• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/imamhuseyin.mescidi?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/112418602123481358174?tab=wX#112418602123481358174/posts?tab=wX/posts

ANTAKYA İMAM ALİ (a.s.) İNANÇ VE KÜLTÜR DERNEĞİ 
İMAM HÜSEYİN (a.s.) MESCİDİ

Bir Demet Gül

 

Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) Gülistan’ından

 

 

Bir Demet Gül

 

Yazar

Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani

 

 

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ

 

 

(يا أيُّها الَّذِينَ آمَنُوا اَطيعُوا الله وأطيعوا الرَّسولُ وَاُولي الاْمرِ مِنْكُمْ)

سورة النساء 4 ـ الاية 59

“Ey iman edenler, Allah’a, resule ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.”

(Nisa/59)

 

 

 

 

 

Yazar, bu kitapta yer alan hadisleri yukarıdaki ayet-i kerime’ye istinat ederek bir araya toplamıştır.


 

 

 

 

 

İçindekiler

 

Çeviren’in Notu. 3

Önsöz. 3

Allah’ı Tanıma, Allah’ın Azameti ve Lütfü. 3

Namaz ve Etkileri 3

Teheccüd Namazı 3

Allah'a İman ve Rızayetini Elde Etmek. 3

Takva ve Gerekliliği 3

Dua. 3

Ehl-i Beyt 3

Ehl-i Beyt (a.s)’ın Sevgisi 3

Övülmüş-Güzel Sıfatlar 3

Ehl-i Beyt (a.s)’ın Şiileri ve Sıfatları 3

İlim ve Değeri 3

İlim Öğrenmenin Fazileti 3

İlim ve İlim Öğretmenin Fazileti 3

Alimlerin Fazileti ve Önemi 3

Tövbe. 3

Müminlerin Yüzsuyunun Korunması 3

Adaletsizlik ve Zulüm.. 3

Müslüman Kardeşinin Hakları 3

Selam.. 3

İyiliği Emretmek ve Kötülükten Sakındırmak. 3

Dil ve Afetleri 3

Gıybet ve İnsanları Ayıplamak. 3

Yalancılık. 3

Dost ve Arkadaşlık. 3

Kötü Arkadaş. 3

İnsanlara Hizmet Etmek. 3

Borç Vermek. 3

Muhtaçlara Yardım.. 3

İnfak. 3

Sıla-i Rahim.. 3

Anne ve Babaya İyilik Etmek. 3

Çocukların Hakkı 3

Süt Emzirme. 3

Evlilik Büyük Bir İbadettir 3

Evliliğe Teşvik. 3

İlahi Rahmetin ve Güzel Ahlakın Anahtarı Evliliktir. 3

Evlilikte Acele Etmek. 3

Şer’i Evliliğe Yardımcı Olmak. 3

Kadın ve Mihriyesi 3

Mihir Ne Kadar Az Olursa O Kadar İyidir. 3

İman ve Doğruluk Gölgesinde Evlilik. 3

Evlilikte Erkeğin Niyeti 3

Geçimini Temin Etmek. 3

Eşine Saygı Göstermek. 3

Kadın ve Eşini Hoşnut Etmesi 3

İyi Kadının Özellikleri 3

Boşanma ve Neticeleri 3

Harama Bakmaktan Sakınmak. 3

Kadının Süslenmesi 3

Zina ve Zararlı Etkileri 3

İslam’da Sağlık Meselesi 3

Toplumsal İlişkiler ve Kazanç. 3

Alış-Verişlerde Sahtekarlık Etmek. 3

Şehvet 3

Dünya Malına Tamah Etmek. 3

Fani Dünya ve Helak Edici Cazibesi 3

Gafil İnsanlar 3

Öldürücü Hırs ve Arzular 3

Kibir Ve Gurur 3

Tasarruflu/İktisatlı Olmak. 3

Meşveret/Danışma. 3

İş ve Tembellik. 3

Şehid ve Şahadet 3

Beklenilen Mehdi (a.s) ve Adaletin Hakimiyeti 3

Ahir Zamanda İslam Ümmeti 3

Ömrü Nasıl Yaşamak Gerektiği Hususunda. 3

Dinde Araştırma. 3

İyi Ahlak ve Güzel Faydaları 3

Gazap ve Kötü Ahlakın Afetleri 3

Mağfiret/Bağışlanma Talebi 3

Cemaat Namazı 3

Kitabın Bitiş Duası 3



 

 

 

Çeviren’in Notu

 

 

Tüm ümmet Resulullah’tan sonra Hz. Ali ve diğer Ehl-i Beyt imamlarına tabi olmakla yükümlüdür. Nite­kim Resulullah da “Ali’nin şiası kurtulanların ta kendi­leridir.” diye buyurmuştur. Ayrıca Allah-u Teala da şura suresinin 23. ayetinde Resulullah’ın adına;

“(De ki) sizden tebliğime karşılık bir ücret is­temiyorum, istediğim ancak yakınlara sevgidir.” diye buyurmuştur. Yani Resulullah 23 yıllık boyunca çektiği zahmet ve çabalara karşılık sadece Ehl-i Beyt’ini sevmeyi istemektedir. Dolayısıyla Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek değil, dini bir görevdir.

Resulullah Gadir-i Hum’da ise şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar sizin aranızda iki paha biçilmez şey bırakı­yorum. Bu iki paha biçilmez şey Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’imdir.”

Bütün bu bilgiler ışığında anlıyoruz ki Resulullah’dan sonra Ehl-i Beyt’i sevmek ve Kur’an’ın gerçek müfes­sirleri olan bu nurlu insanlara tabi olmak dini bir yü­kümlülüktür.

Dolayısıyla bazılarının, “Ehl-i Beyt’i sevmek bir meslek­tir. Herkes bir mesleği seçebilir. Şia özellikle Ehl-i Beyt’i sev­meyi meslek edinmiştir. Ehl-i Sünnet ile aynı bir mesleği seçmiş­tir.” demesi doğru bir düşünce değildir. Her müslüman Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’ini sevmek zorundadır. Resulullah risaleti karşılığında bizlerden sadece bunu istemiştir. Hz. Ali’yi sevmeyen bir insana Muaviye ve Yezid’i sevmek kalır. Zira her ikisini sevdiğini iddia et­mek, nur ile zulmeti sevmek gibi saçma bir iddiadır. Bu hem şer’i, hem de akli açıdan doğru bir inanç değildir.

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim’de Ehl-i Beyt kelimesi üç yerde kullanılmıştır.

1-Hz. Musa (a.s)’ın kıssasında...

Hz. Musa (a.s) bebek iken Allah’ın emri üzere annesi tarafından bir sandık içerisine bırakılıp Nil nehrine atılmış ve Firavun ailesi tarafından Kur’an’ın ifadesiyle kendilerine bir düşman ve üzüntü kaynağı olsun diye sudan alınmıştı. Bu küçük çocuk hiç bir kadının sütünü emmeyince Firavun ailesi şaşırıp kalmışlardı. O sırada Hz. Musa (a.s)’ın kız kardeşi gelerek onlara: “...Ben si­zin adınıza onun bakımını üstlenecek ve onun hayrını isteyecek bir Ehl-i Beyt’i (ev halkını) size tanıtayım mı?” demişti.”

Bunun üzerine çocuk annesine iade edilmişti. Bunu Kur’an-ı Kerim şöyle açıklıyor:

“Böylece onu, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek oldu­ğunu bilsin diye, ona geri çevirdik. Fakat çoğu bilmezler.”[1] Bu ayet-i kerime’de, Hz. Musa (a.s)’ın kızkardeşinin, Ehl-i Beyt tabirinden neyi kasdettiğine açıklık getirecek herhangi bir açıklama yoktur. Acaba söz konusu beyt (ev) ile bir yakınlığı olan bütün şahıs­ları mı, yoksa bazılarını mı, veya yalnızca soy yakınlığı olanları mı, yoksa hem soy yakınlığını hem de evlenme yoluyla meydana gelen yakınlığı içeren bir anlamı mı, veya bunlar ile birlikte “vela” (kölelik) ve terbiye yö­nünden bu evle ilgisi olan şahısları mı veya bütün bun­lardan daha geniş bir anlamı mı kasdetmiştir bu belli değildir.

Ayrıca burada görüldüğü gibi zaten “Ehl-i Beyt” ke­limesi Arapça metinde harf-i tarif olan “elif-lam” takısı olmaksızın, nekire (belirsiz) olarak zikr olunmuştur.

2-Hz. İbrahim (a.s)’ın kıssasında...

Melekler Hz. İbrahim’in hanımına Hz. İshak ve on­dan sonra da Hz. Yakub’un müjdesini verince şaşır­mıştı. Melekler de ona şöyle demişlerdi: “Allah'ın rahmeti ve bereketleri siz Ehl-i Beyt’in (ev halkı­nın) üzerine olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşar­sın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir”[2]

Bu ayet Hz. İbrahim’in zevcesinin de onun Ehl-i Beyt’inden olduğunu bildirmektedir. Çünkü ayette biz­zat ona hitap edilmiştir. Elbette bu, “Ehl-i Beyt” keli­mesinin her yerde hatta maksadı belirtecek herhangi bir alametin bulunmadığı, yani mutlak olarak kullanıldığı yerlerde de zevce kelimesini kapsadığına delil teşkil edemez.

3-Tathir ayeti

“Ey Ehl-i Beyt! Allah ancak sizden her türlü pisliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” [3]

Şüphe yok ki Peygamber (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’in anlamını, işaret ve maksadını herkesten daha iyi bil­mektedir. Açıklama ve beyana ihtiyaç duyulan bu tür ayetler karşısında da Peygamber (s.a.v) yegane merci ve sığınak konumundadır.

Peygamber (s.a.v) aylarca ve özellikle de vefatı yak­laştığı sıralarda tathir ayetinde geçen Ehl-i Beyt’ten maksadın, Ashab-ı Kisa (yani Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin) olduğunu ve bu ayet gereğince onların günahlardan uzak olduklarını açıklayıp önemle vurgu yapmıştır.. Gerçekten mezkur ayette geçen Ehl-i Beyt’ten[4] maksadın Ashab-ı Kisa olduğuna dair bir çok hadis vardır. Bu hadisler Ehl-i Sünnet kitaplarında da mütevatirdir. Allame Tabatabai’nin de dediği gibi bu hususta yetmişten fazla hadis nakledilmiştir. Hatta bu konuda Ehl-i Sünnet kaynaklarından nakledilen hadis­ler Şia yoluyla nakledilen hadislerden çok daha fazladır.

Bu hadisleri Ehl-i Sünnet alimleri; Ümmü Seleme, Ayşe, Ebu Said-i Hudri, Saad b. Vakkas, Vaile b. Eska, Ebul Hemra, İbn-i Abbas, Peygamber’in kölesi Sevban, Abdullah b. Cafer, Hz. Ali ve Hz. İmam Hasan’dan kırka yakın yolla nakletmişlerdir.

Peygamber (s.a.v)’in mübarek ömrünün son ayla­rında namaza gittiği her vakit Hz. Fatıma (a.s)’ın kapı­sına gelerek, “Ey Ehl-i Beyt, namaza!” diye seslenmesi ve ardından tathir ayetini okuması da konuya apaçık bir örnek teşkil etmektedir.

Peygamber (s.a.v), Ehl-i Beyt’in ilk imamı olan Hz. Ali (a.s)’ın hakkında şu veciz ve ebedi ifadeyi kullan­mıştır: “Ey Ali sen hem dünyada efendi ve büyüksün hem de ahirette... Seni seven beni sevmiştir, sana buğz eden de bana buğz etmiştir. Senin dostun Allah’ın dostudur. Allah senin gazabınla gazab eder. Sana buğz edene eyvahlar olsun.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Ali’nin muhabbeti iman, buğzu ise nifaktır.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in sevgisi ile ölürse şehit olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse bağışlanmış olarak ölmüştür. Biliniz ki Ehl-i Beyt’in sevgisi ile ölürse, tövbe etmiş olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Ehl-i Beyt’in muhabbeti ile ölürse imanı kamil bir mü­min olarak ölmüştür. Biliniz ki her kim Al-i Muhammed’in muhabbeti ile ölürse ölüm meleği onu cennet ile müjdeler.”[5]

Şafii de Ehl-i Beyt sevgisi ile şu ebedi şiiri söylemiş­tir:

“Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyt’i, sizi sevmek

Allah tarafından Kur’an’da farz kılınmıştır

Size bu kadar büyüklük ve fazilet yeter ki

Size salavat göndermeyenin namazı batıldır.”

Ferazdak adlı meşhur şair de “Mimiyye” kasidesinde şöyle diyor:

“Öyle bir topluluk ki onları sevmek iman onlara düşmanlık ise küfürdür.

Onlara yaklaşmak da kurtuluş vesilesidir

Eğer takva ehlini sayarlarsa onlardır önderleri

Eğer “Yeryüzünün en hayırlıları kimdir?” denirse

Onlardır (Ehl-i Beyt’tir) diye cevap verilir.”

Bütün bunlardan da anlaşıldığı üzere Ehl-i Beyt’i sevmek, hakikatte Peygamber’i sevmektir ve Peygam­ber’i sevmek de hakikatte Allah’ı sevmektir. Allah bizler Kur’an ve Ehl-i Beyt yolundan ayırmasın ve onların sevgisi üzere kılsın.

Kadri ÇELİK

 

 

 

 


 

 

 


 

 

 

Önsöz

 

 

قالَ الله تَعالى:

فَسْئَلُوا اَهَلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لاتَعْلَمُونَ

سورة النحل آية: 43 وسورة الانبياء آية: 7

“Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”

(Enbiya/7 ve Nahl/43)

Bu ayet-i kerime Müslümanlara karşılaştıkları sorun­lar hususunda hak ve batılı ayırt etmeleri için ümmetin bilginlerine ve fikir ehline müracaat etmelerini emret­mektedir. Zira Allah onlara ilim öğrettikten sonra ken­dilerini bu iş için seçmiş, onlar da Kur’an’ın tevilini bi­len, ilimde derinleşmiş kimselerdir.

Bu ayet Ehl-i Beyt (a.s)’ı tanıtmak için nazil olmuş­tur. Ehl-i Beyt şunlardır: Muhammed, Ali, Fatıma, Ha­san, Hüseyin... Bunlar Al-i Aba (Abanın altına topla­nanlar) diye de bilinmektedir. Peygamber (s.a.v)’den sonra da İmam Hüseyin (a.s)’ın soyundan gelen dokuz imam da Ehl-i Beyt’tendir. Resulullah (s.a.v) çeşitli mü­nasebetlerde onları tanıtmış, “hidayet İmamları, karan­lığın ışıkları, zikir ehli ve ilimde derinleşenler” diye ad­landırmıştır. Allah-u Teala kitap ilmini de kendilerine de öğretmiştir.

Bu rivayetler Peygamber (s.a.v) döneminden beri Şi­iler nezdinde mütevatirdir. Nitekim bazı Ehl-i Sünnet alimleri ve müfessirleri de Ehl-i Beyt hakkında inen ayetleri açıkça itiraf etmişlerdir. Örnek olarak şu kay­nakları sıralayabiliriz:

1-İmam Salebi, Büyük Tefsir’inde, ilgili ayetin (Nahl/43 ve Enbiya/7) tefsirinde.

2-Tefsir-i İbn-i Kesir, c.2, s.591

3-Tefsir-i Taberi, c.14, s.75,

4-Ruh’ul Meani diye bilinen Tefsir-i Alusi, c.14, s.134

5-Tefsir-i Kurtubi, c.11, s.272,

6-Şevahid’ut-Tenzil diye meşhur olan Tefsir-i Hakim, c.1, s.334,

7-İhkak’ul-Hak diye bilinen Tefsir-i Şusteri c.3, s.482,

8-Yenabi’ul-Mevedde, Kunduzi Hanefi s.119,

 

* * *

 

Dolayısıyla hayatın önemli ve kader tayin edici hu­suslarında taharet ve ismet hanedanı olan Ehl-i Beyt’e tevessül etmeliyiz. Zira Ehl-i Beyt’in tüm boyutları, özellikle de sözleri, hayatımıza ışık tutacak bir konum­dadır. Nitekim İmam Hadi (a.s) şöyle buyurmuştur:

كَلامُكُمْ نُورٌ وَأَمْرُكُمْ رُشدٌ وَوَصيَّتُكُمْ التَّقوى.

من لا يحضره الفقيه والتهذيب وعيون أخبار الرضا

“Kelamınız nur, emriniz rüşd/kemal ve vasiyetiniz takvadır.”

Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib, Ziyaret-i Camia ve Uyun-u Ahbar’ir-Rıza

Dünyevi ve uhrevi, maddi ve manevi sorunlarımızın halli de Ehl-i Beyt vasıtasıyla mümkündür. Nitekim şöyle buyurulmuştur: “

بِكُمْ أَخْرَجَنَا اللهُ مِنَ الذُّلِّ وَفَرَّجَ عَنّا غَمَراتِ الكُروبِ وأَ  نْقَذَنا مِنْ شَفاجُرُفِ الْهَلَكاتِ وَمِنَ النّارِ.

“Allah bizi sizinle kurtardı, hüzün tozlarını giderdi; ateşten ve yokluk uçurumunun kenarından kurtardı.”

بِمُوالاتِكُمْ عَلَّمَنَا اللهُ مَعالِمَ دينِنا وَأَ صْلَحَ ما كانَ فَسَدَ مِنْ دُنْيانا

“Allah sevginiz sebebiyle dinimizin işaretlerini biz­lere öğretti ve dünyamızdaki bozuklukları islah etti.”

Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib ve Uyun-u Ahbar’ir-Rıza

 

* * *

Eğer Ehl-i Beyt’e uymayı terk edecek olursak şüphe­siz ki büyük bir uçuruma yuvarlanmış olacak ve karan­lığa gömüleceğiz. Nitekim Peygamber (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:

قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَثَلُ أَهْلِ بَيْتِي كَمَثَلِ سَفينَةِ نُوح مَنْ رَكَبَها فَقَدْ نَجى وَمَنْ تَخَلَّفَ عَنْها فَقَدْ هَلَكَ.

“Ehl-i Beyt’imin misali Nuh’un gemisi misalidir. Ona binen şüphesiz kurtulur. Ondan çekinen ise şüp­hesiz helak olur.”

İbn-i Kuteybe, Abdurrahman Suyuti (İtkan’da) Hafız Taberani (İbn-i Mağazeli) Harezmi ve bir çok Ehl-i Sünnet alimleri beyan etmişlerdir.

O halde Kur’an ve Ehl-i Beyt’in hayatımızda bir örnek, baş ödev, öğretmen ve kılavuz olmasından daha mut­luluk ve kıvanç verici şey ne olabilir!

 

* * *

 

Nitekim Resulullah (s.a.v) de şöyle buyurmuştur:

يُوشَكُ اَنْ اُ دْعى فَاُجيبُ، اِنّي تارِكٌ فِيكُمْ الثَّقَلَيْنِ كِتابَ اللهِ وَعِتْرَتي، كِتابُ اللهِ حَبْلٌ مَمْدُودٌ مِنَ السَّماء اِلَى الاَْرْضِ وَعِتْرَتي أَهْلُ بَيْتي وَاِنَّ اللّطيفَ الْخَبيرَ اَخْبَرَني اَ نَّهُما لَنْ يَفْتَرِقا حَتّى يَرِدا عَلَيَّ الْحَوْضَ فَانْظُرُوا بِماذا تَخْلُفُوني وَفي حَديث آخَر: لَنْ تَضِلُّوا ما اِن تَمَسَّكْتُمْ بِهِما.

“Yakında davet edilecek ve de icabet edeceğim, şüp­hesiz ki sizlere iki değerli şey bırakıyorum: Allah’ın ki­tabı ve itretim... Allah’ın kitabı gökten yer yüzüne sar­kıtılmış bir iptir, itretim ise Ehl-i Beyt’imdir. Latif ve Habir olan Allah bana haber verdi ki bu ikisi havuzda yanıma gelinceye kadar asla birbirinden ayrılmazlar. O halde benim içinize bıraktığım bu iki şeye (benim ye­rime) nasıl davrandığınıza dikkatle bakın.” (Başka bir hadiste ise şöyle buyurmuştur:) “Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız.”

Bu hadis yirmiden fazla sahabiden ve yaklaşık 187 raviden nakledil­miştir. Lütfen şu kaynaklara müracaat ediniz: Sahih-i Müslim, c.2, s. 238, Müsned-i Ahmed b. Hanbel c. 5, s. 181-182, Sahih-i Tirmizi, c.2, s. 220... Nefehat’ul-Erhar fi Hulaset-i Abakat’il-Envar, c. 1, s. 199-210

Bu yüzden bir dünya dolusu iftihar, muhabbet ve ihlas ile biz de şöyle diyoruz:

“Resulullah’ın Allah’ın emri ile kurucusu olduğu bir mezhebin takipçisi olduğumuz için iftihar ediyoruz. Bütün kayıtlardan/şartlardan azade olan Emir’el Mü­minin Ali bin Ebi Talib de insanları bütün zincirlerden ve köleliklerden kurtarmak için çalışmıştır. Kur’andan sonra maddi ve manevi hayatın en büyük ihtiyaçlarına cevap veren, insanı en yüce kurtuluşa erdiren, manevi ve siyasi hükümleri insana yol gösteren Nehc’ul Belağa kitabı da bizim masum İmam’dan (Hz. Ali’den)’dır. Biz Hz. Ali’den, Allah’ın kudretiyle hayatta olan ve işlere nezaret eden Hz. Mehdi’ye kadar bütün masum imam­ların bizim imamlarımız olduğu için de iftihar ediyoruz.

Yücelen Kur’an (dua) diye de adlandırılan hayat ve­rici duaların da masum imamlarımızdan olduğu hase­biyle iftihar ediyoruz. Hakeza imamların Şabaniye du­ası, Hüseyin Bin Ali (a.s)’ın Arefe Duası, Al-i Muhammed’in Zebur’u diye adlandırılan Sahife-i Seccadiye ve Allah’ın Hz. Zehra-i Merziyye’ye ettiği il­hamlardan oluşan Sahife-i Fatımıye de bizdendir.

Biz İmam Bakır’ul Ulum’un tarihin en büyük şahsi­yeti olduğundan dolayı iftihar ediyoruz. Allah-u Teala, Resulullah (s.a.v) ve masum imamlar dışında hiç kimse onun makamını derk etmemiş ve de derk edemeyecek­tir.

Biz mezhebimiz “Caferi Mezhebi” olduğundan do­layı iftihar ediyoruz. Sonsuz bir okyanus olan fıkhımız da İmam Cafer-i Sadık’ın eserlerinden sadece biridir. Biz bütün imamlarla ve onlara uymakla iftihar ediyoruz.

Biz imamlarımızın (a.s), İslam’ın yücelmesi yolunda çalıştığı, adil bir devlet teşkilinin sadece boyutlarından biri olduğu Kur’an-ı Kerim’i uygulama yolunda hapis ve sürgünlerde yaşadığı ve zamanlarının tağuti/küfür düzenlerini yıkma yolunda şehit oldukları sebebiyle de iftihar ediyoruz.”

Ey mümin ve mümine kardeşler! Bugün sizin de bil­diğiniz gibi dünya küçük bir köy haline gelmiştir. Bilgi patlaması ve devrimi çağında yaşıyoruz. Zamanımızın sığınaksız ve bitkin insanı adaletsizlikler ve eşitliksizler çölünde susuzluktan ölmektedir. An be an fesat batak­lıklarına gömülmektedir.

İnsana saadet ve özgürlük vadeden umut tacirleri, kendilerinin yarattığı ahlaki değerlerin iflas ettiğini bü­yük şaşkınlık içinde seyretmektedirler. İnsan ve insanlı­ğın bitişini seyretmeden başka da ellerinden bir şey gelmemektedir. Ama gerçekten yolun sonu ve bitişi midir? Büyük bir dehşet içinde şöyle demek gerekir: İn­sanlık kendi ilahi fıtratlarına dönmez ve geçmişini ve geleceğin ışığı/aydınlatıcı kılmazsa, evet gerçekten bu yolun sonudur... İslam hayatın en iyi reçetesi olarak her zamandan daha kurtarıcı bir şekilde ellerini bu boğul­mak üzere olan insana uzatmış, bu çölde susamış insanı kendi marifet ve bilgisiyle suvarmak istemektedir. Vahyin sonsuz atmosferinde yankılanan ve içinde hiç­bir hata olmayan Ehl-i Beyt’in faziletleri ve hadislerinin nurunu, insanın bütün maddi ve manevi hayatının üze­rine salmış, karanlıklarda bu yeşil/ilahi yolu aydınlatmış ve bu uzun yolu kendisine açıkça göstermiştir.

Ey aziz dost bir mektebi tanımanın en iyi yolu, onun temel kaynaklarını incelemek; alim ve önderlerinin sözlerini doğru bir şekilde derk etmektir. Bu yolla o mektebin dünya, yaratıklar ve tüm konulardaki anla­yışı/düşüncesi kolayca anlaşılır ve bir değerlendirmesi yapılır. Bu esas üzere biz Nur’ul-Kur’an adında büyük bir Kur’an tefsirini İngilizce olarak hazırlayıp bastırdık. Elhamdülillah bir çok ülkelerde büyük bir ilgi ve te­veccüh kazandı. Öyle ki dört yıl içinde beş baskı yaptı.

Şu anda bir yandan bu tefsirin altıncı cildini yayın­larken, bir yandan da insan yetiştiren mektebin önder­leri olan Peygamber ve Ehl-i Beyt’in sözlerinden oluşan bu kitabı da bir gül destesi olarak hazırladık. Bu kitabı sürekli en özgü/halis ve iyi yolu arayan kimselere tak­dim ediyoruz. Sürekli güzel kokan ve taze olan bu te­miz gülleri derin bir koklayarak İmam Rıza (a.s)’ın şu sözünü de derk etmenizi ümit ediyoruz:

رَحِمَ اللهُ عَبْداً اَحْيا اَمْرَنَا فَقُلْتُ لَهُ: وَكَيْفَ يُحْيي أَمْرَكُمْ قالَ: يَتَعَلَّمُ عُلُومَنا وَيُعَلِّمُهَا النَّاسَ فَاِنَّهُمْ لَوُ عَلِمُوا مَحَاسِنَ كَلاَمِنَا لاَتَّبَعُونَا.

بحار الانوار ج 2 ص 30 / معاني الاخبارص 18 / وسائل الشيعة ج 92 ص 27

“İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur “İşi­mizi/emrinizi ihya edene Allah rahmet etsin.” “Emri­niz/İşiniz nasıl ihya edilir.” diye sorulunca da şöyle bu­yurdu: “İlmimizi öğrenir ve insanlara öğretir. Zira in­sanlar sözlerimizin güzelliğini bilecek olurlarsa şüphesiz bize tabi olurlar.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 30; Mean’il-Ahbar, s. 18

Vesail’uş-Şia, c. 92; s. 27

Değerli Ehl-i Beyt’in bu gülden güzel sözlerini oku­mak ve duymak suretiyle Allah’ın alim insanlara hücce­tini tamamlamasını ve gençlerin bu risalet hanedanına uymakla her türlü dini, fikri, akidevi, ahlaki, içtimai, ik­tisadi, siyasi ve kültürel sapıklıklardan korunmasını ümid ederiz. İnşaallah bu vesile ile gençlerimiz etkin bir şahsiyet sayesinde bütün dünyada İslam ve müslümanlara hizmet eder, bu ilahi yolda çalışır.

Son olarak...

اَلسَّلامُ عَلى مَحالِّ مَعْرِفَةِ اللهِ وَمَساكِنِ بَرَكَةِ اللهِ وَمَعادِنِ حِكْمَةِ اللهِ وَحَفَظَةِ سِرِ اللهِ وَحَمَلَةِ كِتابِ اللهِ وَاَوْصِياءِ نَبِيِّ اللهِ وَذُ رِّ يَّةِ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكاتُهْ.

من لا يحضره الفقيه والتهذيب وعيون اخبار الرضا

“Selam olsun Allah’ı tanıma mahalline, Allah’ın be­reket meskenlerine, Allah’ın hikmet madenlerine, Al­lah’ın sırlarının koruyucularına Allah’ın kitabını yükle­nenlere, Nebiyyullah’ın vasilerine ve Resulullah’ın zür­riyetine... (Allah’ın rahmeti ve bereketi O’na ve zürriye­tine olsun)”

Men La Yehzuruh’ul-Fakih, et-Tehzib ve Uyun-u Ahbar’ir-Rıza

وَالسَّلامُ عَلى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدى.

“Hidayete tabi olanlara selam olsun.”

Üstad Seyyid Kemal Fakih İmani

Isfahan-İran


 

 

 

 

 

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحيم

ِ

Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla

 

 

Allah’ı Tanıma,

Allah’ın Azameti ve Lütfü

 

 

1 ـ قال رَسولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اَيُّهَا النّاسُ اِنَّهُ لا نَبِيَّ بَعْدي وَلا أُ مّةَ بَعْدَكُمْ اَلا فَاعْبُدوُا رَبَّكُمْ وَصَلُّوا خَمْسَكُمْ وَصُومُوا شَهْرَكُمْ وَحُجُّوا بَيْتَ رَبِّكُمْ وَاَدُّوا زَكاةَ اَمْوالِكُمْ طيبَةً بِها اَنْفُسُكُمْ وَاَطيعُوا وُلاةَ اَمْرِكُمْ تَدْخُلُوا جَنَّةَ رَبِّكُمْ .

الخصال 322

1-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Ey insanlar, şüphesiz ki benden sonra nebi ve sizden sonra da bir ümmet yoktur. Bilin ve uyanık olun ki sadece Rabbinize ibadet edin, beş vakit namazlarınızı kılın, Ramazan aylarınızda oruç tutun, Rabbinizin evini hacc edin, nefis temizliği içinde mallarınızın zekatını verin ve Rabbinizin cennetine girmek için emir sahiple­rinize itaat edin.”

(el-Hisal, s. 322)

 

2- قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

طُوبى لِمَنْ أَخْلَصَ لِلّهِ عَمَلَهُ وَعِلْمَهُ وَحُبَّهُ وَبُغْضَهُ وَأَخْذَهُ وَتَرْكَهُ وَكَلامَهُ وَصَمْتَهُ وَفِعْلَهُ وَقَوْلَهُ.

بحار الانوار 77/289

2-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuş­tur: “Ameli, ilmi, sevgisi, gazabı, alışı, terk edişi, ko­nuşması, susması, davranışları ve sözleri Allah’a ha­lis/özgü olanlara ne mutlu!”

(Bihar’ul-Envar, c. 77, s. 289)

 

* * *

 

3- من خطبة فاطمة الزهراء عليها السلام

فَجَعَلَ اللهُ الإيمانَ تَطْهيرًا لَكُم مِنَ الشَّركِ، وَالصَّلوةَ تَنْزِيهًا لَكُمْ عَنِ الْكِبْر، والزَّكاةَ تَزْكيَةً لِلنَّفْسِ، وَنِماءً فِي الرَّزْقِ، والصَّيامَ تَثْبِيتًا لِلْإِخْلاصِ، ولْحَجَّ تَشيِيْدًا لِلدَّينِ، وَالْعَدْلَ تَنْسيقاً لِلْقُلُوبِ، وَطاعَتَنا نِظاماً لِلْمِلَّةِ، وَ اِمامَتَنا اَماناً مِنَ الفُرْقَةِ، والْجِهادَ عزًا لِلْإِسلامِ، وَالصَّبْرَ مَعُونةً عَلَي اسْتِيجابِ الأَجْرِ، والأَمرَ بِا لْمَعْروُفِ مَصْلَحَةً لِلْعامَّةِ، وَبِرَّ الْوالِدَيْنِ وِقايَةً مِنَ السَّخَطِ، وَصِلَةَ الْأَرْحامِ مِنْماةً لِلْعَدَدِ، وَالقِصاصَ حِقْنًا لِلْدَّماءِ، وَالوفاءَ بالنذر تعريضًا لِلْمغفِرَةِ، وَتَوْفِيَةَ الْمَكائيلَ وَالمَوازين تَغْييراً لِلْبَخْسِ، وَالنَّهيِ عَنْ شُرْبِ الخَمْرِ تَنْزِيهاً عَنِ الّرَجْسِ، وَاجْتِنابِ القَذْفِ حِجابًا عَنِ اللَّعْنَةِ وَ تَرْكَ السَّرقَةِ إيْجاباً لِلعِفَّة وَ حَرَّمَ اللَّهُ الشَّرْكَ إخْلاصاً لَهُ بِا لرُّبُوبيّة. فاتَّقُو اللَّهَ حقَّ تُقاته ولا تَمُوتُنَّ إلاَّ وَ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ وَاطيعوا اللَّهَ فِيْما اَمَرَكُمْ بِهِ ونَهاكُمْ عَنهُ، فَاِنَّهُ «اِنَّما يَخْشَي اللَّهَ مِنْ عِبادِهِ العُلَماءُ»

3- (Hz. Fatıma (a.s) Medine’de, Mescid’un-Nebi’de okuduğu hutbeden bir bölüm:)

“Allah imanı şirkten temizlenmek, namazı kibirden arınmak, zekatı nefsi tezkiye etmek ve rızkı arttırmak, orucu ihlası sabit kılmak, haccı dini güçlendirmek, ada­leti kalpleri birbirine bağlamak, itaatimizi dinin düze­nini sağlamak, imametimizi tefrika ve dağılmayı önle­mek, cihadı İslam’ın izzetini yüceltmek, sabrı hakkın mükafatını elde etmek, iyiliği emretmeyi umumun maslahatını korumak, anne babaya iyiliği Allah’ın gaza­bını önlemek, sıla-i rahimde bulunmayı müminler top­luluğunu arttırmak, kısası, nefisleri/kanları korumak, ahde vefayı mağfirete erişmek, tartıda doğru olmayı kıt­lıkla/yoklukla savaşmak, şarabı yasaklamayı kötülükler­den uzak kalmak, iftira ve yakışık olmayan isnatlardan kaçınmayı Allah’ın lanetinden korunmak ve hırsızlık etmemeyi iffetli olmak için bir sebep kılmıştır. Hakeza Allah şirki de hakkın rububiyeti ve kullukta ihlaslı ol­mak için haram kılmıştır.

O halde Allah’tan gereği gibi sakının ve sadece Müslümanlar olarak ölün. Allah’a emir ve yasakları hu­susunda itaat edin: “Şüphesiz ki Allah’tan sadece alim kulları korkar.”

(Bu hutbe Şii ve Ehl-i Sünnet alimlerinin bir çok senet zinciri ile naklettikleri meşhur hutbelerden biridir. İbn-i Ebi’l-Hadid Nehc’ül-Belağa şerhinde bu hutbenin bütün senet zincirini nakletmiştir ki yeri olmadığından burada zikrinden sarf-ı nazar ettik.)

 

* * *

 

4- قالَ الاِْمامُ السَّـجّادُ عليه السّلام :

اَلْحَمْدُ لِلّهِ وَالْحَمْدُ حَقُّهُ كَما يَسْتَحِقُّهُ حَمْداً كثيراً وَاَعُوذُ بِهِ مِنْ شَرِّ نَفْسِي اِنَّ النَّفْسَ لاَمّارَةٌ بِالسُّوَءِ اِلاّ ما رَحِمَ رَبّي.

وَ أَعُوذُ بِهِ مِنْ شَرِّ الشَّيْطانِ الَّذي يَزيدُني ذَنْباً اِلى ذَنْبي وَاَحْتَرِزُ بِهِ مِنْ كُلِّ جَبّار فاجِر وَسُلْطان جآئِر وَعَدُوٍّ قاهِر.

اَاللّهُمَّ اجْعَلْني مَنْ جُنْدِكَ فَاِنَّ جُنْدَكَ هُمُ الْغالِبُونَ وَاجْعَلْني مِنْ جِزْبِكَ فَاِنَّ حِزْبَكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَاجْعَلْني مِنْ اَوْلِيائِكَ فَاِنَّ اَوْلِيآئَكَ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاهُمْ يَحْزَنُونَ.

اَللّهُمَّ اَصْلِحْ لي ديني فَاِنَّهُ عَصْمَةُ اَمْري وَاَصْلِحْ لي آخِرَتي فَاِنَّها دارُ مَقَرّي وَاِلَيْها مِنْ مُجاوَرَةِ اللِّئامِ مَفَرّي وَاجْعَلِ الْحَياةَ زِيادَةً لي في كُلِّ خَيْر وَالْوَفاةَ راحَةً لى مِنْ كُلِّ شَرٍّ اَللّهُمَّ صَلِّ عَلى مُحَمَّد خاتَمِ النَّبِيّينَ وَتَمامِ عِدَّةِ الْمُرْسَلينَ وَعَلى الِهِ الطَّيِّبينَ الطّاهِرينَ وَاَصْحابِهِ الْمُنْتَجَبينَ وَهَبْ لى ثَلاثاً لا تَدَعْ لى ذَنْباً اِلاّ غَفَرْتَهُ وَلا غَمَّا اِلاّ اَذْهَبْتَهُ وَلا عَدُوّاً اِلاّ دَفَعْتَهُ بِبِسْمِ اللهِ خَيْرِ الاَْسْماءِ بِسْمِ اللهِ رَبِّ الاَْرْضِ وَالسَّماءِ....

بحار الانوار 90/187 وملحقات الصحيفة السجادية: 572

4-İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hamd Allah’a mahsustur; Allah’a özgü sayısız hamd O’na mahsustur. Nefsimin şerrinden ona sığını­rım. Şüphesiz ki Allah’ın rahmet ettiği dışında bütün nefisler kötülüğü emreder.

Sürekli günahlarımı artıran şeytanın, her zalim sulta­nın ve kahir düşmanın şerrinden de Allah’a sığınırım.

Allah’ım beni kendi ordundan kıl. Şüphesiz ki üstün gelenler senin ordundur. Allah’ım beni kendi hizbinden kıl şüphesiz ki kurtuluşa erenler senin hizbindir. Al­lah’ım beni dostlarımdan kıl. Şüphesiz ki dostlarına korku yoktur ve onlar asla üzülmezler.

Allah’ım dinimi islah et; şüphesiz ki din işimin ismeti (beni dizginleyen)’dir. Allah’ım ahiretimi de islah et; şüphesiz ki ahiret, benim sonunda karar kılacağım yurt ve kötüler ile oturmaktan kendisine sığındığım yerdir. Allah’ım dünya hayatını benim için her hayırda/iyilikte bir artış vesilesi kıl ve ölümü her kötülükten kurtuluş için bir rahatlık vesilesi kıl.

Allah’ım Peygamberlerin sonuncusu ve bütün elçile­rinin tamamlayıcısı olan Muhammed’e, Tahir ve Tayyib Ehl-i Beyt’ine ve seçkin ashabına rahmet gönder. Al­lah’ım bana şu üç hacetimi kabul et: Bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir hüzün/gam ve ben­den def etmediğin hiçbir düşmanım olmasın; isimlerin en iyisi Allah ismi ile, göklerin ve yerin rabbi Allah’ın ismi ile...”

Bihar’ul-Envar, c. 90, s. 187

Mulhakat’us-Sahifet’is-Seccadiye/572

 

* * *

 

5- قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

عِظَمُ الْخالِقِ عِنْدَكَ يُصَغِّرُ الْمَخْلُوقَ في عَيْنِكَ.

نهج البلاغة: الكلمات القصار 129

5-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Eğer Allah’ın azametini derk edecek olursan, bütün yaratıklar gözünde küçülür/değersiz hale gelir.”

(Nehc’ül-Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar, 129)

 

* * *

 

6 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

اَلْقَلْبُ حَرَمُ اللهِ فَلا تُسْكِنْ حَرَمَ اللهِ غَيْرَ اللهِ.

بحار الانوار / 70/25

6-İmam Sadık (a.s)şöyle buyurmuştur: “Kalp Al­lah’ın haremidir, Allah’ın hareminde Allah’tan başka­sında yer vermeyin.”

(Bihar’ul-Envar, c. 70, s. 25)

 

* * *

 

7 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

شيعَتُنا الَّذينَ اِذا خَلَوا ذَكَرُوا اللهَ كَثيراً .

بحار الانوار / 93/162

7-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şiilerimiz halvetlerde/yalnız kaldıklarında Allah’ı çok zikreden­lerdir.”

(Bihar’ul-Envar, c. 93, s. 162)

 

* * *

 

8 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

لا وَاللهِ ما أَرادَ اللهُ تَعالى مِنَ النّاسَ اِلاَّ خَصْلَتَيْنِ: أَنْ يُقِرُّوا لَهُ بِالنَّعَمِ فَيَزيدَهُمْ وَبِالذُّنُوبِ فَيَغْفِرَها لَهُمْ .

الكافي / 2/426

8-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a and olsun ki Allah kullarından sadece şu iki hasleti irade etmiştir: Nimetlerini ikrar etmeyi ki böylece onlara ni­metlerini arttırır ve günahlarını itiraf etmeyi ki bu vesi­leyle de onların günahlarını affeder.”

(Kafi, c. 2, s. 426)

 

* * *

 

9 ـ قالَ الاِْمامُ الْحُسَيْنُ عليه السّلام :

إنَّ اللهَ جَلَّ ذِكْرُهُ ما خَلَقَ العِبادَ اِلاّ لِيَعْرِفُوهُ فَاِذا عَرَفُوهُ عَبَدُوهُ، فِاذا عَبَدُوهُ اِسْتَغْنَوْا بِعِبادَتِهِ عَنْ عِبَادَةِ ما سِواهُ.

سفينة البحار/ 2/180

9-İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki zikri yüce olan Allah kullarını kendisini tanısınlar diye yaratmıştır, kulları O’nu tanıyınca, ona ibadet ederler ve ona ibadet edince de O’ndan gayrisine iba­detten müstağni/ihtiyaçsız olurlar.”

(Sefinet’ul-Bihar, c. 2, s. 180)

 

* * *

10 ـ قالَ الاِْمامُ عَلِيُ بْنُ الْحُسَيْنِ عليه السّلام :

لا يُهْلَكُ مُؤْمِنٌ بَيْنَ ثَلاثِ خِصال: شَهادَةُ اَنْ لا اِلهَ اِلاّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَريك لَهُ، وَشَفاعَةُ رَسُولِ اللهِ، وَسِعَةُ رَحْمَةِ الله.

سفينة البحار/ 517

10-İmam Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin kul şu üç sıfat sebebiyle helak olmaktan kur­tulur: Allah’tan başka ilah, yoktur, tektir ve ortağı yok­tur diye yaptığı şahadet, Resulullah’ın şefaati ve Allah’ın rahmetinin genişliği...”

(Sefinet’ul-Bihar, s. 517)

 

 


 

 

 

Namaz ve Etkileri

 

11 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:

لَيَْسَ مِنّى مَنِ اسْتَخَفَّ بِصَلاتِهِ، لا يَرِدُ عَلَيَّ الْحَوْضَ لا وَللهِ.

من لا يحضره الفقيه/ 1 / 206

11-Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazı hafife alanlar vallahi benden değildir ve havuzda asla yanıma gelmeyecektir.” (Yani ümmetin iyileri Peygamberin lü­tuf ve merhametine mazhar olunca o bundan nasip­lenmez ve Peygamberin ümmetinden sayılmaz.)

(Men La Yehzuruh’ul-Fakih, c. 1, s. 206)

 

* * *

 

12 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

لَوْ كانَ عَلى بابِ أَحَدِكُمْ نَهْرٌ فَاغْتَسَلَ مِنْهُ كُلَّ يَوْم خَمْسَ مَرّات هَلْ كانَ يَبْقى عَلى جَسَدِهِ مِنَ الْدَّرَنِ شَيْءٌ إِنَّما مَثَلُ الصَّلاةِ مَثَلُ النَّهْرِ الَّذى يُنْقى كُلَّما صَلّى صَلاةً كانَ كَفّارَةً لِذِنُوبِهِ إلاّ ذَنْبٌ أَخْرَجَهُ مِنَ الاْيمانِ مُقيمٌ عَلَيْهِ.

بحار الانوار/ 82/236

12-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden bi­rinin kapısından bir nehir geçse ve her gün beş defa o nehirde yıkansa, bedeninde hiçbir pislik kalır mı? Şüp­hesiz ki namazın misali işte bu temizleyen nehir misali­dir. Namaz, kendisini imandan çıkaran günahlar dışında namazı kılan insanın tüm günahlarına kefarettir.

(Bihar’ul-Envar, c. 82, s. 236)

 

* * *

 

13 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:

وَصَلاةُ فَرِيضَة تَعْدِلُ عِنْدَ اللهِ أَ الْفَ حِجَّة وَأَ لْفَ عُمْرَة مَبْرُورات مُتَقَـبِّلات.

بحار الانوار/ 99/14

13-Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Farz namaz Al­lah katında bin hac ve bin makbul/iyi umreye denktir.”

(Bihar’ul-Envar, c. 99, s. 14)

 

* * *

 

14 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:

لا تُضَيِّعُوا صَلواتَكُمْ، فَاِنَّ مَنْ ضَيَّعَ صَلاتَهُ حُشِرَ مَعَ قارُونَ وهامانَ وَكانَ حَقّاً عَلَى اللهِ أنْ يُدْخِلَهُ النّار مَعَ الْمُنافِقيينَ.

بحار الانوار / 83/14

14-Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazlarınızı zayi etmeyiniz. Şüphesiz ki namazını zayi edenler Ka­run ve Haman ile haşr olur. Allah da onu münafıklar ile birlikte bir hak olarak ateşe atar.”

(Bihar’ul-Envar, c. 83, s. 14)

 

* * *

 

15 ـ قال النَّبِيُّ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اِذا صَلَّيْتَ صَلاةً فَصَلِّ صَلاةَ مُوَدّع.

بحار الانوار/ 69/408

15-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namazı kılarken, son namazını kılan kimse gibi ol.” (Tam bir kalp huzuruyla namaz kıl; idam hükmünün infazından önce namaz kılan kimse gibi ol.)

(Bihar’ul-Envar, c. 69, s. 408)

 

* * *

 

16 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

لَوْ يَعْلَمُ الْمُصَلِّي ما يَغْشاهُ مِنَ الرَّحْمَةِ لَما رَفَعَ رَأْسَهُ مِنَ السُّجُودِ.

تصنيف غرر الحكم / 175

16-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Eğer namaz kılan kimse kendisini çepe-çevre saran ilahi rahmetten haberdar olsaydı, asla başını sec­deden kaldırmazdı.”

(Tesnif-u Gurer’il-Hikem, s. 175)

 

* * *

 

17 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

أَوَّلُ ما يُحاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ اَلصَّلاةُ فَاِنْ قُبِلَتْ قُبِلَ ما سِواها.

بحار الانوار / 7/267

17-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kulun he­saba çekildiği ilk şey namazdır. Namazı kabul görürse gayrisi her şey kabul görür.” (Aksi takdirde diğer amel­lerinin kendisine hiçbir faydası olmayacaktır.)

(Bihar’ul-Envar, c. 7, s. 267)

 

* * *

 

18 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

اِنَّ شَفاعَتَنا لَنْ تَنالَ مُسْتَخِفّاً بِالصَّلاةِ.

بحار الانوار/ 82/236

18-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazı hafife alanlar şüphesiz ki asla şefaatimize nail olamaz­lar.”

(Bihar’ul-Envar, c. 82, s. 136)

 

* * *

 

19 ـ قالَ الاِْمامُ مُحَمَّدٌ الْباقِرُ عليه السّلام :

عَشْرٌ مَنْ لَقِيَ اللهُ عَزَّوَجَلَّ بِهنَّ دَخَلَ الْجَنَّةَ: شَهادَةُ أنْ لا اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَأَ نَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللهِ وَالاِْقْرارُ بِما جاءَ مِنْ عِنْدِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ، وَاِقامُ الصَّلاةِ، وَايتاءُ الزَّكاةِ وَصَوْمُ شَهْرِ رَمَضانَ، وَحِجُّ الْبَيْتِ، وَالْوِلايَةُ لاَوْلِياءِ اللهِ، وَالْبَرائَةُ مِنْ أَعْداءِ اللهِ، وَاِجْتِنابُ كُلِّ مُسْكِر.

الخصال / 432

19-İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah her kimi şu on sıfata sahip olduğu bir halde mülakat ederse, şüphesiz ki o kimse cennete girer: Al­lah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şahadet; Allah azze ve celle’nin indin­den gelen her şeyi ikrar etmek; namaz kılmak; zekat vermek; Ramazan ayında oruç tutmak; Allah’ın evi Kabe’yi hacc etmek; Allah’ın dostlarına dost olmak, Allah’ın düşmanlarından beri olmak ve sarhoş edici her türlü şeyden sakınmak.”

(el-Hisal, s. 432)

 

* * *

 

20 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

الصَّلاةُ قُرْبانُ كُلِّ تِقِيّ ، وَالْحَجُّ جِهادُ كُلِّ ضَعيف، وَلِكُلِّ شَيء زَكاةٌ وَزَكاةُ الْبَدَنِ اَلصِّيامُ، وَجِهَادُ الْمَرأَةِ حُسْنُ التَّبَعُّلِ.

نهج البلاغة، الكلمات القصار/ 136

20-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Namaz her takvalı insanın Allah’a yakınlaşma vesilesidir, hac her zayıf insanın cihadıdır (zira hac eşinden ve çocuklarından uzak kalmak, soğukluk, sı­caklık ve korku gibi bir takım meşakkatlere katlanmak demektir) Her şeyin bir zekatı vardır, bedenin zekatı ise oruçtur, kadının cihadı ise eşi ile iyi geçinmesi ve ona itaat etmesidir.”

(Nehc’ül-Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar/136)

 

* * *

 

21 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

ما مِنْ لَيْلَة اِلاّ وَمَلَكُ الْمَوْتِ يُنادى يا اَهْلَ الْقُبُورِ لِمَنْ تَغْبِطُونَ الْيَوْمَ وَقَدْ عايَنْتُمْ هَوْلَ الْمُطَّلَعِ، فَيَقُولُ الْمَوْتى اِنَّما نَغْبِطُ الْمُؤْمِنينَ في مَساجِدِهِمْ لاَِ نَّهُمْ يُصَلُّونَ وَلا  نُصَلّي، وَيُؤْتُونَ الزَّكاةَ وَلا نُزَكّي، وَيَصُومُونَ شَهْرَ رَمَضانَ وَلا نَصُومُ، وَيَتَصَدَّقُونَ بِما فَضَلَ عَنْ عِيَالِهِمْ وَنَحْنُ لا نَتَصَدَّق...

ارشاد القلوب/ 53

21-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her gece ölüm meleği şöyle nida eder: “Ey kabir sakinleri, bugün ahiretin durumunu gördüğünüz halde kime imreniyor­sunuz”

Ölüler cevap olarak şöyle der: “Şüphesiz ki biz ca­milerde namaz kılan müminlere imreniyoruz. Zira onlar namaz kılıyorlar biz ise namaz kılamıyoruz; onlar zekat veriyorlar, biz ise zekat veremiyoruz; onlar Ramazan ayında oruç tutuyorlar, biz ise oruç tutamıyoruz; onlar ailesinin geçiminden arta kalanı sadaka veriyorlar, biz ise sadaka veremiyoruz. Onlar Allah’ı çok zikrediyorlar, biz ise zikredemiyoruz. Dünyada kaybettiklerimizden dolayı eyvahlar olsun bize.”

(İrşad’ul-Kulub, s. 53)

 

* * *

 

22 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

سَمِعْتُ مُنادياً يُنادي عِنْدَ حَضْرَةِ كُلِّ صَلاة، فَيَقُولُ يا بَنى آدَمَ  ! قُومُوا فَاَطْفَؤُوا عَنْكُمْ ما أَوْقَدْتُمُوهُ عَلى أَ نْفُسِكُمْ.

مستدرك الوسائل/ 3/102

22-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her namaz kıldığım zaman şöyle bir ses işitiyorum: “Ey insanoğul­ları kalkınız, kendinizi ellerinizle nefsinize yaktığınız ateşi namaz kılarak söndürün.”

(Müstedrek’ül-Vesail c. 3, s. 102)

 

23 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

حافِظُوا عَلَى الصَّلَواتِ، فَاِنَّ اللهَ تَبارَكَ وَتَعَالى اِذا كانَ يَوْمُ القِيامِةً يَأتى بِالْعَبْدِ، فَأَوّلُ شَيء يَسْأَ لُهُ عَنْهُ الصَّلاةُ، فَاِنْ جاءَ بِها تامَّةً، وَاِلاّ زُخَّ فِى النّارِ.

بحار الانوار/ 82/202

23-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Namaz­lara dikkat edin, şüphesiz Allah tebarek ve teala kıyamet günü kul getirilince kendisine ilk önce namazı sorar. Eğer kul namazını tam eda etmişse (kurtuluşa erenler­den olacaktır); aksi takdirde ateşe atılacaktır.”

(Bihar’ul-Envar, c. 82, s. 202)

 

* * *

 

24 ـ عَنْ أبى بَصير، قالَ دَخَلْتُ عَلى اُمِّ حَميدَةَ اُعَزِّيها بِأَبى عَبْدِ اللهِ عليه السّلام فَبَكَتْ وَبَكَيْتُ لِبُكائِها ثُمَّ قالَتْ: يا أَبا مُحَمَّد لَوْ رَأَيْتَ أَبا عَبْدِ اللهِ عليه السّلام عِنْدَ الْمَوْتِ لَرَأَيْتَ عَجَباً، فَتَحَ عَيْنَيْهِ ثُمَّ قالَ اِجْمَعُوا كُلَّ مَنْ بَيْنى وَبَيْنَهُ قَرابَةٌ، قالَتْ: فَما تَرَكْنا أَحَداً اِلاّ جَمَعْناهُ فَنَظَرَ اِلَيْهِمْ ثُمَّ قالَ: اِنَّ شَفاعَتَنا لا تَنالُ مُسْتَخِفّاً بِالصَّلاةِ.

وسائل الشيعة/ 4/26

24-Ebu Basir şöyle diyor: (İmam Sadık (a.s)’ın şaha­deti için baş sağlığı dilemek üzere) Ümmü Hamide’nin (Musa b. Cafer (a.s)’ın annesinin) huzuruna vardım. Ümmü Hamide ağladı, ben de ardından ağlamaya baş­ladım, daha sonra şöyle dedi: “Ey Eba Muhammed, Eba Abdillah (a.s)’ı (İmam Sadık’ı) ölüm anında gör­müş olsaydın, ilginç bir şey görmüş olurdun. İmam Sa­dık (a.s) gözlerini açtı ve, “Aramızda akrabalık olan herkesi toplayın.” dedi. Ümmü Hamide daha sonra şöyle dedi: “Bunun üzerine biz de ilgili herkesi oraya topladık. İmam (a.s) oradakilere baktı, sonra şöyle bu­yurdu: “Şüphesiz ki namazı hafife alanlar şefaatimize nail olamaz.”

(Vesail’uş-Şia, c. 4, s. 26)

 

* * *

 

25 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اَلْعِبادَةُ مَعَ أَكْلِ الْحَرامِ كَالْبِناءِ عَلَى الرَّمْلِ.

بحار الانوار/ 84/258

25-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Haram yi­yecek ile birlikte olan ibadet, çakıl taşları üzerinde ya­pılmış (hiç sağlam olmayan) binaya benzer.”

(Bihar’ul-Envar, c. 84, s. 258)

 

* * *

 


 

 

 

Teheccüd Namazı

 

 

26 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

شَرَفُ الْمُؤْمِنِ قِيامُهُ بِالْلَّيْلِ وَعِزُّهُ اِستغْناؤُهُ عَنِ النّاسِ.

بحار الانوار/ 77/20

26-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Müminin şerefi gece (ibadet için) kıyam etmesidir. Müminin iz­zeti ise insanlardan müstağni/ihtiyaçsız olmasıdır.

(Bihar’ul-Envar, c.77, s. 20)

 

* * *

 

27 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

مَنْ كَثُرَ في لَيْلِهِ نَوْمُهُ فاتَهُ مِنَ الْعَمَلِ ما لا يَسْتَدْرِكُهُ فى يَوْمِهِ.

غرر الحكم/ 289

27-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Geceleyin fazla uyuyan gündüz elde edemeye­ceği bir ameli (yani gece namazını) elden kaçırır.”

(Gurer’ul-Hikem, s. 289)

* * *

 

28 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام فيما ناجَى اللهُ عَزَّوَجَلَّ بِه مُوسَى بْنِ عِمْرانَ عليه السّلام: يَابْنَ عِمْرانَ كَذَبَ مَنْ زَعَمَ أَ نَّهُ يُحِبُّنِي فَاِذا جَنَّهُ اللَّيْلُ نامَ عَنّي.

بحار الانوار/ 13/329

28-İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Allah-u Teala Hz. Musa (a.s)’a şöyle hitap etti: “Ey İmranoğlu! Gece boyu benden gaflet edip uyudukları halde beni sevdi­ğini iddia edenler yalan söylüyor. (Dost, dostla konuş­maktan lezzet almaz mı?”

(Bihar’ul Envar, c.13, s.329)

 

* * *

 

29 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

لا تَدَعْ قِيامَ اللَّيْلِ فَاِنَّ الْمَغْبُونَ مَنْ حُرِمَ قِيامَ اللَّيْلِ .

بحار الانوار/ 83/127

29-İmam Sadık(a.s) şöyle buyurmaktadır: “Gece namazını asla terk etme! Gerçek zarara uğramış kimse, gece namazından mahrum kalan kimsedir.

(Bihar’ul Envar, c.83, s.127)

 

* * *

30 ـ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللهِ عليه السّلام قالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ لِجَبْرَئيلَ عِظْنِي فَقالَ: يا مَحَمَّدُ عِشْ ما شِئْتَ فَاِنَّكَ مَيِّتٌ، وَأَحْبِبِ ما شِئْتَ فَاِنَّكَ مُفارِقُهُ، وَاِعْمَلْ ما شِئْتَ فَاِنَّكَ مُلاقِيهِ، شَرَفُ المُوْمِنِ صَلاتُهُ بِالْلَّيْلِ، وَعِزُّهُ كَفُّهُ عَنْ أَ عْراضِ النّاسِ.

الخصال / 72

30-Ebi Abdillah (İmam Sadık-a.s-), şöyle buyur­maktadır: “Resulullah (s.a.v) Cebrail’e “bana öğüt ver” diye buyurdu. Bunun üzerine Cebrail şöyle dedi: “Ey Muhammed istediğin kadar yaşa, ama şüphesiz ki so­nunda öleceksin. İstediğin kadar sev, şüphesiz ki so­nunda ayrılacaksın. İstediğin şeyi yap şüphesiz ki so­nunda onu (karşılığını) göreceksin. Müminin şerefi gece namazıdır. İzzeti ise insanların ırz ve yüz suyundan sarf-ı nazar etmesidir.”

(el-Hisal/72)

 

* * *

 

31 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

ثَلاثَةٌ هُنّ فَخْرُ الْمُؤمِنِ وَزَيْنُهُ في الدُّنْيا وَالاخِرةِ: اَلصَّلاةُ في آخرِ اللَّيْلِ، وَ يَأْسُهُ مِمّا في أَ يْدي النّاس، وَوِلا يَةُ الاِمامِ مِنْ آلِ مُحَمَّد.

بحار الانوار/ 75 / 107

31-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şu üç şey müminin dünya ve ahirette ziyneti ve övünç kaynağıdır: Gecenin sonunda kıldığı teheccüd namazı, insanların elinde olan şeylere ümit bağlamaması ve Al-i Muhammed’den (Ehl-i Beyt’ten) olan imamın velayet sevgisi.”

(Bihar’ul Envar, c.75, s.107)

 

* * *

 

32-قالَ الاِْمامُ الجَوادُ عليه السّلام:

مَنْ وَثِقَ بِاللهِ أراهُ السُّروُرَ وَمَنْ تَوَكَّلَ عَلَى اللهِ كَفاهُ الاُمُورَ.

بحار الانوار / 78 / 79

32-“İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’a güvenirse Allah ona sevinç ve mutluluk verir ve her kim de Allah’a tevekkül ederse Allah ona işlerinde kifayet eder/yeter.

(Bihar’ul Envar, c.78, s.79)


 

 

 

 

 

 

 

Allaha İman ve Rızayetini

Elde Etmek

 

33 -قالَ الصّادِقُ عليه السّلام حَدَّثَني أَبي عَنْ أَبِيه عليه السّلام:

أنَّ رَجُلاً مِنْ أَهْلِ الْكُوفَةِ كَتَبَ اِلى أَبي الْحُسَيْنِ بِنْ عَلِيّ عليه السّلام يا سَيْدِي أَخْبِرْني بِخَيْرِ الدُّ نْيا والاخِرَةِ فَكَتَبَ صَلَواتُ اللهِ عَلَيْهِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ، أَمّا بَعْدُ فَاِنَّ مضن طَلَبَ رِضَى الله بسخط الناس كفاهُ اللهُ اُمور الناس ومَنْ طَلَبَ رِضَى النّاسِ بِسَخَطِ اللهِ وَكَلَهَ اللهُ اِلى النّاسِ وَالسَّلامُ.

بحار الانوار / 71 / 208

33-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Babam bana babasından şöyle buyurduğunu nakletti: Kufe eh­linden bir adam, babam Hz. Hüseyin bin Ali (a.s)’a şöyle yazdı: “Ey efendim, bana dünya ve ahiret hay­rını/iyiliğini haber ver.” Bunun üzerine babam (a.s) şöyle yazdı: “Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla, şüphesiz ki her kim Allah’ın rızasını insanların gazabın­dan üstün tutarsa, Allah da insanlarla ilişkilerinde ken­disine kifayet eder/yeter. Her kim de insanların rızayetini Allah’ın gazabına tercih ederse, Allah da onu insanlara havale eder... ve’s-Selam”

(Bihar’ul Envar, c.71, s.208)

* * *

34 ـ قالَ الاِْمامُ السَّـجّادُ عليه السّلام :

مَنْ عَمِلَ بِما اِفْتَرَضَ اللهُ عَلَيْهِ فَهُوَ مِنْ خَيْرِ النّاسِ.

الكافي / 2 /81

34-İmam Seccad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’ın kendine farz kıldığı şeylerle amel ederse, o in­sanların en hayırlısıdır.”

(el-Kafi c.2,s.81)

* * *

35 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

مَنْ أَحَبَّ لِلّهِ وَأَبْغَضَ لِلّهِ وَأَعْطى لِلّهِ فَهُوَ مِمَّن كَمُلَ ايمَانُهُ .

الكافي / 2 /124

35-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah için sever Allah için buğz eder ve Allah için ih­sanda bulunursa o kimse imanı kemale erişenlerden­dir.”

(el-Kafi c.2,s.124)

* * *

36 ـ قالَ الاِْمامُ الْحَسَنُ الْعَسْكَريُّ عليه السّلام:

خِصْلَتانِ لَيْسَ فَوْقَهُما شَيءٌ: اَلاْيمانُ بِاللهِ، وَنَفْعُ الاِْخْوانِ.

بحار الانوار / 17/218

36-İmam Hasan el-Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: “şu iki hasletin üstünde hiçbir şey yoktur: “Allah’a iman ve Müslüman kardeşlerini faydalandırmak.”

(Bihar’ul Envar c.17, s.217)

 

* * *

 

 

 

 

 

 

Takva ve Gerekliliği

 

 

37 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اَكْثَرُ ما يُدْخِلُ النّاسَ الْجَنَّةَ تَقْوَى اللهِ وَحُسْنُ الخُلْقِ.

بحار الانوار / 71/373

37-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İnsanların cennete girmesine en çok sebep olan şey, Allah’dan sa­kınması ve güzel ahlaklı olmasıdır.”

Bihar’ul Envar, c.71, s.373

 

* * *

 

38 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اِذا هَمَمْتَ بِأَمْر فَتَدَبَّرْ عاقِبَتَهُ، فاِنْ يَكُ خَيْراً وَرُشْداً فَاتَّبِعْهُ، وَاِنْ يَكُ غَيّاً فَدَعةُ.

بحار الانوار / 77 /130

38-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir işi yapmaya himmet edersen önce akıbetini düşün. Eğer hayırlıysa ve sonunda başarı ve ilerlemeni sağlayacaksa onu takip et. Yok eğer fasit ve bozuk bir şey ise, onu terk et.”

Bihar’ul Envar, c.77, s.130

 

* * *

 

39 ـ سُئِلَ الصّادِقُ عليه السّلام عَنْ تَفْسيرِ التَّقْوى، فَقالَ:

أَنْ لا يَفْقُدَكَ حَيْثُ اَمَرَكَ وَلاَ يَراكَ حَيْثُ نَهاكَ.

سفينة البحار / 2 / 678

39-İmam Sadık (a.s)’a takvanın anlamı#305; sorulunca şöyle buyurmuştur: “(Takva Allah’ın) seni, emrettiği iş­lerde kaybetmemesi ve nehy ettiği işlerde ise görmeme­sidir.” (Yani, Allah’ın emrettiğini yapmak, nehy ettiğin­den sakınmaktır.)

Sefinet’ül Bihar, s.2, s.678

 

* * *

 

40 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اِسْتَحي مِن اللهِ كَما تَسْتَحي مِنَ الرَّجُلِ الصّالِحِ مِنْ قَوْمِكَ.

مستدرك الوسائل / 8 / 466 رقم 10027

40-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kavmin­den (yakınlarından) salih bir insandan utandığın gibi Allah’tan utan.”

(Müstedrek’ül Vesail, c.8, s.466, 10027.hadis)

 

 

* * *

 

41 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

نِعْمَ صارِفُ الشَّهَواتِ غَضُّ الاْبْصارِ.

غرر الحكم / 321

41-Emir’el Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Gözlerini önüne dikmek (kapamak) şehvetler­den/günahlardan en güzel koruyucudur.”

(Gurer’ul Hikem/321)

 

* * *

 

42 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام للْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ عَلَيْهِما السَّلامُ لَمّا ضَرَبَهُ ابْنُ مُلجَم لَعَنَهُ اللهُ :

أُوصِيكُما بِتَقْوَى اللهِ، وَأَ لاَّ تَبْغِيَا الدُّنْيَا وَإنْ بَغَتْكُما، وَلاَ تَأْسَفا عَلى شَيء مِنْها زُوِيَ عَنْكُما، وَقُولا بِالحَقِّ، وَاعْمَلا لِلاَْجْرِ، وَكُونا لِلظّالِمِ خَصْمَا، وَلِلْمَظْلُوم عَوْناً.

نهج البلاغة الرسالة رقم / 47

42-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s), İbn-i Mülcem (Allah ona lanet etsin) tarafından kılıçla yaralanınca oğlu Hasan ve Hüseyin (a.s)’a şöyle buyurdu: “Size Al­lah’tan korkmanızı ve her ne kadar dünya sizi istese de dünyayı istememenizi, dünya sizden bir şey aldığında buna üzülmemenizi, hak üzere konuşmanızı, (ahirette alacağınız) mükafat için amel etmenizi, zalime düşman ve mazluma ise yardımcı olmanızı tavsiye ediyorum.”

(Nehc’ül Belağa 47. Mektup)

 

* * *

 

43 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

فَإنِّي أُوْصِيكَ بِتَقْوَى اللهِ ـ أَيْ بُنَيَّ ـ وَلُزُومِ أَمْرِهِ، وَعِمارَةِ قَلْبِكَ بِذِكْرِهِ، وَالاِْعْتِصامِ بِحَبْلِهِ. وَأَيُّ سَبَب أَ وْثَقُ مِنْ سَبَب بَيْنَكَ وَبَيْنَ اللهِ إِنْ أَنْتَ أَخَذْتَ بِهِ !

نهج البلاغة الرسالة رقم / 31

43-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Ey oğlum sizlere Allah’tan sakınmanızı, em­rini gerekli görmenizi, zikriyle kalbinizi abad/bayındır kılmanızı (muhabbet ve aşk ocağı olan kalp ilahi aşk nuruyla daha iyi nurlanır ve Allah’tan gayrisine tevec­cüh etmez.) ve ipine sarılmanızı vasiyet ediyorum. Eğer sarılacak olursan Allah ile kendi arandaki sebep­ten/vesileden daha sağlam hangi sebep/vesile olabilir.!

(Nehc’ül Belağa 31. Mektup)

 

* * *

 

44 ـ عَنْ أَبي اُسامَةَ قالَ: سَمِعْتُ أَبا عَبْدِ اللهِ عليه السّلام يَقُولُ: عَلَيْكَ بِتَقْوَى الله، وَالْوَرَعِ، وَالاِْجْتِهادِ، وَصِدْقِ الْحَديثِ، وَأَداءِ الاَْمانَةِ، وَحُسْنِ الْخُلُقِ، وَحُسْنِ الْجِوارِ، وَكُونُوا دُعاةً اِلى أَنْفُسِكُمْ بِغَيْرِ أَ لْسِنَتِكُمْ، وَكُونُوا زَيْناً، وَلا تَكُونُوا شَيْناً، وَعَلَيْكُمْ بِطُولِ الرُّكُوعِ وَالسُّجُودِ، فَاِنَّ أَحَدَكُمْ اِذا طالَ الرُّكُوعَ وَالسُّجُودَ، هَتَفَ اِبْلِيسُ مِنْ خَلْفِهِ وَقالَ: يا وَيْلَهُ، أَطاعَ وَعَصَيْتُ، وَسَجَدَ وَأَبَيْتُ.

الكافي / 2/77

44-Ebi Usame şöyle diyor: “Eba Abdillah (a.s)’ın (İmam Sadık’ın) şöyle buyurduğunu işittim: “Allah’tan kork, ver’a /takva sahibi ol, ibadetlerde gayretli davran, doğru konuş emanete riayet et, güzel ahlaklı ol ve kom­şularına iyi davran. İnsanları kendinize, dillerinizden gayrisiyle (amellerinizle) davet edin. Bize süs olun, bize utanç kaynağı olmayın, rüku ve secdeleriniz uzun olsun, şüphesiz ki sizden birinin rüku ve secdeleri uzarsa şey­tan arkalarından şöyle feryat eder: “Eyvahlar olsun bana; bu itaat etti, ben ise isyan ettim, o secde etti, ben ise secde etmekten sakındım.”

(el-Kafi, c.2, s.77)

 

* * *

 

45 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام: وَجَدْنا في كِتابِ عَليِّ بنِ الْحُسَيْنِ عليه السّلام: (اَلا اِنَّ أَوْلياءَ اللهِ لا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلا هُمْ يَحْزَنُونَ) اِذا أَ دُّوا فَرائِضَ اللهِ وأَخَذُوا سُنَنَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَتَوَرَّعُوا عَنْ مَحارِمِ اللهِ وَزَهِدُوا في عَاجلِ زَهْرَةِ الدُّنيا وَرَغِبُوا فِيما عِنْدَ اللهِ وَاكْتَسَبُوا الطَّيِّبَ مِنْ رِزْقِ اللهِ لِوَجْهِ اللهِ لا يُريدُونَ بِهِ التَّفاخُرَ والتَّكَاثُرَ ثُمَّ أَنْفِقُوا فِيما يَلْزَمُهُمْ مِنْ حُقُوق واجِبَة فَاوُلئِكَ الَّذينَ بارَكَ اللهُ لَهُمْ اكْتَسَبُوا وَيُثابُونَ عَلى مَا قَدَّمُوا لاِخِرَتِهِمْ.

بحار الانوار / 69 / 277

45-İmam Bakır (a.s) Ali bin Hüseyin (a.s)’ın kita­bından naklen şöyle buyurmuştur: “Uyanık olun, şüp­hesiz ki Allah’ın dostlarına korku yoktur ve onlar asla üzülmezler, (Allah’ın dostluğu ise) Allah’ın farz kıldığı şeyleri eda etmek, Resulullah (s.a.v)’in sünnetine sarıl­mak, Allah’ın haramlarından kaçınmak, dünyanın gü­zelliklerinden uzak durmak, Allah nezdinde olanlara rağbet etmek, Allah’ın temiz rızıklarını sadece Allah için elde etmek, bu mallarla başkalarına karşı övünmemek ve elde ettiği malları Allah’ın farz kıldığı yerlerde infak etmekle mümkündür. Allah bu dostlarının elde ettikle­rine hayır ve bereket vermiş, ahiretleri için önceden gönderdikleri (ibadet ve infakları) sebebiyle mükafat taktir etmiştir.”

(Bihar’ul Envar, c.69,s.277)

 

* * *

 

46 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اِنَّ النَّاسَ مِنْ عَهْدِ آدَمَ إلى يَوْمِنا هذا مِثْلُ أَسْنانِ الْمُشْطِ، لا فَضْلَ لِلْعَرِبيّ عَلَى الْعَجَمَيِّ وَلا للاِحْمَرِ عَلَى الاَْسْوَدِ إِلاّ بِالتَّقْوَى .

مستدرك الوسائل / 12 / 89

46-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki insanlar Hz. Adem (a.s)’dan günümüze bir tarağın dişleri gibi eşittir. Arabın, Arap olmayana ve kızılın si­yaha takva dışında bir üstünlüğü yoktur.”

(Müstedrek’ül Vesail, c.12, s.89)

 

* * *

 

47 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

اِنَّ قَليلَ الْعَمَلِ مَعَ التَّقْوى خَيْرٌ مِنْ كَثِيرِ الْعَمَلِ بِلا تَقْوى.

الكافي / 2 / 76

47-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Takva ile birlikte olan az amel, takvasız olan çok amelden daha hayırlıdır.

(el-Kafi, c.2, s.76)

 

 


 

 

 

 

Dua

 

48 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

كُلُّ دُعاء يُدْعَى اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِهِ مَحْجُوبٌ عَنِ السَّماءِ حَتى يُصَلّي عَلى مُحَمَّد وَآلِ مُحَمَّد.

الكافي / 2 / 493

48-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’a ya­pılan bütün dualar Muhammed ve Al-i Muhammed’e salavat gönderilmedikçe göklere örtülüdür/yükselmez.”

(el-Kafi, c.2, s.493)

 

* * *

 

49 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

يَتَمَنّى الْمُؤْمِنُ أَ نَّهُ لَمْ يُسْتَجَبْ لَهُ دَعْوَةٌ في الدُّنْيا مِمّا يَرى مِنْ حُسْنِ الثَّوابِ.

الكافي / 2 / 491

49-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin in­san (ahirette dünyadaki çektiği sıkıntılar karşılığında) kendisine verilen güzel mükafatları görünce dünyadaki hiç bir duasının müstecab olmamasını temenni eder.” (Zira duası müstecab olunca o belalardan kurtulmuş, dolayısıyla da sıkıntılara katlanma sevabından mahrum kalmıştır.)

(el-Kafi c.2,s.492)

 

* * *

50 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

اَحَبُّ الاعْمالِ اِلى اللهِ عَزَّ وَجلَّ فِي الاَرْضِ الدُّعاءُ وأَفْضَلُ الْعِبادَةِ الْعَفافُ.

بحار الانوار/ 93 / 295

50-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Allah azze ve celle’ye yeryüzünde en sevimli gelen amel duadır. İbadetlerin en üstünü ise if­fettir.”

(Bihar’ul Envar, s.93, s.295)

 

* * *

51ـ عَنْ أَبي بَصير وَمُحمَّدِ بْنِ مُسْلم عَنْ أَبي عَبْدِ الله عليه السّلام قَالَ: حَدَّثَني أَبي عَنْ جَدّي عَنْ آبائِهِ أَ نَّ اَميرَ الْمُؤمِنينَ عليه السّلام قَالَ فِيما عَلَّمَ أَصْحابَهُ، تُفْتَحُ أَبْوابُ السَّماءِ في خَمْسَةِ مَواقيتَ: عِنْدَ نُزُولِ الْغَيْثِ، وَعِنْدَ الزَّحْفِ، وَعِنْدَ الاَذانِ، وَعِنْدَ قِراءَةِ الْقُرْآنِ وَمَعَ زَوالِ الشَّمْسِ، وَعِنْدَ طُلُوعِ الْفَجْرِ.

الخصال / 302

51-Ebu Basir ve Muhammed bin Müslim’den naklen Ebi Abdillah (a.s)’ın şöyle buyurduğunu rivayet et­mektedir: “Babam babasından, o da babalarından Emir’el Müminin İmam Ali (a.s)’ın ashabına şöyle bu­yurduğunu nakletmiştir: “Göklerin kapısı şu beş vakitte açılır: yağmur yağarken, düşmanla savaşırken, ezan okunurken, Kur’an okunurken, öğlen vakti ve güneş doğarken.”

(el-Hisal/302)

 

* * *

 

52ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

اِغْتَنِمُوا الدُّعاءَ عِنْدَ خَمْسَةِ مَواطِنَ: عِنْدَ قِراءَةِ الْقُرآنِ، وَعِنْدَ الاذانِ، وَعِنْدَ نُزُول الغَيْثِ، وَعِنْدَ اِلْتِقاءِ الصَّـفَّيْنِ لِلشَّهادَةِ، وَعِنْدَ دَعْوَةِ الْمَظْلُومِ فَاِنَّها لَيْسَ لَها حِجابٌ دوُنَ الْعَرْشِ.

بحار الانوار / 93 / 343

52-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Şu beş vakitte dua etmeyi ganimet bilin: Kur’an okunurken, ezan okunurken, yağmur yağarken, şahadet için düşmanla karşılaşırken ve mazlum insan dua ederken. Zira arş ile mazlumun duası arasında hiç­bir perde yoktur.

(Bihar’ul Envar, c.93, s.343)

 

* * *

 

53 ـ قالَ الاِْمامُ الْحُسَيْنُ عليه السّلام :

الَلّهُمَّ إِنَّكَ أَ قْرَبُ مَنْ دُعِيَ، وَأَ سْرَعُ مَن أَجابَ، وَأَكْرَمُ مَنْ عَفا، وَأَوْسَعُ مَنْ أَ عْطى، وَأَ سْمَعُ مَن سُئِلَ، يا رَحْمنَ الدُّنْيا وَالاخِرَةِ وَرَحيمَهُما.

دعاء عرفة

53-İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allahım sen çağrılanların en yakınısın, icabet edenlerin en hızlı­sısın, affedenlerin en kerimisin, ihsan edenlerin en geni­şisin, istenilenlerin en çok duyanısın, ey dünya ve ahiretin rahman ve rahimi.”

(Arafe Duası)

 

* * *

 

54 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

مَنْ اُعْطِيَ أَرْبَعاً لَمْ يُحْرَمْ أَرْبَعاً: مَنْ اُعْطِيَ الدُّعاءِ لَمْ يُحْرَمِ الاجابَةَ، وَمَنْ اُعْطِيَ التَّوْبَةَ لَمْ يُحْرَمِ الْقَبُولَ، وَمَنْ اُعْطِيَ الاسْتِغْفارَ لَمْ يُحْرَمِ الْمَغْفِرَةَ، وَمَنْ اُعْطِيَ الشُّكْرَ لَمْ يُحْرَمِ الزِّيادَةَ.

نهج البلاغة، الكلمات القصار / 135

54-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Kendisine dört şey verilen, dört şeyden mah­rum olmaz: Kendisine dua verilen, icabetten mahrum; kendisine tövbe verilen, kabulden mahrum olmaz; ken­disine istiğfar verilen mağfiretten mahrum olmaz ve kendisine şükür verilen, (nimetlerinin) artışından mah­rum olmaz.”

(Nehc’ul Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar/135)

(Seyyid Razi -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöouml;yle diyor: “Bu dört konunun şahidi Allah’ın kitabında da mevcuttur; ama dua hakkında bir ayette şöyle buyuruluyor: “..Bana dua edin, duanızı kabul ede­yim...”[6] İstiğfar hakkında ise bir ayette şöyle buyuruluyor: “Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır.”[7] Şükür hak­kında ise bir ayette şöyle buyurulmaktadır: “Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (ni­metimi) artıracağım...diye bildirmişti.”[8] Tövbe hakkında ise şöyle buyurmuştur: “Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tövbe edenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini ka­bule der; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” [9]

 

* * *

 

55 ـ عَنْ أَبي عَبْدِ اللهِ عليه السّلام في رَسالَة طَوِيلَة:

واَللهُِ مُصَيِّرٌ دُعاءَ الْمُؤْمِنينَ يَوْمَ الْقِيامَةِ لَهُمْ عَمَلاَ يَزِيدُهُمْ في الْجَنَّةِ.

بحار الانوار / 78 / 216

55-Ebi Abdillah, (İmam Sadık) -a.s- Şiilere yazdığı uzun bir mektubunda şöyle buyurmuştur: “Allah kıya­met günü Müminlerin duasını da onların iyi işlerinden sayar ve bu bahaneyle cennette kendilerine daha üstün bir mükafat verir.”

(Bihar’ul Envar, c.78, s.216)

 

* * *

 

56 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

دَاوُوا مَرْضاكُمْ بِالصَّدَقِةِ وَادْفَعُوا أَبْوابَ الْبَلاءِ بِالدُّعاءِ.

التهذيب / 4 / 112

56-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hastaları­nızı sadaka ile tedavi edin ve bela kapılarını dua ile ken­dinizden uzaklaştırın.”

(et-Tehzib, c.4, s.112)

* * *

 

57 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

سَلْ حاجَتَكَ واَلِحَّ في الطَّلَبِ فَاِنَّ اللهَ يُحِبُّ اِلْحاحَ الْمُلِحِّينَ مِنْ عِبادِهِ الْمُؤْمِنينَ.

وسائل الشيعة / 7 / 60

57-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’tan hacetini ısrarla dile; çünkü Allah mümin kullarından ıs­rarla dilekte bulunanları sever.”

(Vesail’üş-Şia, c.7, s.60)

* * *

58 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

عَلَيْكُمْ بِالدُّعاءِ فَاِنَّكُمْ لا تُقَرَّبُونَ بِمِثْلِهِ.

الكافي / 2 / 467

58-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dua et­mekten gaflet etmeyin; zira hiçbir şey dua gibi sizi Al­lah’a yakın kılmaz.”

(el-Kafi, c.2, s.467)

* * *

59ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

رُ بَّما سَأَ لْتَ الشَّيءَ فَلَمْ تُعْطَهُ وَاُعْطيتَ خَيْراً مِنْهُ.

غرر الحكم / 185

59-Emir’el Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “bir çok defa Allah’tan bir şey istersin de sana o şeyi vermez, ondan daha hayırlısını ihsan eder.”

(Gurer’ul-Hikem/185)

 


 

 

 

Ehl-i Beyt

 

60ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَثَلُ أَهْلِ بَيْتي في اُ مَّتي مَثَلُ سَفِينَةِ نُوح مَنْ رَكِبَها نَجا وَمَنْ رَغِبَ عَنْها هَلَك...

بحار الانوار / 27 / 113

60-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ümmetim arasında Ehl-i Beyt’imin misali, Nuh'un gemisi misali­dir. Ona binen kurtulur, ondan yüz çeviren ise helak olur.”

(Bihar’ul Envar c.27, s.113)

 

* * *

 

61 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

اِنَّ حَديثَنَا يُحْيي الْقُلُوبَ.

بحار الانوار / 2/144

61-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki biz Ehl-i Beyt’in sözleri kalpleri ihya eder.”

(Bihar’ul-Envar, c.2, s.144)

 

* * *

 

62 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

زَ يِّنُوا مَجالِسَكُمْ بِذِكْرِ عَلِيِّ بْنِ أَبي طالِب.

بحار الانوار / 38 / 199

62-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Meclisleri­nizi Ali bin Ebi Talib’in zikriyle süslendirin.”

(Bihar’ul Envar, c.38, s.199)

* * *

 

63 ـ في اِكْمالِ الدّينِ في حَديث عَنْ جابِرِ الْجُعْفي عَنْ جابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ الاَ نْصارِيّ قَالَ: قُلْتُ يا رَسُولَ اللهِ عَرَفْنا اللهَ وَرَسُولَهُ، فَمَنْ أُولُوا الامْرِ الَّذينِ قَرَنَ اللهُ طاعَتَهُمْ بِطاعَتِكَ؟

فَقالَ صلّى الله عليه وآله وسلم هُمْ خُلَفائي يا جابِرُ، وَأَئِمَّةُ الْمُسْلِمينَ مِنْ بَعْدي أَ وَّ لُهُمْ عَليُّ بْنُ أبي طالِب، ثُمَّ الْحَسَنُ وَالْحُسَينُ، ثُمَّ عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ، ثُمَّ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ الْمَعْرُوفُ في التَّوْراةِ بِالْباقِرِ، وسَتُدْرِكُهُ يا جابِرُ، فَاِذا لَقَيْتَهُ فَاقْرَأْهُ مِنِّي السَّلامَ، ثُمَّ الصّادِقُ جَعْفَرُ بْنُ مُحَمَّد، ثُمَّ مُوسَى بْنُ جَعْفَر، ثُمَّ عَلِيُّ بْنُ مُوسى، ثُمَّ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ عَليُّ بْنُ مُحَمَّد، ثُمَّ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ مُحَمَّدُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ عَلِيُّ بنُ مُحَمَّد، ثُمَّ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ، ثُمَّ سَمييِّ وَكَنييِّ حُجَّةُ اللهِ في أَرْضِهِ، وَبَقِيَّتُهُ في عِبادِهِ اِبْنُ الْحَسَنِ بْن عَلِيٍّ، ذاكَ الَّذي يَفْتَحُ اللهُ تَعالى ذِكْرَهُ عَلى يَدَيْهِ مَشَارِقَ الارْضِ وَمَغارِبَها، ذَاكَ الَّذي يَغيبُ عَنْ شِيعَتِهِ وَأَ ولِيائِهِ غَيْبَةً لا يَثْبُتُ فِيها عَلَى الْقَوْلِ بِإمامَتِهِ إلاّ مَنِ امْتَحَنَ اللهُ قَلْبَهُ لِلايمانِ قَالَ جابِرٌ، فَقُلْتُ لَهُ: يا رَسُولَ اللهِ فَهَلْ يَقَعُ لِشيعَتِهِ الانْتِفاعُ بِهِ في غَيْبَتِهِ، فَقالَ إي وَالَّذي بَعَثَني بِالنُّبُوَّةِ اِنَّهُمْ يَسْتَضيؤُونَ بِنُورِهِ وَيَنْتَفِعُونَ بِوِلايَتِهِ في غَيْبَتِهِ كَإنْتِفاعِ النّاسِ بِالشَّمْسِ وَاِنْ تَجَلَّـلَها سَحابٌ.

اكمال الّدين / 1 / 253

63-İkmal’ud-Din’de Cabir’ul-Cufi’den nakledilen bir rivayette, Cabir bin Abdullah-i Ensari şöyle diyor “Allah azze ve celle Peygamberine, “Ey iman edenler, Allah’a Resule ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin.” ayetini nazil buyurunca Resulullah’a şöyle arz ettim: “Ey Allah’ın Resulü ben Allah’ı ve Resulünü tanıdım; ama Allah’ın, itaatini sana itaatle yan yana zikrettiği bu emir sahipleri kimlerdir?” Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle bu­yurdu: “Ey Cabir onlar benim halifelerim ve benden sonra Müslümanların imamlarıdır. Onların ilki Ali bin Ebi Talib’dir, sonra da Hasan ve Hüseyin’dir. Sonra da Tevrat’ta Bakır diye bilinen ve senin çağına erişeceğin Muhammed bin Ali’dir. Ey Cabir, onu görecek olursan ona selamımı ilet. Daha sonra Cafer bin Muhammed, ondan sonra Musa bin Cafer, ondan sonra Ali bin Musa, ondan sonra Muhammed bin Ali, ondan sonra Ali bin Muhammed, ondan sonra, Hasan bin Ali, on­dan sonra da benim adımı ve künyemi taşıyan Allah’ın yeryüzündeki hücceti ve kulları arasındaki Bakiyye’si olan Hasan bin Ali’nin oğlu (Hz. Mehdi) olacaktır. Al­lah yeryüzünün doğusu ve batısını onunla fethedecek­tir. O Şiilerinden ve dostlarından gaybete çekilecektir. Allah’ın kalbini imanla denediği kimseler dışında hiç kimse onun imametine inanma noktasında sabit (imanlı) kalmayacaktır.”

Cabir şöyle dedi: Bunun üzerine ben de Peygamber’e şunu sordum: “Ey Resulullah gaybet halinde de Şiile­rine bir faydası olacak mı?” Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Beni nübuvvet ile gönderene andolsun ki Şiileri bulutların kapladığı güneşten istifade eden insanlar gibi onun nuruyla nurlanacak ve gaybet zamanında bile velayetinden faydalanacaklardır.”

(İkmal’ud-Din, c.1, s. 253)

* * *

 

64 ـ قَالَ مالِكُ بْنُ أَ نَس عَنْ فَضْلِ الاِْمامِ الصّادِقِ عليه السّلام :

مَا رَأَتْ عَيْنٌ وَلا سَمِعَتْ اُذُنٌ وَلا خَطَرَ عَلى قَلْبِ بَشَر أَفْضَلُ مِنْ جَعْفَر الصّادِقِ فَضْلاً وَعِلْماً وَعِبادَة وَوَرَعاً.

بحار الانوار / 47 / 28

64-Malik b. Enes İmam Sadık (a.s)’ın fazileti hak­kında şöyle diyor: “Hiç bir göz, hiç bir kulak ve hiç bir kalp İmam Cafer’us-Sadık (a.s)’dan fazilet, ilim, ibadet ve takva açısından daha üstününü görmemiş, duymamış ve tanımamıştır.”

(Bihar’ul-Envar, c. 47, s. 28)

* * *

 

65- قالَ الاِْمامُ الْحُسَيْنُ عليه السّلام :

فَلَعَمْري مَا الاِمامُ إلاّ الْحاكِمُ بِالْكِتابِ، اَلْقائِمُ بِالْقِسطِ، الدَّائِنُ بِدينِ الْحَقِّ، الحابِسُ نَفْسَهُ عَلى ذاتِ اللهِ.

الارشاد / 204

65-İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Canıma and olsun ki İmam sadece Allah’ın hükmüne göre hü­küm veren, adaleti uygulayan, ilahi hak dine inanan ve Allah yolunda ve ilahi hudutlarda nefsini dizginleyen kimsedir.”

(İrşad/204)

 

 

Ehl-i Beyt (a.s)’ın Sevgisi

 

66ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

أَدِّبُوا أَ وْلادَكُمْ عَلى ثَلاث: حُبُّ نَبِيِّكُمْ وَحُبُّ أَ هْلِ بَيْتِهِ وَعَلى قِراءَةِ الْقُرآنِ.

الجامع الصغير / 1 / 14

66-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Çocukları­nızı üç şey üzere terbiye edin: Peygamberinizin sevgisi, Ehl-i Beyt’inin sevgisi ve Kur’an-ı Kerim’i kıraat etmek üzere...”

(ec-Cami’us-Sağir, c. 1, s. 14)

 

* * *

67 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

مَنْ لَمْ يَقْدِرْ عَلى صَلَتِنا فَلْيَصِلْ صالِحي مَوالِينا وَمَنْ لَمْ يَقْدِرْ عَلى زِيارَتِنا فَلْيَزُرْ صالِحي مَوالِينا يُكْتَبْ لَهُ ثَوابُ زِيارَتِنا.

بحار الانوار / 74 / 354

67- İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bizim hakkımızda ihsan ve iyilik edemeyenler bizim salih dostlarımıza iyilik etsinler. Bizi ziyaret edip göreme­yenler salih şiileri ziyaret edip görsünler. Böylece ken­dilerine bizi ziyaret etmenin sevabı yazılır.”

(Bihar’ul-Envar, c. 74, s. 354)

 

* * *

 

68 ـ قالَ الاِْمامُ مُحَمَّدٌ الْباقِرُ عليه السّلام :

أَفْضَلُ ما يَتَقَرَّبُ بِهِ الْعِبادُ اِلى اللهِ عَزَّوَجَلَّ طاعَةُ اللهِ وَطاعَةُ رَسُولِهِ وَطاعَةُ اُولي الامْرِ قَالَ أَبُو جَعْفَر عليه السّلام: حُبُّنا اِيمانٌ وَبُغْضُنا كُفْرٌ.

الكافي / 1 / 187

68-İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanları Allah azze ve celle’ye yaklaştıran en üstün şey Allah’a itaat, resule itaat ve emir sahiplerine itaat­tir.” (Daha sonra İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu:) “Bi­zim sevgimiz iman ve bize buğz etmek ise küfürdür.”

(el-Kafi, c. 1, s. 187)

 

* * *

 

69 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

اِنَّ فَوْقَ كُلِّ عِبادَة عِبادَةً وَحُبُّنا أَ هْلَ الْبَيْتِ أَ فْضَلُ عِبادَة.

بحار الانوار / 37 / 91

69-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her iba­detin üstünde bir ibadet vardır, biz Ehl-i Beyt’in sevgisi ise ibadetlerin en üstünüdür.”

(Bihar’ul-Envar, c 27, s. 91)

 

* * *

 


 

 

Övülmüş-Güzel Sıfatlar

 

70 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اَلا اُ نْبِّئُكُمْ بِالْمُؤْمِنِ؟ مَنِ ائْتَمَنَهُ الْمُؤْمِنُونَ عَلى أَنْفُسِهِمْ وَأَ مْوالِهِمْ، ألا اُ نَبِّئُكُمْ بِالْمُسْلِمِ؟ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسانِه وَيَدِه... والْمُؤْمِنُ حَرامٌ عَلَى الْمؤْمِنِ أَنْ يَظْلِمَهُ أَوْ يَخْذُلَهُ أَوْ يَغْتابَهُ أَوْ يَدْفَعَهُ دَفْعَةً.

الكافي / 2 / 235

70-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Size mü­mini haber vereyim mi? Mümin, müminlerin nefisleri ve malları hususunda kendisinden emanda oldukları kimsedir. Size müslümanın kim olduğunu ha­ber vere­yim mi? Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emanda oldukları kimsedir. Muhacir ise kötü­lükleri ke­nara itip Allah’ın haramlarını terk eden kimse­dir. Mü­minin mümine zulüm etmesi, onu yardımsız bı­rakması, gıybetini etmesi veya onu kendinden uzaklaş­tır­ması/kovması haramdır.”

(el-Kafi, c. 2, s. 235)

 

* * *

 

71 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

لا يَنْبَغي لِلْمُؤْمِنِ أَنْ يَجْلِسَ مَجْلِساً يُعْصَى اللهُ فِيهِ وَلا يَقْدِرُ عَلى تَغْييرِهِ.

الكافي / 2 / 374

71-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Değiştir­meye gücü yetmediği halde Allah’a isyan edilen bir toplantıya katılması mümine yakışmaz.”

(el-Kafi, c. 2, s. 374)

 

* * *

 

72 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

مَنْ صَدَقَ لِسانُهُ زَكى عَمَلُهُ، وَمَنْ حَسُنَتْ نِيَّتُهُ زادَ اللهُ في رِزْقِهِ وَمَنْ حَسُنَ بِرُّهُ بِأَ هْلِهِ زادَ اللهُ في عُمْرِهِ.

الخصال / 1 / 88

72-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sözü doğru olanın ameli temiz olur, niyeti iyi olanın Allah rızkını arttırır. Ehline iyi davrananın Allah ömrünü uzatır.”

(el-Hisal, c. 1, s. 88)

 

* * *

 

73 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

جاءَ رَجُلٌ اِلَى النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ فَقالَ: عَلِّمْني عَمَلاً يُحِبُّنيَ اللهُ تَعالى عَلَيْهِ وَيُحِبُّنيَ الْمَخلُوقُونَ وَيُثرِي اللهُ مالي وَيُصِحُّ بَدني وَيُطيلُ عُمْري وَيَحْشُرُني مَعَك، قَالَ: هذِهِ سِتُّ خِصال تَحتاجُ اِلى سِتِ خِصال: اِذا أَرَدْتَ أَنْ يُحِبَّك اللهُ فَخِفْهُ وَاِتَّقِهِ، واِذا أَرَدْتَ اَن يُحِبَّكَ الْمَخْلُوقُونَ فَاَحْسِنْ اِلَيْهِمْ وَاِرْفِضْ ما في أيْدِيهِمْ، واِذا أرَدْتَ أَنْ يُثْرِيَ اللهُ مالَكَ فَزَكِّهِ، واِذا أَرَدْتَ أَنْ يُصِحَّ اللهُ بَدَنَكَ فَأَكْثِر مِنَ الصَّدَقَةِ، وَاِذا أَرَدْتَ أَنْ يُطيلَ اللهُ عُمْرَكَ فَصِلْ ذَوي أَرْحامِكَ، وَاِذا أَرَدْتَ أن يَحْشُرَك اللهُ مَعي فَاَطِلِ السُّجُودَ بَيْنَ يَديِ اللهِ الْواحِدِ القَهّارِ.

سفينة البحار / 1 / 599

73-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Adamın birisi Resulullah (s.a.v)’in yanına gele­rek şöyle dedi: “Bana, (yaptığım takdirde) Allah ve kul­larının beni seveceği, Allah’ın malımı çoğaltacağı, bede­nimi salim/sağlıklı kılacağı, ömrümü uzatacağı ve beni seninle haşr edeceği bir ameli öğret.” Bunun üzerine Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Bu dediğin amelin altı hasleti vardır ki bu altı haslet de diğer altı haslete muhtaçtır: Allah’ın seni sevmesini istiyorsan ondan kork ve sakın, insanların seni sevmesini istiyorsan, on­lara iyilik et ve ellerinde olan şeyleri kendilerine ver. (onlardan alma) Allah’ın malını çoğaltmasını istiyorsan zekat ver, Allah’ın bedenini sağlıklı istiyorsan çok sa­daka ver, Allah’ın ömrünü uzatmasını istiyorsan, sıla-i rahimde bulun. Allah’ın seni benimle haşr etmesini isti­yorsan Vahid ve Kahhar olan Allah karşısında uzun secdelerde bulun.”

(Sefinet’ul-Bihar, c. 1, s. 599)

 

* * *

 

74 ـ عَنِ الْحارِثِ بْنِ الدِّلْهاثِ مَوْلَى الرِّضا عليه السّلام قَالَ سَمِعْتُ أَ بَا الْحَسَنِ عليه السّلام يَقُولُ لا يَكُونُ الْمُؤْمِنُ مُؤْمِناً حَتّى يَكُونَ فِيهِ ثَلاثُ خِصال: سُنَّةٌ مِنْ رَبِّهِ، وَسُنَّةٌ مِنْ نَبيِّه،، وسُنَّةٌ من وَلِيِّهِ، فَالسُّنَّةُ مِنْ رَبِّهِ: كِتْمانُ سِرِّهِ قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ (عالِمُ الْغَيْبِ فَلا يُظْهِرُ عَلى غَيْبِهِ اَحَداً اِلاّ مَنْ ارْتَضَى مِنْ رَسُول) وَاَمَّا السُّنَّةُ مِنْ نَبِيِّهِ: فَمُداراةُ النّاسِ فَاِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ اَمَرَ نَبِيَّهُ بِمُداراةِ النّاس فَقالَ: (خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَأعْرِضْ عَنِ الجاهِلينَ) وَاَمَّا السُّنَّةُ مِنْ وَلِيِّهِ: فَالصَّبْرُ في الْبَأساءِ وَالضَّراءِ فَاِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ (وَالصّابِرِينَ في الْبَأساءِ وَالْضَرّاءِ)

عيون أخبار الرضا / 1 / 256

74-Haris b. ed-Dilhas, İmam Rıza (a.s)’ın şöyle bu­yurduğunu nakletmektedir: “Mümin şu üç sıfata sahip olmadıkça asla mümin olamaz: Rabbinden bir sünnet Peygamberinden bir sünnet ve velisinden/imamından bir sünnet üzere... Rabbinden bir sünneti, Allah’ın sırla­rını gizlemesidir. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyur­muştur: “Görülmeyeni bilen Allah, görülmeyene kim­seyi muttali kılmaz. Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır”[10] Peygamberinden bir sünneti insanlarla iyi geçinmektir. Şüphesiz Allah azze ve celle Peygamberine insanlar ile iyi geçinmeyi emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme.”[11] İmam ve velisin­den bir sünnet ise fakirlik ve hastalık durumlarında sab­retmesidir. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: “Lakin iyilik...zorda, darda ve savaş alanında sabreden­lerdir.”[12]

(Uyun-u Ahbar’ir-Rıza, c. 1, s. 256)

 

* * *

 

75 ـ قالَ الاِْمامُ الجَوادُ عليه السّلام:

أَلْمُؤْمِنُ يَحْتَاجُ اِلى ثَلاثِ خِصال: تَوْفِيقٌ مِنَ اللهِ، وَواعِظٌ مِنْ نَفْسِهِ، وَقَبُولٌ مِمَّنْ يَنْصَحُهُ.

منتهى الامال/ 2 / 554

75-İmam Cevad (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin insan şu üç haslete muhtaçtır: Allah’tan bir tevfik/başarı, kendinden bir vaazcı/öğütçü ve kendi­sine nasihat edenlerin nasihatını kabul etmek...”

Munteh’el-Amal c.2 s.554

 

* * *

 

76 ـ قِيلَ لَعَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ عليه السّلام كَيْفَ أَصْبَحْتَ يَابْنَ رَسُولِ اللهِ؟ قَالَ: أَصْبَحْتُ مَطْلُوباً بِثَمانِ خِصال: أَللهُ تَعالى يَطْلُبُني بِالْفَرائِضِ، وَالنَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلهِ بِالسُّنَّةِ وَالْعِيالُ بِالْقُوتِ، وَالنَّفْسُ بِالْشَّهْوَةِ، وَالشَّيْطَانُ بِالْمَعْصِيَةِ وَالْحَافِظانِ بِصِدْقِ الْعَمَلِ، وَمَلَكُ الْمَوْتِ بِالرُّوحِ، وَالْقَبْرُ بِالْجَسَدِ، فَاَنا بَيْنَ هذِهِ الْخِصالِ مَطْلُوبٌ.

بحار الانوار / 76 / 15

76-İmam Ali b. Hüseyin’e, nasıl sabahladın, Ey İbn-i Resulillah?” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Benden şu yedi sıfat taleb edilir bir halde sabahladım: Allah-u Teala benden farzları taleb etti, Peygamber (s.a.v) sün­netini taleb etti, ailem rızık ve yiyecek taleb etti, nefsim şehveti taleb etti, şeytan günahları taleb etti, amellerin koruyucusu olan iki melek amelin doğruluğu taleb etti, ölüm meleği ruhu taleb etti, kabir bedenimi taleb etti ve ben, benden istenilen bu yedi sıfat arasında kalmış bir halde sabahladım.

(Bihar’ul-Envar, c. 76, s. 15)

 

* * *

 

77 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

اِنَّ الْمُؤْمِنَ مَنْ يَخافُهُ كُلُّ شَيء وَذلِكَ أَ نَّهُ عَزيزٌ في دينِ اللهِ ولا يَخافُ مِنْ شَىْء وَهُوَ عَلامَةُ كُلِّ مُؤْمِن.

بحار الانوار / 67 / 305

77-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki her şey müminden korkar, zira mümin Allah’ın di­ninde aziz ve güçlüdür, aynı zamanda mümin hiç bir şeyden korkmaz. Bu her müminin göstergesidir.”

(Bihar’ul-Envar, c. 67, s. 305)

 

* * *

 

 

 

 

 

 

Ehl-i Beyt (a.s)’ın Şiileri

ve Sıfatları

78 ـ عَنْ جابِر عَنْ أَبِي جَعْفَر عليه السّلام قَالَ، قَالَ لي: يا جابِرُ أَيَكْتَفي مَنْ يَنْتَحِلُ التَّشَيُّعَ أَنْ يَقُولَ بِحُبِّنا أَهْلَ الْبَيْتِ فَوَاللهِ ما شِعَتُنا اِلاّ مَنْ اتَّقَى اللهَ وأَطاعَهُ، وَما كانُوا يُعْرَفُونَ يا جابِرُ اِلاّ بِالتَّواضُعِ وَالتَّخَشُّعِ وَالاْمَانَةِ، وَكَثْرَةِ ذِكْرِ اللهِ وَالصَّوْمِ وَالصَّلاةِ وَالْبِرِّ بِالْوالِدَيْنِ وَالتَّعاهُدِ لِلْجيرانِ مِنَ الْفُقَراءِ وَأَهْل الْمَسْكَنَةِ وَالْغارِمينَ وَالاَْ يْتَامِ وَصِدْقِ الْحَديثِ وَتِلاوَةِ الْقُرْآنِ وَكَفِ الاَْ  لْسُنِ عَنِ النّاسِ اِلاّ مِنْ خَيْر، وَكانُوا أُمَناءَ عَشائِرِهِمْ في الاْشياءِ... الحديث

الكافي / 2 / 74

78-Cabir, Ebi Cafer (a.s)’ın (İmam Bakır (a.s)’ın) kendisine şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Ey Cabir, Şii olduğunu söylemek için sadece biz Ehl-i Beyt’e sevgisi olduğunu söylemek yeterli midir? Allah’a yemin olsun ki Şiilerimiz sadece Allah’tan korkanlar ve Allah’a itaat edenlerdir. Ey Cabir, şüphesiz ki onlar (Şi­ilerimiz) sadece tevazu, huşu, emanetdarlık, Allah’ı çok zikretmek, oruç tutmak, namaz kılmak, anne babasına iyilikte bulunmak; fakir komşularına, miskinlere, borç­lulara ve yetimlere yardımcı olmak, doğru konuşmak, Kur’an okumak, insanlar hakkında hayırlı şeyler ko­nuşma dışında diline sahip olma ve bütün işlerde ya­kınlarının emini olmakla tanınırlar...”

(Kafi, c. 2, s. 74)

 

* * *

 

79 ـ قَال حَدَّثَنا سُلَيْمانُ بْنُ مَهْرانَ قالَ دَخَلْتُ عَلَى الصّادِقِ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّد   عليه السّلام وَعِنْدَهُ نَفَرٌ مِنَ الشّيعَةِ، فَسَمِعْتُهُ وَهُوَ يَقُولُ: مَعاشِرَ الشّيعَةِ، كُونُوا لَنا زَيْناً وَلا تَكُونُوا عَليْنا شَيْناً، قُولُوا لِلنّاسِ حُسْناً، وَاحْفَظُوا أَ لْسِنَتَكُمْ وَكُفُّوها عَنَ الْفُضُولِ وَقَبيحِ الْقَوْلِ.

الامالي / 400

79-Süleyman bin. Mehran şöyle diyor: “Hz. İmam Sadık (a.s)’ın huzuruna vardığımda yanında bulunan bir grup Şiiye şöyle dediğini işittim: “Ey Şiiler, bizim ziy­netimiz olun, utanç kaynağımız olmayın. Halka iyi şey­ler söyleyin, dillerinizi koruyun, fazla konuşmaktan ve kötü söz söylemekten alı-koyun

(El-Emali/400)

 

* * *

 

80 ـ عَنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ بُكَيْر عَنْ أَبي عَبْدِ اللهِ عليه السّلام قَالَ: اِنّا لَنُحِبُّ مَنْ كانَ عاقِلاً فَهِماً فَقيهاً حَليماً مُدارِياً صَبُوراً صَدُوقاً وَفِيّاً، اِنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ خَصَّ الانْبِياءَ عليه السّلام بِمَكارِمِ الاخْلاقِ، فَمَنْ كانَتْ فيهِ فَلْيَحْمَدِ اللهَ عَلى ذلِكَ وَمَنْ لَمْ تَكُنْ فيهِ فَلْيَتَضَرَّعْ اِلَى اللهِ عَزَّوَجَلَّ وَلْيَسْأَ لْهُ اِيّاها، قَالَ قُلْتُ جُعِلْتُ فِداكَ وَما هُنَّ ؟

قالَ: هُنَّ الْوَرَعُ، وَالْقَناعَةُ، وَالْصَبْرُ، وَالشُّكْرُ، وَالْحِلْمُ، وَالْحَياءُ، وَالسَّخاءُ، وَالشَّجاعَةُ، وَالْغِيرَةُ وَالْبِرُّ، وَصِدْقُ الْحَديثِ، وَاَداءُ الامَانَةِ.

الكافي / 2 / 56

80-Abdullah bin. Bukeyr, Ebi Abdillah (İmam Sa­dık) (a.s)’ın şöyle buyurduğunu naklediyor: “Biz şüphe­siz ki akıllı, anlayışlı, fakih, halim, halkı idare eden, sa­bırlı, doğru ve vefalı olan kimseleri severiz.”

Şüphesiz ki Allah azze ve celle Peygamberleri ahlaki güzelliklere özgü kılmıştır. Her kim bu ahlaki güzellik­lere sahip olursa Allah onu över. Bu ahlaki özelliklere sahip olmayanlar da Allah’a yalvarıp yakarmalı ve Al­lah’tan ahlaki güzellikleri dilemelidir.

“Fedan olayım ahlaki güzellikler nedir?” diye so­runca da, Ebi Abdillah (a.s) şöyle buyurdu: “Vera (Al­lah’tan sakınma), kanaat, sabır, şükür, hilim, haya, cö­mertlik, cesaret, gayret, iyilik etmek, doğru sözlülük ve emanete riayet etmek.”

(El-Kafi, c.2, s.56)

 

* * *

 

81 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

مَنْ كَانَ لِلّهِ مُطيعَاً فَهُوَ لَنا وَلِيٌّ وَمَنْ كانَ لِلّهِ عاصيّاً فَهُوَ لَنا عَدُوٌّ.

الكافي / 2 / 75

81-İmam Bakır (a.s) şöyle buyuruyor: “Her kim Al­lah’ın emrine itaat ederse bizim velimiz ve dostumuz­dur. Her kim de Allah’ın emirlerine isyan ederse bizim (Ehl-i Beyt’in) düşmanımızdır.”

(El-Kafi, c.2, s.75)

 

* * *

 

82 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

لا تَنْظُرْ اِلى صِغَرِ الْخَطيئَةِ وَلكِنِ اُنْظُرْ اِلى مَنْ عَصَيْتَ.

مستدرك الوسائل / 11 / 330 وبحار الانوار / 77/79

82-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Günahın küçüklüğüne bakma, lakin kime isyan ettiğine bak.”

Müstedrek’ül-Vesail, c.11, s.330;

Bihar’ul-Envar, c.77, s.79

 

* * *

 

83 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

مَنْ أَرادَ مِنْكُمْ أَنْ يَعْلَمَ كَيْفَ مَنْزِلَتُهُ عِنْدَ اللهِ فَلْيَنْظُرْ كَيْفَ مَنْزِلَةُ اللهِ مِنْهُ عِنْدَ الذُّ نُوبِ، كَذَلِكَ مَنْزِلَتُهُ عِنْدَ اللهِ تَبارَكَ وَتَعالى.

بحار الانوار / 70 / 18

83-Emir’el Müminin Ali (a.s) şöyle buyuruyor: “Siz­den her kim Allah’ın nezdindeki değerini/makamını bilmek istiyorsa, günah işlediği zaman Allah’ın kendi nezdindeki değerine/makamına bakmalıdır.” (Günah işleyen insan Allah’a bir değer/makam vermediği için, Allah da günahkar insana bir değer/makam vermez.)

Bihar’ul-Envar, c.70, s.18

 

* * *

84 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

أَ مَا تَعْلَمُونَ أنَّ أعْمالَكُمْ تُعْرَضُ عَلَيْهِ فَاِذا رَأى فِيها مَعْصِيَةً ساءَهُ ذلِكَ فَلا تَسُوؤُوا رَسُولَ اللهِ وَسُرُّوهُ.

الكافي / 1/219

84-İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Amel defte­rinizin Resulullah (s.a.v)’e takdim edildiğini bilmiyor musunuz? Peygamber amel defterinizde bir günah gö­rünce üzülür. O halde (günah işleyerek) Peygamber (s.a.v)’i üzmeyin. (Güzel amellerinizle) Peygamber (s.a.v)’i sevindirin.”

el-Kafi, c. 1, s. 219

 

* * *

 

85 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

قِلَّةُ الْعَفْو أَقْبَحُ الْعُيُوبِ وَالتَّسَرُّعُ اِلَى الانْتِقامِ أَعْظَمُ الذُّ نُوبِ.

غرر الحكم / 235

85-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “En çirkin ayıp az af etmek hataları görmektir. En büyük günah ise intikam almada acele davranmak­tır.”

Gurer’ul-Hikem, s. 235

* * *

 

86 ـ عَنِ الاَ صْبَغِ بْنِ نَباتَةَ عَنْ عَلِيٍّ عليه السّلام قَال: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، اِذا غَضِبَ اللهُ عَزَّوَجَلَّ عَلى أُ مَّة وَلَمْ يَنْزِلْ بِهَا الْعَذابُ غَلَتْ أَسْعارُها، وَقُصُرَتْ أَعْمارُها، وَلَمْ تَرْبحْ تُجّارُها وَلَمْ تَزْكُ ثِمارُها، وَلَمْ تَغْزُرْ أَ نْهارُها، وَحُبِسَ عَنْها أَمْطارُها، وُسُلِّطَ عَلَيْها شِرارُها.

الخصال / 2 / 360

86-Esbag b. Nebate Hz. Ali’den naklen Resulullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğunu aktarmaktadır: “Allah azze ve celle bir ümmete gazab eder de herhangi bir azap nazil olmazsa o toplumda enflasyon yükselir, ömürleri kısalır tüccarları kar etmez, meyveleri temiz ve bol ol­maz, nehirleri dolup taşmaz, yağmurları kesilir ve ken­dilerine kötü kimseler hakim olur.

el-Hisal, c. 2, s. 360

 

* * *

 

87ـ عَنْ أَبي جَعْفَر عليه السّلام قَالَ وَجَدْنا في كِتابِ عَلِيٍّ عليه السّلام قَال: قَالَ رُسُولُ الله صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، اِذا ظَهَرَ الزِّنِا كَثُرَ مَوْتُ الْفُجْأَةِ، وَاِذا طُفِّفَ الْمِكْيالُ أَ خَذَهُمْ اللهُ بِالسِّنينَ والنَّقْصِ، وَاِذا مَنَعُوا الزَّكاةَ مَنَعَتِ الارْضُ بَرَكاتِها مِنَ الزَّرْعِ وَالثِّمارِ وَالْمَعادِنِ كُلِّها، وَاِذا جارُوا في الاحْكامِ تَعاوَنُوا عَلَى الظُّلْمِ وَالْعُدْوانِ، وَاِذا نَقَضُوا الْعُهُودَ سَلَّطَ اللهُ عَلَيْهِمْ عَدُوَّ هُمْ، وَاِذا قَطَعُوا الارْحامَ جُعِلَتِ الامْوالُ في أَيْدِي الاشْرارِ، واِذا لَمْ يَأْمُرُوا بِمَعْرُوف وَلَمْ يَنْهَوْا عَنْ مُنْكَر وَلَمْ يَتَّبِعُوا الاخْيارَ مِنْ أَهْلِ بَيْتي سَلَّطَ اللهُ عَلَيْهِمْ شِرارَهُمْ فَيَدْعُوا عِنْدَ ذَلِكَ خِيارُهُمْ فَلا يُسْتَجابُ لَهُمْ.

سفينة البحار / 2 / 630

87-Ebi Cafer -İmam Bakır- (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali (a.s)’ın kitabında, Resulullah (s.a.v)’in şöyle bu­yurmuş olduğunu gördüm: “Bir toplumda zina ortaya çıkarsa aniden ölümler (sekteler) artar, tartılarda hile­karlık yapılırsa hayat pahalılığına ve mal kıtlığına düçar olurlar, zekat vermezlerse yeryüzü ekin, meyve ve ma­deni zenginliklerinden onları mahrum kılar, Allah’ın hükümlerinde zulme baş vururlarsa zulüm ve tecavüze katkıda bulunmuş olurlar. Söz ve anlaşmalarını boz­duklarında da Allah onlara düşmanlarını musallat eder, sıla-i rahimde bulunmazlarsa malları kötü kimselerin elinde kalır, iyiliği emretmez ve kötülükten sakındır­mazlar ise ve biz Ehl-i Beyt’in iyilerine uymazlarsa Al­lah onlara kötü insanları musallat eder, bu takdirde de onları kendi hallerine bırakır ve dualarını asla kabul et­mez.”

Sefinet’ul-Bihar, c. 2, s. 630

 

* * *

 

88 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

ما جَفَّتِ الدُّمُوعُ اِلاّ لِقَسْوَةِ الْقُلُوبِ وَما قَسَتِ الْقُلُوبُ اِلاّ لِكَثْرِةَ الذُّ نُوبِ.

بحار الانوار / 70 / 55

88-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur:”Göz yaşları sadece kalpler katılaştığı için kurur (akmaz olur) ve kalpler de sadece çok günahtan dolayı katılaşır.”

Bihar’ul-Envar, c. 70, s. 55

 

* * *

 

89 ـ قالَ اللهُ تَعالى لِداوُدَ عليه السّلام:

يا دَاوُدُ! بَشِّرِ الْمُذْنِبينَ بِسِعَةِ رَحْمَتيَ الْمُطْلَقَةِ الَّتي وَسِعَتْ كُلَّ شَىْء لَئِلاّ يَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَتي وَأَنْذِرِ الصِّـدِّيقِينَ بِسَطْوَةِ غَضَبي لِئَلاّ يَغْتَرُّوا بِطاعَتِهِمْ لاِنَّ الاْغْتِرارَ مُوجِبُ الْعُجْبِ وَالْعُجْبُ أَ شَدُّ الذُّ نُوبِ.

الاثني عشرية / 59

89-Allah-u Teala Davud (a.s)’a şöyle buyurmuştur: “Ey Davud günahkarları bütün varlık alemini kapsayan geniş rahmetim ile müjdele rahmetimden asla ümitlerini kesmesinler, doğruları da gazabımın büyüklüğü ile uyar ki itaatleri ile gururlanmasınlar, zira gurur insanın ken­dini beğenmesine yol açar, insanın kendisini beğenmesi de en büyük günahtır.”

el-İsna Aşeriye, s. 59

 

* * *

 

 

 

 


 

 

 

İlim ve Değeri

 

90 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اَلْعالِمُ وَالْمُتَعَلِّمُ شَرِيكانِ في الاجْرِ وَلا خَيْرَ في سائِرِ النّاسِ.

بحار الانوار / 52 / 2

90-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Alim ve ilim talipleri (üstad ve öğrencileri) mükafat ve ecirde ortaktırlar. Diğer insanlarda ise hayır yoktur.

Bihar’ul-Envar, c. 52, s. 2

 

* * *

 

91 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنْ أَفْتَى النّاسَ بِغَيْرِ عِلْم كانَ ما يُفْسِدُهُ مِنَ الدِّينِ أَ كْثَرَ مِمّا يُصْلِحُهُ.

بحار الانوار / 2 / 121

91-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İlmi ol­maksızın fetva verenlerin dinde açtığı bozukluklar, et­tiği islahlardan daha çoktur.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 121

 

* * *

 

92 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

قِيمَةُ كُلِّ امْرِئ ما يُحْسِنُهُ.

نهج البلاغة / 482

92-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: Her şahsın değeri övdüğü şeye bağlıdır. (Her sanatçının değeri bildiği sanata bağlıdır, doktorun de­ğeri sağlığın önemine denktir, öğretmen ve alimin de­ğeri toplumun hidayet ve eğitiminin önemine denktir.)

Nehc’ül-Belağa, 482. Hutbe

 

* * *

 

93 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

أَلْعِلْمُ وَديعَةُ اللهِ في أَرْضِهِ، وَالْعُلَماءُ أُمَناؤهُ عَلَيْهِ، فَمَنَ عَمِلَ بِعِلْمِهِ أَ دّى اَمانَتَهُ...

بحار الانوار / 2 / 36

93-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İlim Al­lah’ın yeryüzündeki emanetidir. Alimler ise Allah’ın yeryüzündeki güvendiği emin kimselerdir. Her kim il­miyle amel ederse gerçekte Allah’ın emanetine riayet etmiştir.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 36

 

* * *

94 ـ قالَ الاِْمامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

تَعَلَّمُوا الْعِلْمَ فَاِنَّ تَعَلُّمَهُ حَسَنَةٌ وَطَلَبَهُ عِبادَةٌ.

بحار الانوار / 78 / 189

94-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlim öğre­nin; zira ilim öğrenmek iyiliktir. İlim taleb etmek ise ibadettir.”

Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 189

 

* * *

 

95 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

الشَّاخِصُ في طَلَبِ الْعِلْمِ كَالْمُجاهِدِ في سَبيلِ الله.

بحار الانوار / 1 / 179

95-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “İlim tahsilinde gayret edenler Allah yolunda cihad eden kimse gibidir.”

Bihar’ul-Envar, c. 1 s. 179

 

* * *

 

96 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

فَانْظُرُوا عِلْمَكُمْ هذا عَمَّنْ تَأْخُذُونَهُ.

بحار الانوار / 2 / 92

96-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlminizi kimden aldığınıza dikkat edin.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 92

 

* * *

97 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

اُطْلُبُوا الْعِلْمَ وَتَزَيَّنُوا مَعَهُ بِالْحِلْمِ وَالْوَقارِ وَتَواضَعُوا لِمَنْ تُعَلِّمُونَهُ الْعِلْمَ.

الكافي / 1 / 36

97-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: İlim taleb edin ve ilimle birlikte hilim ve vakarla süslenin. Size ilim öğreten kimselere karşı mütevazi olun.”

el-Kafi, c. 1, s. 36

* * *

 

98 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

مَنْ تَعَلَّمَ الْعِلْمَ وَعَمِلَ بِهِ وَتَعَلَّمَ لِلّهِ دُعِيَ في مَلَكُوتِ السَّمواتِ عَظِيماً.

الكافي / 1 / 35

98-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlim öğre­nen, bu ilmiyle amel eden ve Allah için başkalarına ilim öğreten kimse göklerin melekutunda büyük olarak anı­lır.

el-Kafi, c. 1, s. 35

* * *

 

99 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

خَيْرٌ الدُّ نْيا وَالاخِرَةِ مَعَ الْعِلْمِ.

بحار الانوار / 1 / 204

99-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Dünya ve ahiret hayrı, ilim iledir.”

Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 204

 

* * *

 

 

 

İlim Öğrenmenin Fazileti

100 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنْ طَلَبَ الْعِلْمَ فَهُوَ كَالصّائِمِ نَهارَهُ الْقائِمِ لَيْلَهُ وَاِنَّ باباً مِنَ الْعِلْمِ يَتَعَلَّمُهُ الرَّ جُلُ خَيْرٌ لَهُ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَهُ أَبُو قُبَيْس ذَهَباً فَأَ نْفَقَهُ في سَبيلِ اللهِ.

بحار الانوار / 1 / 184

100-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İlim taleb eden kimse gündüzleri oruç tutan, geceleri ise ibadet eden kimse gibidir. İlmin bir babını öğrenen kimse için bu ilim Ebu Kubays dağı kadar altını olup da Allah yolunda infak etmesinden daha hayırlıdır.

Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 184

 

* * *

 

101 ـ قالَ الاِْمامُ زَيْنُ الْعابِدِينَ عليه السّلام :

لَوْ يَعْلَمُ النّاسُ ما في طَلَبِ الْعِلْمِ لَطَلَبُوهُ وَلَوْ بِسَفْكِ الْمُهَجِ وَخَوْضِ الْلُجَجِ.

الكافي / 1 / 35

101-İmam Zeyn’ül-Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar ilim talebinin değerini bilmiş olsalardı deniz seferlerine ve ölüm tehlikesine bile aldırmadan ilim taleb ederdi”

Kafi, c. 1, s. 35

* * *

 

102 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

لا يُدْرَكُ الْعِلْمُ بِراحَةِ الْجِسْمِ.

غرر الحكم / 348

102-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “İlim, cisim/beden rahatlığı ile tahsil edile­mez.”

Gurer’ul-Hikem, s. 348

 

* * *

 

103 ـ قالَ الاِْمامُ الصّادِقُ عليه السّلام :

اِحْتَفِظُوا بِكُتُبِكُمْ فَاِنَّكُمْ سَوْفَ تَحْتاجُونَ اِلَيْها.

بحار الانوار / 3 / 152

103-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yazdıkla­rınızı koruyun; zira yakında bu yazdıklarınıza muhtaç olacaksınız.”

Bihar’ul-Envar, c. 3, s. 152

 

* * *

 

104 ـ قالَ الاِْمامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

إِنَّ كَمالَ الدّينِ طَلَبُ الْعِلْمِ وَالْعَمَلُ بِهِ، أَلا وَإِنَّ طَلَبَ الْعَلْمِ أَ وْجَبُ عَلَيْكُمْ مِنْ طَلَبِ الْمَالِ.

الكافي / 1 / 30

104-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: Şüphesiz ki dinin kemali ilim taleb etmek ve bu ilmi ile amel etmektir. Bilin ki hiç şüphe yok, ilim taleb etmek sizler için mal taleb etmekten daha farzdır.”

el-Kafi, c. 1, s. 30

 

* * *

 

105 ـ قالَ الاِْمامُ الْحَسَنُ عليه السّلام:

عَلِّمِ النّاسَ عِلْمَكَ وَتَعَلَّمْ عِلْمَ غَيْرِكَ.

بحار الانوار / 78 / 111

105-İmam Hasan (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlmini insanlara da öğret ve başkalarından da ilim öğren”

Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 111

 

* * *

 

106 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

فَضْلُ الْعِلْمِ أَ حَبُّ اِلَى اللهِ مِنْ فَضْلِ الْعِبادَةِ.

بحار الانوار / 1 / 167

106-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah için ilmin üstünlüğü ibadetin üstünlüğünden daha sevimli­dir.”

Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 167

 

* * *

 


 

 


 

 

 

İlim ve İlim Öğretmenin Fazileti

 

107 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنْ سُئِلَ عَنْ عِلْم يَعْلَمُهُ فَكَتَمَهُ أُ  لْجِمَ بِلِجام مِنَ النّار.

الاثني عشرية / 11

107-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her kim kendisinden bildiği bir şey sorulur da onu gizler ise, ağ­zına ateşten bir gem vurulur.” (Zira onlar şaşkınlığa dü­şen insanların derdine çare olabilir ve onlara yol göste­rerek hayatlarının akışını değiştirebilirler; dolayısıyla sessiz kalmaları büyük bir günahtır.”

el-İsna Aşeriye, s. 11

 

* * *

 

108 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اَ  لْقُرآنُ مَأْ دَبَةُ اللهِ فَتَعَلَّمُوا مَأْدَبَتَهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ.

بحار الانوار / 92 / 19

108-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kur’an Allah’ın okuludur, Allah’ın okulundan gücünüz yetti­ğince ilim öğrenin.”

Bihar’ul-Envar, c. 92, s. 19

 

* * *

 

109 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

إِنَّ مِمّا يَلحَقُ الْمُؤْمِنَ مِنْ عَمَلِهِ وَحَسَنَاتِهِ بَعْدَ مَوْتِهِ: عِلْماً عَلَّمَهَ وَنَشَرَهُ، وَوَلَداً صَالِحاً تَرَكَهُ، وَمُصْحَفاً وَرَّثَهُ.

سنن ابن ماجة / 1 / 88

109-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Şüphesiz ki mümine öldükten sonra ulaşacak amel ve iyilikleri; öğrettiği ve yaydığı ilmi, geride bıraktığı salih evladı ve miras bıraktığı kitaplarıdır.

Sünen-i İbn-i Mace, s. 1, s. 88

 

* * *

 

110 ـ قال الامامُ الرِّضا عليه السّلام:

رَحِمَ اللهُ عَبْداً أحْيى أَ مْرَنَا فَقُلْتُ لَهُ فَكَيْفَ يُحْيي أَمْرَكُمْ؟ قالَ عليه السّلام يَتَعَلَّمُ عُلُومَنا وَيُعَلِّمُهَا النّاسَ فَاِنَّ النّاسَ لَوْ عَلِمُوا مَحاسِنَ كَلامِنا لاَتَّبَعُونا.

معاني الاخبار / 180

110-İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “İşi­mizi/emrinizi ihya edene Allah rahmet etsin.”

“Emriniz/İşiniz nasıl ihya edilir.” diye sorulunca da şöyle buyurdu: “İlmimizi öğrenir ve insanlara öğretir. Zira insanlar sözlerimizin güzelliğini bilecek olurlarsa, şüphesiz bize tabi olurlar.”

Meani’ul-Ahbar, s. 180

 

* * *

 

 

 

Alimlerin Fazileti ve Önemi

 

 

111 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

صِنْفانِ مِنْ أُ مَّتي إذا صَلَحا صَلَحَتْ أُ مَّتي وَإذا فَسَدا فَسَدَتْ أُ مَّتي، قيلَ يا رَسُولَ اللهِ وَمَنْ هُما؟ قالَ: أَ لْفُقَهاءُ والاُمَراءُ.

بحار الانوار / 2 / 49

111-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ümme­timden iki grup islah olursa ümmetim de islah olur ve bozulursa ümmetim de bozulur.” Kendisine, “Ey Resulullah! Onlar kimdir?” diye sorunca da, “Alimler ve emirlerdir.” diye buyurdu.

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 49

 

* * *

 

112 ـ قالَ الامامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

اِذا جَلَسْتَ اِلى عالِم فَكُنْ عَلى أنْ تَسْمَعَ أَحْرَصَ مِنْكَ عَلى أَنْ تَقُولَ وَتَعَلَّمْ حُسْنَ الاسْتِماعِ كَما تَتَعَلَّمُ حُسْنَ الْقَوْلِ وَلا تَقْطَعْ عَلى أَحَد حَديثَهُ.

بحار الانوار / 1 / 222

112-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir alimin yanına oturunca konuşmaktan çok onu dinleme gayreti içinde ol, güzel konuşmayı öğrendiğin gibi, güzel din­lemeyi de öğren ve hiç kimsenin sözünü kesme”

Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 222

 

* * *

113 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

يا عَلِيُّ تَمَنّى جَبْرَئيلُ أَنْ يَكُونَ مِنْ بَني آدَمَ بِسَبْعِ خَصال: وَهِيَ الصَّلاةُ في الجَماعَةِ، وَمُجالَسَةُ الْعُلَماءِ، وَالصُّلْحُ بَيْنَ الاثْنينِ وَإكْرامُ الْيَتِيمِ، وَعِيادَةُ الْمَرِيضِ، وَتَشْييعُ الْجِنَازَةِ، وَسَقْيُ الْماءِ في الْحَجِّ، فَاحْرِصْ عَلى ذلِكَ.

الاثني عشرية / 245

113-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ey Ali şu yedi sıfat sebebiyle Cebrail de insan oğlundan olmayı temenni etti.

1-Cemaat ile namaz kılmak

2-Alimler ile oturmak

3-İki kişinin arasını islah etmek

4-Yetimlere ikram etmek

5-Hastayı ziyaret etmek 6-Cenazeyi teşyi etmek

7-Hac mevsiminde hacılara su vermek.

O halde sen de bunları elde etme gayreti içinde olan.”

el-İsna Aşeriye, s. 245

 

* * *

 

114 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

إِنَّ كَلامَ الْحُكَماءِ إذا كانَ صواباً كانَ دَواءً، وَإذا كانَ خَطَأً كانَ داءً.

نهج البلاغة الكلمات القصار / 265

114-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Hikmet sahiplerinin sözleri doğru olursa ilaç gibidir. Hata olursa hastalık gibidir.”

Nehc’ül-Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar/265

 

* * *

 

115 ـ قالَ الامامُ الْعَسْكَريُّ عليه السّلام:

عُلَماءُ شيعَتِنا مُرابِطُونَ في الثَّغْرِ فَمَنِ انْتَصَبِ لِذلِكَ مِنْ شيعَتِنا كانَ أفْضَلَ مِمَّن جَاهَدَ الرُّومَ... لا نَّهُ يَدْفَعُ عَنْ أَ دْيانِ مُحِبّينا.

الاحتجاج / 2 / 155

115-İmam Hasan el-Askeri şöyle buyurmuştur: “Şii­lerimizin alimleri İslam sınırlarının koruyucularıdır. Bu yüzden Şiilerimizden her kim bu görevi üstlenirse ma­kamı Rum ordusuyla cihad eden kimseden daha üstün­dür. Zira bu kimse dostlarımızın ve takipçilerimizin inanç sınırlarını korumaktadır.”

el-İhticac, c. 2, s. 155

 

* * *

116 ـ قال الامامُ الرِّضا عليه السّلام:

ألا إِنَّ الفَقيهَ مَنْ أَ فاضَ عَلَى النّاسِ خَيْرَهُ وأَ نقَذَهُمْ مِنْ أَ عْدائِهِمْ وَوَفَّرَ عَلَيْهِمْ نِعَمَ جَنانِ اللهِ وَحَصَّلَ لَهُمْ رِضْوانَ الله تَعالى.

بحار الانوار / 2 / 5

116-İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bilin ki şüphesiz fakih kimse halka hayrı dokunan, onları düş­manlarından kurtaran, onlara Allah’ın cennet nimetle­rini arttıran ve (onları hidayet ederek) ilahi rızayete ulaştıran kimsedir.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 5

 

* * *

 

117 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

... فَاِنَّ الْعالِمَ أَ عْظَمُ أجْراً مِنَ الصّائِمِ الْقائِمِ المُجاهِدِ في سَبيلِ اللهِ فَاِذا ماتَ الْعالِمُ ثُلِمَ في الاسْلامِ ثُلْمَةً لا يَسُدُّ ها اِلاّ خَلَفٌ مِنْهُ.

بحار الانوار / 2 / 43

117- Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Şüphesiz ki alim kimse; oruç tutan, namaz kı­lan ve Allah yolunda cihad eden kimsenin mükafatın­dan daha büyük mükafata sahiptir. Bir alim öldüğü za­man kendisinden yerine geçen biri olmadıkça İslam’da doldurulması mümkün olmayan bir gedik açılır.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 43

 

* * *

 

118 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

هَلَكَ خُزّانُ الامْوالِ وَهُمْ أَحْياءٌ، وَالْعُلَماءُ باقُونَ ما بَقيَ الدَّهْرُ، أَ عْيانَُهُمْ مَفْقُودَةٌ، وَأَ مْثالُهُمْ في الْقُلُوبِ مَوْجُودَةٌ.

نهج البلاغة الكلمات القصار / 147

118-Emir’el-Mü’minin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Mal biriktirenler, yaşadıkları halde helak ol­muşlardır. (Hiçbir faydalı etkileri yoktur) Ama alimler dünya baki kaldıkça onlar da baki kalırlar. (İnsanlar bunların varlığından istifade ederler.) Bedenleri topra­ğın altında yok olsa da kalplerdeki emsalleri/varlıkları var olacaktır.”

Nehc’ül-Belağa, el-Kelimat’ul-Kısar/147

 

* * *

 

119 ـ قالَ الامامُ الْحُسَيْنُ عليه السّلام :

إِنَّ مَجارِيَ الاُمُورَ الاحْكامِ عَلى أَ يْدي الْعُلَماءِ بِاللهِ، الاُمَناءِ عَلى حَلالِهِ وَحَرامِهِ...

تحف العقول / 172

119-İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüp­hesiz ki işlerin mecrası ve hükümlerin icrası ilahi alimle­rin elinde olmalıdır. Onlar Allah’ın helal ve haramları­nın eminleridirler.”

Tuhef’ul-Ukul, s. 172

 

* * *

 

120 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

قَالَ الْحَوارِيُّونَ لِعيسَى عليه السّلام: يا رُوحَ اللهِ مَنْ نُجالِسُ؟ قَالَ: مَنْ يُذَكِّرُكُمُ اللهِ رُؤْيَتُهُ وَيَزيدُ في عِلْمِكُمْ مَنْطِقُهُ وَيُرَغِّبُكُمْ في الاخِرَةِ عَمَلُهُ.

بحار الانوار / 1 / 203

120-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Havariler Hz. İsa (a.s)’a şöyle dediler: Ey Ruhullah, kimler ile oturup kalkalım/dost olalım? Hz. İsa (a.s) şöyle cevap verdi: Gördüğünüzde sizlere Allah’ı hatırlatan, sözleri ilminizi arttıran ve amelleri, sizleri ahirete sevk eden kimseler ile oturup kalkın.”

Bihar’ul-Envar, c. 1, s. 203

 

* * *

 

121 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

لا يَشْغَلَنَّكَ عَنِ الْعَمَلِ لِلاخِرَةِ شُغْلٌ فَاِنَّ الْمُدَّةَ قَصيرَةٌ.

غرر الحكم / 335

121-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Hiç bir iş seni ahiretten alı koymasın (her za­man ahireti düşünün); zira fırsatlar oldukça kısadır.”

Gurer’ul-Hikem, s. 335

 

* * *

 

122 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

مَنْ بَاعَ آخِرَتَهُ بِدُ نْياهُ خَسِرَهُما.

غرر الحكم / 274

122-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Ahiretini dünyaya satan kimse, her ikisini de kaybetmiş sayılır.”

Gurer’ul-Hikem, s. 274

 

* * *

 

123 ـ قالَ الامامُ عَلِيُّ بنُ مُحَمَّد الْهادي عليه السّلام :

أُ ذْكُرْ مَصْرَعَكَ بَيْنَ يَدَي أَ هْلِكَ فَلا طَبيبٌ يَمْنَعُكَ وَلا حَبيبٌ ينفعكَ.

بحار الانوار / 78 / 370

123-İmam Ali b. Muhammed el-Hadi şöyle buyur­muştur: “Ehlinin karşısında öleceğin anı hatırla, o an ölümü senden def edecek ne bir doktor bulunur ve ne de sana fayda verebilecek bir dost.”

Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 370

* * *

 


 

 

 


 

 

 

Tövbe

 

124 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

إِنَّ أَ كْثَرَ صِياحِ أَ هْلِ النّارِ مِنَ التَّسْويفِ.

المحجة البيضاء

124-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cehen­nem ehlinin feryat ve inlemesi daha çok tövbeyi ertele­dikleri içindir.”

el-Müheccet’ül-Beyza

 

* * *

 

125 ـ قالَ الامامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لا ذَنْبَ لَهُ.

وسائل الشيعة / 16 / 74

125-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: Günahtan tövbe eden kimse, günah işlememiş gibidir.

Vesail’uş-Şia, c. 16, s. 74

 

* * *

 

126 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

كَمْ مِنْ مُسَوِّف بِالْعَمَلِ حَتّى هَجَمَ عَلَيْهِ الاجَلُ.

غرر الحكم / 240

126-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Nice insan (tövbe ve salih) amel etmeyi bu­gün ve yarına erteler de, ansızın ölüm kendilerini yaka­lar.”

Gurer’ul-Hikem, s. 240

 

* * *

 

127 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

يا عَلِيُّ طُوبى لِصُورَة نَظَرَ اللهُ اِلَيْها تَبْكي عَلى ذَنْب لَمْ يَطَّلِعْ عَلى ذلِكَ الذَّ نْبِ أَحَدٌ غَيرُ اللهِ.

بحار الانوار / 77 / 63

127-Resulullah (s.a.v), Ali (a.s)’a şöyle buyurmuştur: “Ya Ali, Allah’tan başka hiç kimsenin haberinin olma­dığı bir günahına ağlarken Allah’ın kendisine nazar et­tiği kimseye ne mutlu!” (Rivayetlerde de yer aldığı üzere insan günahını hiç kimseye söylememeli, herkesten gizlemeli, yalnızca Allah’ın huzurunda itiraf ve tövbe etmelidir.)

Bihar’ul-Envar, c. 77, s. 63

 

* * *

 

128 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

إنَّ الله تَبارَكَ وَتَعالى يُنْزِلُ مَلَكاً اِلىَ السَّماءِ الدُّ نْيا كُلَّ لَيْلَة في الثُّلْثِ الاخيرِ وَلَيْلَةِ الْجُمُعَةِ في أَ وَّلْ الْلَّيْلِ فَيَأْمُرُهُ فَيُنادِي: هَلْ مَنْ سائِل فَاُعْطِيَهُ؟ هَلْ مِنْ تائِب فَأَ تُوبَ عَلَيْهِ؟ هَلْ مِنْ مُسْتَغْفِر فَأغْفِرَ لَهُ؟

بحار الانوار / 3 / 314

128-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah-u tebarek ve teala her gece, gecenin üçte birinin son çey­reğinde ve Cuma geceleri ise gecenin ilk saatinde bir meleği dünya semasına indirir ve ona yüksek sesle şöyle feryat etmesini emreder: “Acaba ihtiyaç sahibi kimse yok mu hacetini gidereyim? Acaba tövbe eden kimse yok mu tövbesini kabul edeyim? Acaba istiğfar eden kimse yok mu kendisine mağfiret edeyim? (Cuma ge­celerinin uykusu “hasret uykusu” olarak adlandırılmış­tır. Çünkü kıyamet günü insanlar Cuma gecesi uyuduk­ları için üzülür, pişmanlık ve hasret duyarlar.)

Bihar’ul-Envar, c. 3, s. 314

 

* * *

129 ـ قالَ الامامُ الصّادِقُ عليه السّلام:

أَ غْلِقُوا أَ بْوابَ الْمَعْصِيَةِ بِالاسْتِعاذَةِ وَافْتَحُوا أَ بْوابَ الطّاعَةِ بِالتَّسْمِيَةِ.

بحار الانوار / 92 / 216

129-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Günahla­rın kapısını, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınarak ka­patın, ve itaatin kapısını ise bismillah ile açın.”

Bihar’ul-Envar, c. 92, s. 216

 



 

 

 

Müminlerin Yüzsuyunun

Korunması

 

130 ـ قالَ الامامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

يَجِبُ لِلْمُؤْمِنِ عَلَى الْمُؤْمِنِ أَنْ يَسْتُرَ عَلَيْهِ سَبْعينَ كَبيرةً.

بحار الانوار / 74 / 301

130-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin insana, mümin kardeşini yetmiş kere bir günahı işlerken görse dahi o günahı örtmesi/başkalarından gizlemesi farzdır. (Yüzsuyunu dökerek ve gururunu inciterek gü­nahını ifşa etmemesi gerekir.)

Bihar’ul-Envar, c. 74, s. 301

 

* * *

 

131 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

اِقْبَلْ عُذْرَ أَخيكَ وَإِن لَمْ يَكُنْ لَهُ عُذْرٌ فَالْتَمِسْ لَهُ عُذْراً.

بحار الانوار / 74 / 165

131-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “(Hata yapan) Müslüman kardeşinin özrünü kabul et, eğer özrü yoksa da sen onun için özür bul.” (İnsanların hatalarını mazur görmeye çalış!)

Bihar’ul-Envar, c. 74, s. 165

 

* * *

 

132 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

أَ قْبَحُ الْغَذْرِ اِذاعَةُ السِّرِّ .

مستدرك الوسائل / 12 / 305 رقم 14155

132-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Hıyanetin/ihanetin en çirkini (Müslüman ki­şinin) sırrını ifşa etmektir.”

Müstedrek’ül-Vesail, c. 12, s. 305, 14155. Hadis

 

* * *

 

 

133 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

نُصْحُكَ بَيْنَ الْمَلاِ تَقْريعٌ.

غرر الحكم / 322

133-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Hatalı insana başkalarının yanında nasihat et­mek, gerçekte onu ezmek/şahsiyetini zedelemek gibi­dir.” (Kimsenin olmadığı yerde nasihat etmek gerekir.)

Gurer’ul-Hikem/322

 

* * *

 

134 ـ قالَ الامامُ الصّادِقُ عليه السّلام:

مِنْ أَ حَبِّ الاعْمالِ اِلَى اللهِ عَزَّوَجَلَّ اِدْخالُ السُّرُورِ عَلَى الْمُوْمِنِ ، اِشْباعُ جُوعَتِهِ أَوْ تَنْفيسُ كَرْبَتِهِ أَوْ قَضاءِ دَيْنِهِ.

الكافي / 2 / 192

134-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah azze ve celle katında en sevimli amel mümin kardeşini sevindirmektir: (Örneğin) Açlığını gidermek (onu do­yurmak), sıkıntısını gidermek veya borcunu öde­mek...(suretiyle mümin kardeşini sevindirmek Allah’ın en çok sevdiği şeydir.)

Kafi, c. 2, s. 192

 

* * *

 

135 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اِصْلاحُ ذاتِ الْبَيْنِ أَ فْضَلُ مِنْ عامِّةِ الصَّلاةِ وَالصَّوْم.

بحار الانوار / 76 / 43

135-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “İki kişiyi arasını bulmanın sevabı, bir kimsenin bütün ömrü bo­yunca kıldığı namaz ve tuttuğu orucun sevabından daha üstündür.”

Bihar’ul-Envar, c. 76, s. 43

 

* * *

 

136 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

مَنْ ظَنَّ بِكَ خَيْراً فَصَدِّقْ ظَنَّهُ .

نهج البلاغة / 511

136-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Bir kimsenin sana karşı olan hayırlı zannını doğrula/boşuna çıkarma.”

Nehc’ül-Belağa/511

* * *

137 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

الدّالُّ عَلَى الْخَيْرِ كَفاعِلِهِ.

بحار الانوار 96 / 119

137-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse diğerlerine iyilik yapma hususunda öncülük (örnek teş­kil) ederse, o iyiliği kendisi yapmış gibidir.”

Bihar’ul-Envar, c. 96, s. 119

 

* * *

138 ـ عَنْ أَبي عَبْدِ الله عليه السّلام قالَ:

سِتُّ خِصال يَنْتَفِعُ بِهَا الْمُؤْمِنُ بَعْدَ مَوْتِهِ: وَلَدٌ صالِحٌ يَسْتَغْفِرُ لَهُ، وَمُصْحَفٌ يُقْرَءُ فِيهِ، وَقَليبٌ يَحْفِرُهُ، وَغَرسٌ يَغْرِسُهُ، وصَدَقَةُ ماء يُجْريه، وسُنَّةٌ حَسَنَةٌ يُؤخَذُ بِها بَعْدَهُ.

الخصال / 323

138-Eba Abdillah (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin kişi öldükten sonra da şu altı şeyden fayda/istifade gö­rür: “Kendisi için Allah’tan bağışlanma dileyen salih bir evlat, (kendisi için) tilavet edilen Kur’an, halkın fayda­lanması için açtığı kuyu, yeryüzüne diktiği ağaç, sadaka-i cariye niyetiyle yaptırdığı çeşme ve kendinden sonra in­sanların amel ettiği iyi bir sünnet (uygulama)”

el-Hisal, s. 323

* * *

139 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

لَوْلا أَنْ أَ شُقَّ عَلى اُ مَّتي لاَمَرْتُهُمْ بِالسِّواكِ مَعَ كُلِّ صَلاة.

بحار الانوار / 76 / 126

139-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Eğer ümmetim için zorluk çıkarmaktan çekinmeseydim, her namazla birlikte dişlerini fırçalamayı farz kılardım.”

Bihar’ul-Envar, c. 76, s. 126


 

 

 

Adaletsizlik ve Zulüm

 

140 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

اِذا كانَ يَوْمُ الْقِيامَةِ نادى مُناد: أَ يْنَ الظَّلَمَةُ وَ أَ عْوانُهُمْ وَمَنْ لاقَ لَهُمْ دَواةً أوْ رَبَطَ لَهُمْ كِيساً أَوْ مَدَّ لَهُمْ مَدَّةَ قَلَم فَاحْشُرُوهُمْ مَعَهُمْ .

ثواب الاعمال / 903

140-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde bir münadi (nida edici) şöyle nida eder: “Ey zulüm edenler ve onların yardakçıları, neredesiniz? Onlara hokka kalem hazırlayanlar, bir torbanın ağzını sağlam kapatanlar ve ya kendilerine mürekkep temin edenler kimdir? Hepsini birlikte haşr edin.”

Sevab’ul-E’mal, s. 903

 

* * *

 

141 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

وَاللهِ لَوْ أُ عْطيتُ الاَقالِيمَ السَّبْعَةَ بِما تَحْتَ أَفْلاكِها عَلى اَنْ أَ عْصِيَ اللهَ في نَمْلَة أَ سْلُبُها جُلْبَ شَعيرَة ما فَعَلْتُهُ.

نهج البلاغة / 347

141-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Vallahi, karıncanın ağzın­daki arpanın kabu­ğunu alarak Allah’a isyan etmem için bana yedi iklim ve bunun altındakiler verilse, gene de kabul etmem.”

Nehc’ül-Belağa, 347

 

* * *

 

142 ـ قالَ الامامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

الظُّلْمُ ثَلاثَةٌ: ظُلْمٌ يَغْفِرُهُ اللهُ عَزَّوَجَلَّ وَظُلْمٌ لا يغْفِرُهُ، وَظُلْمٌ لا يَدَعَهُ الله، فَأَ مّا الظُّلْمُ الَّذي لا يَغْفِرُهُ فَالشِّرْكُ بِاللهِ عَزَّوَجَلَّ وَاَ مَّا الظُّلْمُ الَّذي يَغْفِرُهُ اللهُ فَظُلْمُ الرَّجُلِ نَفْسَهُ فِيما بَيْنَهُ وَبَيْنَ اللهِ عَزَّوَجَلَّ، وَ أَ مّا الظُّلْمُ الَّذي لا يَدَعُهُ فَالمُدايَنَةِ بَيْنَ الْعِبادِ.

الكافي 2/330

142-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Zulüm üç çeşittir: bir zulüm vardır ki Allah azze ve celle affeder, bir zulüm vardır ki Allah affetmez ve başka bir zulüm de vardır ki Allah ona göz yummaz. Allah’ın bağışla­madığı zulüm, Allah azze ve celle’ye şirk koşmaktır, Allah’ın bağışladığı zulüm ise kişinin kendisiyle Allah azze ve celle arasında kendi nefsine zulmetmesidir. Al­lah’ın göz yummadığı zulüm ise insanların birbiri hak­kında (kul hakkı hususunda) işlediği zulümdür.”

el-Kafi, c. 2, s. 330

 

* * *

 

143 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

الظُّلْمُ يُزِّلُ الْقَدَمِ وَيَسْلُبُ النِّعَمَ وَيُهْلِكُ الاُمَمَ.

تصنيف غرر الحكم / 456

143-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Zulüm adımları kaydırır, nimetleri ortadan yok eder ve ümmetleri helak eder.”

Tesnif-u Gurer’ul-Hikem, s. 456

 

* * *

 

144 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

لَيْسَ شَىْءٌ أَدْعى إلى تَغْييرِ نِعْمَةِ اللهِ وَتَعْجيلِ نَقَمَتِهِ مِنْ إِقَامَة عَلى ظُلْم، فَإنَّ اللهَ سَميعٌ دَعْوَةَ الْمُضطَهَدينَ وَهُوَ لِلظّالِمينَ بِالْمِرصادِ.

نهج البلاغة الرسالة / 53

144-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Allah’ın nimetini değiştiren, azabının çabuk gelmesine sebep olan şeyler içinde zulümden daha güçlüsü yoktur. Allah, zulme ve işkenceye maruz ka­lanların feryadını duyandır, zalimlerin azabını da hazır­lamıştır.”

Nehc’ül-Belağa, 53. Mektup

 

* * *


 

 

 


 

 

 

Müslüman Kardeşinin Hakları

 

14۵ ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنْ أَحْزَنَ مُؤْمِناً ثُمَّ أعْطَاهُ الدُّنيا لَمْ يَكُنْ ذلِكَ كفّارَتَهُ وَلَمْ يُؤجَرْ عَلَيْهث.

بحار الانوار / 75 / 150

145-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her kim Mümin kardeşini üzer, sonra da (kendisini affetmesi için) bütün dünyayı kendisine verecek olsa bu kendisi için kefaret olmaz ve bu ihsanından dolayı asla mükafat görmez.” (Dolayısıyla önce tövbe etmeli ve üzdüğü Müslüman kardeşini kendisinden razı etmelidir.)

Bihar’ul-Envar, c. 75, s. 150

 

* * *

 

146 ـ قالَ الامامُ الْكاظِمُ عليه السّلام :

مِنْ أَوْجَبِ حَقِّ أَخيكَ أَلاّ تَكْتُمَهُ شَيْئاً يَنْفَعَهُ لا مِنْ دُنْياهُ وَلا مِنْ آخِرَتهِ.

بحار الانوار / 2 / 75

146-İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Müslü­man kardeşinin senin üzerindeki en çok farz olan hak­larından biri de dünya ve ahiret menfaatinin olduğu bir şeyi kendisinden gizlememendir.”

Bihar’ul-Envar, c. 2, s. 75

 

* * *

 

147- قالت فاطمة عليها السلاما

الجارُ ثم الدار

كشف الغمه، ج 2، ص 25

بحار الانوار، ج 43، ص 82

147- Hz. Hasan (a.s), annesi Fatıma (a.s)’ı sürekli komşuları ve diğerleri hakkında dua ederken gördü­ğünde, “Anneciğim, neden kendine dua etmiyorsun?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Fatıma (a.s) şöyle bu­yurdu: “Önce komşu, sonra ev.”

Keşf’ul-Gumme, c. 2, s. 25

Bihar’ul-Enver, c. 43, s. 82

 

* * *

 

148 ـ قالَ الامامُ الْحَسَنُ بْنُ عَلِيٍّ عليه السّلام:

صاحِبِ النّاسَ مِثَلَ ما تُحِبُّ أَنْ يُصاحِبُوكَ بِهِ.

بحار الانوار / 78 / 116

148-İmam Hasan b. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Başkalarına karşı, kendine nasıl davranılmasını sevi­yorsan öyle davran.”

Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 116

 

* * *

 

149 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

رَحِمَ اللهُ اِمْرَءً أَحْيا حَقّاً وَ أَماتَ باطِلاً وَدَحَضَ الْجَوْرَ وَأَقامَ الْعَدْلَ.

غرر الحكم / 181

149-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Allah, hakkı ihya edip batılı yok öldürene; zulmü reddedip adaleti ikame edene rahmet etsin.”

Gurer’ul-Hikem, s. 181

 

* * *

 

150 ـ قالَ الامامُ الصّادِقُ عليه السّلام:

أَ رْ بَعَةٌ مِنْ أَخْلاقِ الانْبِياءِ عَلَيْهِمْ السَّلامُ: الْبِرُّ، وَالسَّخاءُ، والصَّبْرُ عَلَى النّائِبَةِ، وَالْقِيامُ بِحَقِّ الْمُؤْمِنِ.

تحف العقول / 277

150-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şu dört şey Peygamberler (a.s)’ın ahlakındandır: İyilik, cömert­lik, zorluklar karşısında sabır ve Müminin hakkını al­mak için kıyam etmek.”

Tuhef’ul-Ukul, s. 277

 

* * *

 

151 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

إِنَّمَا عِمَادُ الدّينِ، وَجِماعُ الْمُسْلِمينَ، وَالْعُدَّةُ لِلاَعْداءِ، الْعامَّةُ مِنَ الاُ مَّةِ، فَلْيَكُنْ صِغْوُكَ لَهُمْ، وَمَيْلُكَ مَعَهُمْ .

نهج البلاغة الرسالة / 53 / 429

151-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Dinin direği olan, İslam cemaatini oluşturan, düşmanlara karşı duran, ümmetin çoğunluğu olan halkı sevmeli ve onlara meyletmelisin.”

Nehc’ül-Belağa, 53. Mektup

 

* * *

152 ـ قالَ الامامُ الصّادِقُ عليه السّلام:

ما عُبِدَ اللهُ بِشَيء أَ فْضَلَ مِنْ أَداءِ حَقِّ الْمُؤمِنِ.

الكافي / 2 / 170

152-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Mümin insanın hakkını eda etmekten daha üstün bir şeyle ibadet edilmemiştir.”

el-Kafi, c. 2, s. 170

 

* * *

 

153 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنْ آذى مُؤْمِناً فَقَدْ آذاني.

بحار الانوار / 67 / 72

153-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir Mü­mine eziyet eden şüphesiz ki bana eziyet etmiştir.”

Bihar’ul-Envar, c. 67, s. 72

 

* * *

 

154 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنِ اِقْتَطَعَ مالَ مُؤْمِن غَصْباً بِغَيرِ حَقٍّ لَمْ يَزَلِ اللهُ مُعْرِضاً عَنْهُ، ماقِتاً لاعْمالِهِ الَّتي يَعْمَلُها مِنَ الْبِرِّ والْخَيْرِ لا يُثْبِتُها في حَسَناتِهِ حتّى يَتُوبَ وَيَرُدَّ الْمَالَ الَّذي أَخَذَهُ اِلى صاحِبِهِ.

مستدرك الوسائل / 17 / 89

154-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir mü­minin malını haksız yere gasp eden kimseden tövbe etmedikçe ve aldığı malı sahibine geri vermedikçe Allah asla razı olmaz, iyi ve hayır işlerini asla kabul etmez ve iyiliklerinden saymaz.”

Müstedrek’ül-Vesail, c. 17, s. 89

 

* * *

 

 


 

 

 


 

 

 

Selam

 

155 ـ عَنِ النَّبيَّ صلّى الله عليه وآله وسلم قال:

اِذا تَلاقَيْتُمْ فَتَلاَقُوا بِالتَّسْلِيم وَالتَّصافُحِ، وَاِذا تَفَرَّقْتُمْ فَتَفَرَّقُوا بِالاسْتِغْفارِ.

بحار الانوار / 76 / 4

155-Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Birbirinizle karşılaştığınız zaman selam verip tokalaşın ve ayrıl­dığınızda da birbirinize mağfiret dileyerek ayrılın.”

Bihar’ul-Envar, c. 76, s. 4

 

* * *

 

156 ـ قالَ الامامُ الْحُسَيْنُ بن عليّ عليه السّلام :

لِلسَّلامِ سَبْعُونَ حَسَنَةً تِسْعٌ وَسِتُّونَ لِلْمُبْتَدي وَواحِدَةٌ لِلرّادِْ .

بحار الانوار / 78 / 120

156-İmam Hüseyin bin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Selam vermenin yetmiş sevabı vardır; atmış dokuz se­vabı selam verene, bir sevabı da selama karşılık verene aittir.”

Bihar’ul-Envar, c. 78, s. 120

 

* * *

 

157 ـ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللهِ عليه السّلام قالَ: جَمَعَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ بَني عَبْدِ الْمُطَّلِبِ فَقالَ يا بَني عَبْدِ الْمُطَّلِبِ أَفْشُوا السَّلامَ وَصِلُوا الارْحامَ وَتَهَجَّدُوا وَالنَّاسُ نِيّامٌ وَأَ طْعِمُوا الطَّعامَ وَ أَطيبُوا الكَلامَ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ بِسَلام.

بحار الانوار / 69 / 393

157-Eba Abdillah (İmam Sadık) -a.s- şöyle buyur­muştur: “Resulullah (s.a.v), Abdulmuttalib oğullarını toplayarak şöyle dedi: “Ey Abdulmuttalib oğulları se­lamı yayın, yakınlarınızı ziyaret edin, insanlar uykuda iken gece namazı kılın, yemek ihsan edin ve güzel söz­ler söyleyin ki esenlikle cennete giresiniz.”

Bihar’ul-Envar, c. 69, s. 393

 

* * *

 

158 ـ قالَ الامامُ الصّادِقُ عليه السّلام:

الْبادِيءُ بِالسَّلامِ أَ وْلَى بِاللهِ وَرَسُولِهِ.

وسائل الشيعة / 12 / 55

158-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlk selam veren kimse Allah ve Resulü nezdinde daha evladır./değerlidir.”

Vesail’uş-Şia, c. 12, s. 55

 

* * *

 

 

 

 

İyiliği Emretmek ve Kötülükten

Sakındırmak

 

159 ـ قالَ اللهُ تَعالى:

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُ مَّةٌ يَدْعُونَ اِلى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُو لئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ.

سورة آل عمران رقم 3 آية 104

159-“Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: “Sizden; iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve kötülükten men eden bir cemaat olsun. İşte kurtuluşa erişenler yalnız onlardır.”

Al-i İmran/104

 

* * *

 

160 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:-

إذا أُ مَّتي تَوَكَلَتِ الامْرَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْمُنْكَرِ فَلتَأْ ذَنْ بِوِقاع مِنَ اللهِ تَعالى.

بحار الانوار / 100 / 92

160-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ümme­tim iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak husu­sunda gevşek davranıp bu önemli işi birbirine havale ettiklerinde Allah-u Teala’ya karşı savaş ilan etmiş olurlar.”

Bihar’ul-Envar, c. 100, s. 92

 

* * *

 

161 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

مَنْ تَرَكَ اِنْكارَ الْمُنْكَرِ بِقَلْبِهِ وَلِسانِهِ وَ يَدِهِ فَهُوَ مَيِّتٌ بَيْنَ الاحْياءِ.

بحار الانوار / 100 / 94

161-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Her kim kalbi, dili ve eliyle kötülükten sakın­dırmayı terk ederse diriler arasında ölü gibidir.”

Bihar’ul-Envar, c. 100, s. 94

 

* * *

 

162 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

لَرَدُّ الْمُؤْمِنِ حَراماً يَعْدِلُ عِنْدَ اللهِ سَبْعينَ حِجَةً مَبْرُورةٌ.

مستدرك وسائل الشيعة / 11 / 278

162-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir Mü­mini haramdan alı-koymak Allah nezdinde makbul olan yetmiş hacca denktir.”

Müstedrek’ül-Vesail, c. 11, s. 276

 

* * *

 

163 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

وَأَمُرْ بِالْمَعْرُوفِ تَكُنْ مِنْ أَ هْلِهِ، وَأَنْكِرِ الْمُنْكَرَ بِيَدِكَ وَلِسَانِكَ، وَ بايِنْ مَنْ فَعَلَهُ بِجُهْدِكَ، وَجَاهِدْ في اللهِ حَقَّ جِهادِهِ، وَلا تَأْخُذْكَ في اللهِ لَوْمَةُ لائِم وَخُضِ الْغَمَراتِ لِلْحَقِّ حَيْثُ كانَ.

نهج البلاغة / 392 الرسالة 31

163-Emir’el-Müminini İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Marufu emret ve ona uyanlardan ol, münkeri elinle ve dilinle gider. Münkeri isteyenlerden tüm ça­banla uzaklaş ve sakın. Allah yolunda hakkıyla cihad et. Hiçbir kınayıcının kınaması, seni onun yolundan alı­koymasın. Nerede olursan ol, hak yolunda güçlülükle­rin en şiddetlilerine korkusuzca atıl.”

Nehc’ül-Belağa, 31. Mektup

 

* * *

 

164 ـ قالَ الامامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

إِنَّ الامْرَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْمُنْكَرِ سَبيلُ الانْبِياءِ، وَمَنْهاجُ الصُّلَحاءِ، فَرِيضَةٌ عَظيمَةٌ بِها تُقامُ الْفَرائِضُ، وَتُأْمَنُ الْمَذاهِبُ وَتُحَلُّ الْمَكاسِبُ وَتُرَدُّ الْمَظالِمُ وَتُعْمَرُ الارْضُ.

الكافي/ 5 / 56

164-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak Peygam­berlerin yolu ve salihlerin metodudur. Bütün farzların kendisiyle ikame edildiği büyük bir farzdır. Diğer inançlar onunla emniyete erer, kazanç ve işler onunla helal olarak gerçekleşir, zulümler ortadan kalkar ve yer­yüzü düzene girer.”

el-Kafi, c. 5, s. 56

 

* * *

 

165 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

قِوامُ الشَّريعَةِ، الامْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيُ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاِقامَةُ الحُدُودِ.

غرر الككم / 236

165-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Dinin kıvamı/dayanağı iyiliği emretmek, kö­tülükten sakındırmak ve ilahi hadleri uygulamaktır.”

Gurer’ul-Hikem, s. 236

 

* * *

 

166 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنْ رَأى مُنْكَراً فَلْيُنْكِرْهُ بِيَدِهِ اِنِ اسْتَطاعَ، فَاِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسانِهِ، فَاِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ.

وسائل الشيعة / 16 / 135

166-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir kötülük görürse, eliyle o kötülüğü nehy etsin. Gücü yetmezse diliyle, ona da gücü yetmezse kalbiyle nehy etsin.”

Vesail’uş-Şia, c. 16, s. 135

 

* * *

 

167 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

مَنْ أَمَرَ بِالْمَعْرُوفِ وَنَهى عَنِ الْمُنْكَرِ فَهُوَ خَلِيفَةُ اللهِ في الارْضِ وَخَلِيفَةُ رَسُولِهِ.

مستدرك الوسائل / 12 / 179

167-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim iyi­liği emreder ve kötülükten sakındırırsa Allah’ın ve re­sulünün yer yüzündeki halifesidir.”

Müstedrek’ül-Vesail, c. 12, s. 179

 

* * *

 

168 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

لا تَزَالُ أُ مَّتي بِخَيْر ما أَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوا عَنِ الْمُنْكَرِ وَتَعاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالْتَّقْوى فَاِذا لَمْ يَفْعَلُوا ذلِكَ نُزِعَتْ مِنْهُمْ الْبَرَكاتُ.

التهذيب / 6 / 181

168-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir üm­met iyiliği emredip kötülükten sakındırdıkça; iyilik ve takvada yardımlaştıkça sürekli hayırlar/iyilikler içinde yaşar. Aksi takdirde böyle davranmadığı müddetçe on­lardan tüm ilahi bereketler alınır.”

et-Tehzib, c. 6, s. 181

 

* * *

 

169 ـ مِنْ وَصِيَّةِ الامامِ أَميرِ الْمُؤْمِنينَ عَلِيٍّ عليه السّلام لِلْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ عَلَيْهِمَا السَّلامُ لَمّا ضَرَبَهُ اِبْنُ مُلْجَم لَعَنَهُ اللهُ :

وَاللهَ اللهَ في الْجِهادِ بِأمْوالِكُمْ وَأَ نْفُسِكُمْ وَأَ لْسِنَتِكُمْ في سَبيلِ اللهِ... لا تَتْرِكُوا الامْرَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهيَ عَنِ الْمُنْكَرِ فَيُولّى عَلَيْكُمْ شِرارُكُمْ ثُمَّ تَدْعُونَ فَلا يُسْتَجابُ لَكُمْ.

نهج البلاغة / 422 الرسالة 47

169- Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s), İbn-i Mülcem (Allah’ın laneti üzerine olsun) tarafından ağır yarala­nınca oğlu Hasan ve Hüseyin (a.s)’a şöyle vasiyet et­miştir: “Allah için mallarınızla, canlarınızla ve dilleri­nizle Allah yolunda cihad edin... İyiliği emredip kötü­lükten men etmeyi terk etmeyin. Aksini yaptığınız tak­dirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra, yaptığınız du­alar da kabul olmaz.”

Nehc’ül-Belağa 47. Mektup

 

* * *

 

170 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

اَلاَ مْرُ بِالْمَعْرُوفِ أَ فْضَلُ أَ عْمالِ الْخَلْقِ.

مستدرك الوسائل / 12 / 185

170-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “İyiliği emretmek insanların en üstün ameli­dir.”

Müstedrek’ül-Vesail, c.12, s. 185

 

* * *

 

171 ـ قالَ الامامُ الصّادِقُ عليه السّلام:

وَما أَ عْمالُ البِرِّ كُلُّها وَالْجِهادُ في سَبيلِ اللهِ عِنْدَ الامْرِ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهي عَنِ الْمُنْكَرِ اِلاّ كَنَفْثَة في بَحْر لُجِّيٍّ.

بحار الانوار / 100 / 89

171-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bütün hayırlı amellerin ve hatta Allah yolunda cihadın bile, iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevinin kar­şısındaki konumu; ağızdaki tükürüğün, dalgalı denizler karşısındaki konumu gibidir.”

Bihar’ul-Envar, c. 100, s. 89

 

* * *

 

172 ـ قالَ الامامُ الْباقِرُ عليه السّلام :

أوْحَى اللهُ عَزَّوَجَلَّ اِلى شُعَيْب النَّبيّ عليه السّلام: إِنّي مُعَذِّبٌ مِنْ قَوْمِكَ مائَةَ أَ لْف، أَ رْبَعينَ أَ لْفاً مِنْ شِرارِهِمْ وَسِتِّينَ أَ لْفاً مِنْ خِيارِهِمْ. فَقالَ يا رَبِّ، هؤلاءِ الاشْرارُ، فَما بالُ الاخْيارِ؟ فَأْ وْحى اللهُ عَزَّوَجَلَّ اِلَيْهِ: داهَنُوا أَ هْلَ الْمَعاصي وَلَمْ يَغْضِبُوا لِغَضَبي.

الكافي / 5 / 56

172-İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah azze ve celle Şuayb Peygamber (a.s)’a şöyle vahiy etti: “Ben Şüphesiz ki senin kavminden yüz bin kişiyi azaba düçar kılacağım. Bu yüz bin kişiden kırk bin kişisi kö­tüler, altmış bin kişisi ise iyilerdir.” Bunun üzerine Şuayb Peygamber (a.s) şöyle buyurdu: “Ya Rabbi! Kö­tüler azaba layıktır, ama iyiler neden bu azaba düçar olacak?” Allah azze ve celle ona şöyle vahiy etti: “Zira onlar da kötülerle uzlaştılar ve ben gazaplandığım halde onlar gazaplanmadılar.” (Onlar günah işlediğinde hiçbir şey demediler, iyiliği emredip kötülükten sakındırmadı­lar.)

el-Kafi, c. 5, s. 56

 

* * *

 

173 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

فَأْ مُرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَواْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاعْلَمُوا أَ نَّ الامْرَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهيَ عَنِ الْمُنْكَرِ لَنْ يُقَرِّبا أَ جَلاً وَلَنْ يَقْطَعا رِزْقاً.

وسائل الشيعة / 16 / 120

173-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “İyiliği emredin, kötülükten sakındırın ve bilin ki iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, ne eceli yaklaştırır ve ne de rızkı keser.”

Vesail’uş-Şia, c. 16, s. 120

 

* * *

 

174 ـ قالَ الامامُ الصّادِقُ عليه السّلام:

وَيْلٌ لِقَوْم يُدينُونَ اللهَ بِالامْرِ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيِ عَنِ الْمُنْكَرِ.

مستدرك الوسائل / 12 / 181

174-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak suretiyle Allah’ın dinini savunmayan kavme eyvahlar olsun.”

Müstedrek’ül-Vesail c. 12, s. 181

 

* * *

 

 

 

 


 

 

 

Dil ve Afetleri

 

175 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

فَتْنَةُ الِلّسانِ أَ شَدُّ مِنْ ضَرْبِ السَّيْفِ.

بحار الانوار / 71 / 286

175-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Dilin çı­kardığı fitne, kılıcın vurduğu darbeden daha şiddetli­dir.”

Bihar’ul-Envar, c. 71, s. 286

* * *

 

176 ـ قالَ رَسُولُ اللهِ صلّى الله عليه وآله وسلم:

ما مِنْ شَىْء أَحَقَّ بِطُولِ السِّجْنِ مِنَ الِلّسانِ.

بحار الانوار / 71 / 277

176-Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir şey dil kadar uzun süre hapsedilmeye müstahak değil­dir.” (Zira insanın işlediği günahların çoğu dil vasıta­sıyla gerçekleşmektedir: gıybet, iftira, yalan, alay ve dille yaralama gibi.)

Bihar’ul-Envar, c. 71, s. 277

 

* * *

 

177 ـ قالَ الامامُ اَميرُ الْمُؤمِنينَ عَلِيٌّ عليه السّلام :

فَكِّرْ ثُمَّ تَكَلَّمْ تَسْلَمْ مِنَ الزَّلَلِ.

غرر الحكم / 228

177-Emir’el-Müminin İmam Ali (a.s) şöyle buyur­muştur: “Önce düşün, sonra konuş ki sürçmelerden korunasın.”

Gurer’ul-Hikem, s. 228