• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/imamhuseyin.mescidi?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/112418602123481358174?tab=wX#112418602123481358174/posts?tab=wX/posts

ANTAKYA İMAM ALİ (a.s.) İNANÇ VE KÜLTÜR DERNEĞİ 
İMAM HÜSEYİN (a.s.) MESCİDİ

SİZİ CENNETE GETİREN ŞEY NEYDİ?







SİZİ CENNETE GETİREN ŞEY NEYDİ?


Rivayet edilir ki: Cennette insanlar bazen bir araya gelir, sohbet ederler. Eskilerden (dünya hayatından) bahsederler. İşte o zaman aralarında, Tur suresinde sözü edilen şu sohbet geçer:

وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ، قَالُوا اِنَّا كُنَّا قَبْلُ فٖى اَهْلِنَا مُشْفِقٖينَ، فَمَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا وَوَقٰينَا عَذَابَ السَّمُومِ


"(Cennettekiler) birbirlerine dönüp (“Ne iyilik yaptınız da bu nimetlere ulaştınız?” diye) sorarlar.

Derler ki: “Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (birbirimize karşı) müşfik idik/ şefkatliydik.”

“Allah da bize lütfetti ve bizi iliklere işleyen cehennem azabından korudu.” (Tur, 25-27)

Ne kadar güzel bir kelime "şefkat"!.. Yani derler ki: Biz aile içinde eşimize, çocuklarımıza ve birbirimize karşı şefkatliydik, hoşgörülüydük, sevgi ve saygı içinde yaşıyorduk, müşfik idik. Anne babanın çocuklarına karşı şefkatli olması ve şefkatleriyle onları terbiye etmesi insanı cennetlik etmeye yetiyor.

Hz. Fatıma'nın lakaplarından biri de Hâniye'dir. Hâniye, "eşine ve çocuklarına şefkatle yaklaşan kadın" demektir. Eşine karşı şefkatli, çocuklarına karşı şefkatli... Ama buradaki şefkatten kasıt, Allah'a karşı nasıl bir kul olacakları yönünde endişe duyma telaşıdır. Esasen aile içi şefkatin gereği de budur. Bu yüzden şefkat dağıtan bir kimse için "Allah ehli olmak" önemlidir.

Yani anne-babanın hem birbirleri için, hem de çocukları için "Allah ehli olmaları" yönünde titiz davranmaları ve farklı yollara sapmamaları için sürekli endişeli olmaları, başka bir deyişle bu yönde koruyucu rol üstlenmeleri oldukça önemlidir. "Çocuklarımın hayatı nasıl geçiyor, Allah'tan çekiniyorlar mı, Allah ile irtibatları var mı, Allah'ı seviyorlar mı, Allah da onları seviyor mu?.." gibi sorular onların sürekli zihinlerinden geçen şeylerdir.

Kadın olsun, erkek olsun eşinin ve çocuklarının imanı konusunda endişe duymayan bir kimse ilahi azabı hak eder!
Bu konuda müşfik olmalıdırlar. Endişe duymalıdırlar.

Aile içinde terbiye dersi sıralamasında ilk konu dindir. Müslüman ve Ehlibeyt dostu bir aile için çocukların helal ve haram kavramlarının ne demek olduğunu bilmemesi çok utanılacak bir durumdur. Çirkindir. Ayıptır.

Bazen bakıyoruz, gençlerden bazıları bize gelip soruyorlar:

-Hocam, amca kızı bize namahrem mi?

Düşünebiliyor musunuz? Aileler yıllarca birbirleriyle iç içe yaşıyorlar. Gidiyorlar, geliyorlar, ömür geçiriyorlar, ama genç neredeyse 30 yaşına varacak, daha yeni gelip soruyor: "Mahrem mi, namahrem mi?" diye.

Şimdiye kadar neredeydiniz? Anneniz babanız hayatınızın neresindeydi? Nasıl olur da bu yaşınıza kadar size mahremi-namahremi öğretmezler? Bu nasıl müşfiklik? Bu nasıl şefkat?

Size Ehlibeyt'in yaşantısından bahsedelim mi? Çok sevdiğimiz Hasan'ın, Hüseyin'in, Zeynep'in ve anneleri Fatıma'nın hayatından kesitler ister misiniz? Eğer onları seviyorsanız, bir de onların hayat biçimlerine bakın. Bakın bakalım, aile içi terbiye konusunda ne kadar onlara benziyoruz?..

Bir çocuğun annesini ibadet halinde görmesi, her daim güzel şeyleri yaptığına şahit olması onun geleceğini ne derece etkiler, hep birlikte görelim:

İmam Hasan (a.s) der ki: Geceleri annemi hep dua ederken görüyordum. Sürekli komşuları için dua ediyordu, onun bu hali asla aklımdan çıkmazdı...

İmam Hasan o zamanlar küçük bir çocuktu. "Anne, neden dua ediyorsun?" diye sormuştu. Hiç kuşkusuz gördüğü bu tür manzaralar ve aldığı her cevap, onun geleceğini şekillendiren unsurlardan bazılarıydı.

Hz. Zeynep henüz 5 yaşındayken annesinin onu elinden tutup mescide götürdüğünü hatırlıyor ve o günleri özlemle yâd ediyor. Annesinin örtünmeye verdiği önemi daha o yaşlarda yaşayarak hissediyor. Mahremlerle, namahremlerle nasıl konuştuğunu, insanlarla nasıl muaşeret içerisinde olduğunu o yaşlarda annesinden görerek öğreniyor.

Çıkarın kâğıt kalemi, evinizde hesabınızı ulu orta yapın. Çocuklar ne yaptığınızı görüp sorsunlar:

-Babacığım, ne yapıyorsun?
-Bu yılki humusumu hesaplıyorum oğlum, kızım, canlarım!..

Bunu gören çocuklarınız daha o yaşlarda humus denen bir şeyin varlığından haberdar olacak. Onu zihninde kayıt altına alacak. Büyüdüğünde asla yadırgamayacak. İcabında, yerine getirmediği takdirde vicdan azabı duyacak. "Şu dünyada humus var, zekât var" diyecek.

Hz. Fatıma Cuma günleri gurup vaktinde çocuklarını etrafına toplar:

-Dua ediyorum, siz de hep birlikte amin deyin, derdi.

Yavrucaklar, daha o günden "Allah ile irtibat" denen bir şeyin varlığından haberdar oluyorlar.

İmam Hasan'ın, İmam Hüseyin'in, Hz. Zeynep'in hayatlarına bakın, göreceksiniz. Allah ile ne derecede halvet ederlerdi? Hepsi de "Biz bunu annemizden öğrendik" derlerdi. "Annemiz Allah ile halvet ederdi, biz de ondan halvet yöntemini öğrenirdik."

Kardeşlerim! Günde en azından 10 dakikanızı ayırıp evinizin bir köşesinde Allah ile halvet edin. İçinizi dökün. Dünyanın çilesini, pisliğini, ağırlığını O'na şikâyet edin. Göreceksiniz... Öyle rahatlayacaksınız ki ruh hâliniz değişecek. Çocuklarınız sizin bu manevi kazanımınızdan hiç kuşkusuz pay alacaktır. Hem Allah ile raz-u niyaz etmiş olacaksınız, hem de çocuklarınıza güzel bir ameli miras bırakacaksınız.

Bu küçük şeyleri bile yapmazsanız, gün gelir öyle bir düşersiniz ki elinizden tutup kaldıranınız bile olmaz. Ne mutlu gecenin bir yarısında uyanıp Allah ile halvet eden kadın-erkek din kardeşlerime! Ne mutlu okula gittiği halde geceden kendisine bir pay ayırıp bu ameli yerine getiren liseli, üniversiteli gençlere! Ne mutlu ailesinin rızkı için sabah erkenden işe koştuğu halde Allah ile halvet saatini kaçırmayan işçilere!..

Fazla değil; 5 dakika, 10 dakika, 15 dakika sabah namazından önce uyanıp secdeye varsan, "Allah'ım şu kulunu bağışla!" diye yalvarsan öyle rahatlayacak, öyle hafifleyeceksin ki kalbin huzur bulacak. Allah'ı her daim hazır ve nazır bilmek, öyle görmek insanı güzelleştirir. Edeplendirir. Ahlakına güzellikler katar.

Çocuğunuzun peygamber olmasını beklemeyin! Çocuk, siz neyseniz odur. Çünkü onun ilk örneği sizsinizdir. Sizinle yaşar, sizinle büyür. Sizde ne görse onu alacaktır. Kötü ahlaka sahip bir baba, çocuğunun güzel ahlaka sahip olmasını bekleyemez. Bu, gülünç bir durum olur. Güzellik diye ne öğrettin de çocuğun güzel ahlaka sahip olsun?

O halde şefkat ehli olun da ailenizi gözetin. Onların gelecekleriyle oynamayın. Unutmayın, evde her hareketiniz kayıt altındadır: Bir yanda Allah'ın, diğer yanda da çocuklarınızın kamerası var!


Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
195 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın