaat etmeye hakkınız yoktur. Şimdi kalkıp namazınızı kılın; Allah size merhamet etsin."
 
            Ebu Bekir'e biat töreni bitince salı günü Resulullah'ın (s.a.a.) cenazesini hatırlayarak Hz. Peygamber'e yöneldiler ve birkaç kişilik gruplar hâlinde gelerek hiç kimse kendilerine imamlık yapmaksızın gıyabî olarak Hz. Resulullah'ın (s.a.a.) cenazesine namaz kıldılar!
 
HZ. ALİ’NİN (a.s.) TUTUMU
            Tüm bunlar yaşanırken Hz. Ali (a.s.) ve Peygamberimizin az sayıdaki hakiki sahabesi, Peygamber Efendimizin henüz sıcaklığını yitirmemiş mübarek naaşı ile ilgilenmekteydiler.
Hz. Ali (a.s)’nin Sakife olayından sonra yani Ebu Bekir’in hükümeti kurulduğunda birkaç ay süresince Muhacir ve Ensar’a, halifeliğin kendi hakkı olduğuna dair birçok kanıt göstermiştir. Halka hitap ederek şöyle demiştir;
" .... Allah aşkına ey muhacirler, Muhammed (s.a.a.)’in kurduğu hükümeti onun Ehl-i Beyt'inden almayın, Ehl-i Beyt'i, hakkı olan bu makamdan uzak tutmaya çalışmayın. Ey muhacirler -Kureyş- Allah'a yemin ederim ki biz, insanlar içinde hilafete en lâyık olanlarız! Çünkü biz "Ehl-i Beyt"iz! Siz de bilirsiniz ki "Kur'an-ı Okuyan", "Allah'ın dininde fakîh olan", "Allah Resulünün (s.a.a.) sünnet ve yöntemini en iyi bilen", "halkın işlerine vâkıf", "bütün zulüm ve haksızlıklara karşı halkın haklarını müdafaa eden" ve "beyt'ulmalı eşit şekilde dağıtan"; bu "Ehl-i Beyt"in arasındadır. İşte bundan dolayıdır ki liyakat ve hak sahibi biziz! Ve yine Allah'a andolsun ki böyle biri, biz Ehl-i Beyt'in arasındadır şu anda! Hevâ ve heveslerinize, nefsânî arzularınıza kapılmayın; yoksa Allah'tan uzaklaşır, Hak'tan kopup gidersiniz... "( el İmame Ves Siyase c.1, s.12.)
           
            Halkta, birçok defa kanıt getiren Hz. Fatıma (s.a.) ve Hz. Ali’ye (a.s.) şu şekilde karşılık verirlerdi: "Ey Resulullah (s.a.a.)'in kızı! Biz Ebubekir ile biat etmiş bulunmaktayız artık! Eğer Ali ondan önce gelip biat isteseydi elbette ki Ali'ye biat ederdik!" Bu cevap üzerine Hz. Ali (a.s.) "Ben Hz. Resulullah (s.a.a.)’in cenazesini ortada bırakıp hilafet için biat toplama derdine düşemezdim!" demekteydi.( el Gadir c.7, İbn-i Ebi'l Hadid c.2, s.5,)
 

            Hz. Ali (a.s.) getirmiş olduğu kanıt ve delillerin bir fayda sağlayamayacağına emin olduktan sonra, taraftar kitlesi bulunmasına rağmen, Peygamber Efendimizin vasiyeti gereği elini kılıcına uzatmadı ve silahlı mücadelede bulunmadı. Bu durumu Şıkşıkıye hutbesinde şöyle anlatır. “ ...Hilâfetle arama bir perde çektim, onu koltuğumdan silkip attım. Düşündüm, kesilmiş elimle hamle mi edeyim; yoksa bu kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Hem de öylesine bir körlük ki ihtiyarları tamamıyla yıpratır, çocuğu kocaltır, inanan da Rabbine ulaşıncaya dek bu zulmette zahmet çeker. Gördüm ki sabretmek daha doğru, sabrettim. Sabrettim, ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik vardı, mirasımın yağmalandığını görüyordum.