• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/imamhuseyin.mescidi?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/112418602123481358174?tab=wX#112418602123481358174/posts?tab=wX/posts
    • YA-ALİ-DER
    • ANTAKYA İMAM ALİ (a.s.) İNANÇ VE KÜLTÜR DERNEĞİ
Kütüphane (E-Kitaplar)
Müslüman Bilim Adamları
Özel Şahsiyetler
Hürr Bin Yezid'in Hayatı








HUR BİN YEZİD EL RİYEHİ

 

         Kerbela şehitlerinden olan Hürr, Irak’ın önde gelen hanedanlarından ve Kufe’nin büyüklerindendi. Başlangıçta, İbn-i Ziyad’ın isteği üzerine İmam Hüseyin’e (a.s.) karşı gönderilen bin kişilik ordunun komutanıydı.

 

         Hür’ün öyküsü, Aşura’nın en ilginç ve en ibretli olaylarından biridir. Hür b. Yezid-i Riyahi, yiğit bir pehlivan ve güçlü bir komutandı. Bazıları onu “Küfe’nin en cesur adamı” olarak bilirlerdi.

 

İmam Hüseyin’in (a.s) Irak’a varmak üzere olduğu haberi Ubeydullah b. Ziyad’a ulaştığında Hür komutasında 1000 kişiyi oraya göndererek İmam Hüseyin’in yolunun kesilmesini veya onu darulimareye sürüklemesi emrini verdi.

 

         Hür, Ubeydullah’ın sarayından çıktığı esnada arkadan şöyle bir ses duydu: “Ey Hür! Mutlu ve sevinçli ol. Hayra doğru gidiyorsun.” Hür, sesin geldiği yöne dönerek baktı, kimseyi göremedi. Sonra şaşkın bir şekilde kendi kendine söylenmeye başladı: “Bu nasıl bir müjdedir? Ve bu nasıl bir hayırdır ki Hüseyin’le savaşa gidiyorum?!”

 

Öylenin sıcaklığında Hür’ün ordusu İmam Hüseyin’in (a.s) kafilesine yetişti. İmam Hüseyin (a.s) onların susuzluğunu görünce yaranlarına: “Bu topluluğa ve atlarına su verin” diye emretti. Askerlerden birinin su içemediğini ve suyun meşkten aktığını görünce kendisi kalkarak kendi mübarek elleriyle o askere su içirdi.

 

         İmam Hüseyin’in (a.s) bu muhabbet ve şefkatine karşılık bu topluluğun onlara yaptığına bir bakın. İmam Hüseyin (a.s) onların atlarını bile suladı, ama onlar imam Hüseyin’in (a.s) çocuklarına bile suyu esirgediler.

 

Tüm askerler su içtikten sonra namaz vakti gelmişti. İmam Hüseyin (a.s) çadırdan çıkarak kısa bir hutbe okudu ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Ben sizin bana gönderdiğiniz mektuplar ve elçileriniz bana gelerek dediler ki bize gelin bizim imamız yoktur. Dediğinizden dolayı ben buraya geldim. Şimdi eğer ahit ve sözünüze bağlıysanız, söyleyin ve eğer ahdinize bağlı değilseniz ve benim gelişime iyi bakmıyorsanız burada söyleyin geri döneyim.”

 

Sonra Hür’e dönerek şöyle buyurdu: “Ashabınla namaz kılmak istiyor musun?” dedi ki: “Hayır, bizim hepimiz sizinle birlikte namaz kılacağız.”

 

İmam Hüseyin (a.s) namaz bittikten sonra çadırına, Hür’de ordusunun yanına döndü. İkindi namazı sırasında imam yeniden dışarı çıktı ve namazını kıldı. Sonra Küfe’lilere dönerek şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Eğer Allah’tan korkar ve hakkı ehline verirseniz Allah Teala sizden daha çok razı olur. Bizler Muhammed’in Ehl-i Beyti olarak hilafet iddiasında bulunan, ama bu makama sahip olmayanların ve sizlere zulümle davranan bu sözde halifelerden bu makama daha layığız. Ama eğer bizi beğenmiyorsanız, bizlerin hakkını bilmiyorsanız, mektuplarınızda yazdıklarınızın dışında bir görüşünüz varsa ve aynı şekilde sizin gönderdiğiniz elçilerinizin sözlerinin dışında bir görüşünüz varsa bana söyleyin ta ben sizin yanınızdan ayrılayım ve buradan gideyim.

 

Hür dedi ki: “Allah’a and olsun ki benim bu mektuplardan ve size gönderilen elçilerden haberim yoktur.” İmam Hüseyin (a.s) yaranlarından birine işaret ederek Küfe’lilerin mektuplarıyla dolu hurcunu getirmesini istedi. İmam Hüseyin (a.s) mektupları Hür’e gösterdi. Hür dedi ki: “Ben, bu mektupları yazanlardan değilim. Bana Küfe’ye Ubeydullah’ın yanına gidene kadar sizden ayrılmamam emri verildi.” İmam Hüseyin (a.s) yaranlarına ve kafilede olan kadınlara bineklerine binme emri vererek şöyle buyurdu: “Geri dönün.” Ama Hür’ün ordusu imam Hüseyin’in (a.s) geri dönmesine bile izin vermedi.

İmam Hüseyin ve Küfe ordusu arasındaki konuşmalardan bir netice çıkmayınca imam kafilesiyle birlikte orada yani Kerbela’de konaklama zorunda kaldı…

 

Ama imam Hüseyin’in (a.s) yolunu kesen Hür’ün tövbe ettikten sonra nasıl değiştiğine bakmak gerekir. Aşura günü imam Hüseyin’in (a.s): “Acaba Allah hatırı için feryada cevap verip bize yardım edecek var mıdır? Acaba Allah Resulünün haremini savunacak kimse var mıdır?” bu feryadını duyan Hür, Ömer ibni Saad’ın yanına giderek şöyle dedi: “Acaba gerçekten bu kişiyle savaşacak mısın?” Ömer dedi ki: “Evet” Hür şöyle sordu: “Neden onun geri dönme önerisini kabul etmiyorsun?” Ömer dedi ki: “Eğer benim elimde olsaydı kabul ederdim, ancak Ubeydullah bu işe razı olmaz.”

 

Hür, İşte burada Yezidilerin İmam Hüseyin’i (a.s) öldürmek için kararlı olduklarını anladı. Bu düşünce onu sarsarak titretti… Bir tarafta Peygamber evladıyla vahiy evini görüyor, diğer tarafta Resulullah’ın düşmanlarını; bir tarafta Allah’ın salih kulunu görüyor, diğer taraftan alenen şarap içip, haramları helal haramları helal bilen gasıp halifeyi, bir tarafta aşk ve şehadeti görüyor, diğer tarafta çirkeflik ve hıyaneti, bir tarafta saadeti görüyor, diğer tarafta bedbahtlığı…

 

Hür, binlerce atlı birliklerin komutanıyken sırtını dünyaya dönerek son kararını verdi.  Hür, atına su verme bahanesiyle Yezid’in ordusundan uzaklaştıkça uzaklaştı ve hak çadırlarına yakınlaştıkça yakınlaştı. Hür’le birlikte olan “Muhacir b. Avs” Hür’e dönerek “aklından neler geçmekte? Acaba Hüseyin’e saldırmak mı istiyorsun?” diye sordu. Hür ona bir şey demedi. O sırada bedeni titriyordu. Muhacir dedi ki: “Allah’a yemin ederim ki seni şu ana kadar hiç böyle görmedim. Eğer bana Küfe’nin en cesur adamı kim diye sorsaydılar senden başkasını demezdim.” Hür ona dönerek şöyle cevap verdi: “Vallahi kendimi cennetle cehennem arasında görmekteyim. Eğer beni parça parça etseler veya yaksalar hiçbir şeyi cennete değişmem.” İşte o anda kendisine gelerek imam Hüseyin’in (a.s) kafilesine koştu.

 

Hür, imam Hüseyin’in (a.s) ulaştığında pişman bir şekilde ellerini başına koyarak şöyle dedi:

 

“اللهم اليك أنبتُ فتب علیّ، فقد ارعبتُ قلوب اوليائك و أولاد بنت نبيّك”

 

Allah’ım! Sana döndüm, öyleyse benim tövbemi kabul et. Çünkü ben senin sevdiğin kullarının ve Nebi’nin kızının çocuklarının kalbine korku ve vahşet düşürdüm.” Sonra mahcup bir şekilde İmam Hüseyin’e (a.s) dönerek şöyle dedi: “Ey Allah Resulünün oğlu! Sana feda olayım. Ben senin dönüş yolunu kapadım, ortamı size zorlaştırdım, çünkü hiçbir zaman bu halkın sizin önerinizi kabul etmeyeceklerini ve durumu buraya ulaştıracaklarını düşünmemiştim. Allah’a and olsun ki eğer böyle olacağını bilseydim asla yolunu kesmezdim. Şimdi pişmanım ve yaptıklarımdan ötürü Allah katında tövbe ediyorum. Acaba benim tövbe etme imkânım var mı?

Sen misafirdin ilk ben yolunu kestim. Çünkü misafirin yolunun kesilmeyeceğini bilmiyordum. Geldim ki Zeyneb’in kalbini şad edeyim. Böylelikle Zehra’dan kıyamette bağış dileyeyim. Geldim ki askerinden af dileyeyim. Ekberinin eteğinden tutayım.

 

         İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: “Evet, Allah senin tövbeni kabul eder! Atından in.” Hür dedi ki: “Ben, senin karşına çıkan ilk kişi olduğum için herkesten önce senin önünde ölmek istiyorum. Şayet böylelikle hesap günü ellerim ceddinin ellerine ulaşır. Pişmanlık elimi sineme vurma geç hatamdan. Böylece rahatlıkla sinemi oklara siper edeyim.”

        

         İmam Hüseyin (a.s) Hür’e cihat için izin verdi. Hür, imamın önünde durarak Küfe ordusuna şöyle feryat etti: “Ey ehli Küfe! Allah’ın bu Salih kulunu davet edip sonra onu terk mi ettiniz?! Ona dediniz ki biz senin yolunda canlarımızı feda ederiz, geldikten sonra ona kılıç çekerek Allah’ın bu geniş arazisinde gitmek istediği yere bırakmıyorsunuz? Yahudiler, Nasraniler ve Mecusiler Fırat suyundan içmekte, ama sizler onu, kadınları, kızları ve onun ailesinin ondan içmekten mahrum mu ediyorsunuz? Allah büyük susuzluk günü sizi susuz bıraksın, çünkü siz Muhammed’in hürmetini hiçe saydınız.” Hür’ün konuşmalarına tahammül edemeyen düşman ordusu onu ok yağmuruna tuttu. Sonra Hür, recez okuyarak “Züheyr”le birlikte düşman ordusuna saldırdı ve düşman askerleri toplu olarak ona saldırarak onu şehadet edinceye kadar düşman askerlerinden birçoğunu öldürdü.

 

         Adı maktel kitaplarında çokça anılan Hür, o gün savaş meydanında şöyle bir recez okumuştu:

                            Hiç kuşkusuz ben Hürr’üm ve misafirperverim

                            Boyunlarınıza kılıcımla darbeler indiririm

                            Şu bela yurduna gelen ne hayırlı kimsenin hamisiyim

                            Vurdukça vururum size, hiç endişe de duymam

                                                                  (Bihar’ul Envar c.45 s.14)

 

         İmam Hüseyin (a.s) kendini Hür’e ulaştırarak ona hitaben şöyle buyurdu: “Ey Hür! Gerçekten adını koydukları gibi dünya ve ahirette hürsün.” Sonra Hür’ün kanayan başına mendilini koyarak onu sardı. Aşura’dan sonra Beni Temim kabilesi buraya gelerek onun bedenini İmam Hüseyin’in (a.s.) türbesinden bir mil uzaklıkta bulunan bugünkü yerine defnetti.

 

         Bazı tarihi metinlere göre, Safevi hükümdarı Şah İsmail, Hürr’ün kabrini açtırmış ve bedenini sapasağlam bulmuştu. İmam’ın Kerbela’da başına sardığı mendili görünce onu açıp almak istedi. Ancak başındaki yara tekrar açıldı ve kanamaya başladı. Bunun üzerine aynı mendili tekrar başına bağladılar ve kabri kapatarak üzerine kubbe yaptılar. (Sefinetül Bihar c.1 s.242)

 

        

Kaynaklar:

1. Seyyid ibni Tavus; el- Luhuf fi Katli Tufuf; Kum Razi yayınları, 1364

2. Şeyh Abbas Kummi; Nefsi’l Mehmum; tercüme ve tahkik Allame Ebu’l Hasan Şe’rani; Kum: Zevil Kurba yayınları,1378

3. Farsça şiirler; hal dilidir ve senedi kati değildir. (kaynak: Adab-ı mersiye hani. Yayına hazırlayan Murteza Vafi; Kum: Şafak Yayınları, 1380

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      3132 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın