• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/imamhuseyin.mescidi?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/112418602123481358174?tab=wX#112418602123481358174/posts?tab=wX/posts
    • YA-ALİ-DER
    • ANTAKYA İMAM ALİ (a.s.) İNANÇ VE KÜLTÜR DERNEĞİ
Kütüphane (E-Kitaplar)
Müslüman Bilim Adamları
Özel Şahsiyetler
Müslim Bin Akil'in Hayatı






MÜSLİM B. AKİL KİMDİR?

 

         Müslim, Akil adındaki bir şahsın en kâmil evladıdır. Akil, Hz. Ali’nin (a.s) kardeşi ve Ebu Talib’in (a.s) ikinci oğludur.[1] Bu yüzden Müslim bir vasıtayla Ebu Talib ve eşi Fatıma b. Esed’in terbiyesinden geçmiştir. Onun değerli annesinin adı Halile idi ve o Akil’in Şam yolunda satın aldığı bir hizmetçiydi.[2] Değerli eşi ise müminlerin önderi Ali’nin (a.s) kızlarından “Rukiyye” idi.[3] Bu yüzden kendisi Hz. Ali’nin (a.s) damadı olma iftiharını taşıyordu. O, Allah Resulü’nün zamanını görmedi; zira şahadet esnasında (h. 60) onun yaşı kırktan fazla değildi. Yani yüce İslam peygamberinin (s.a.a) vefat zamanından hicri 60. Yıla kadar elli yıl geçmişti[4] ve bu esas uyarınca kendisi Peygamberin (s.a.a) vefatından on yıl sonra doğmuş idi. Onun evlatları şunlardır:

 

1 ve 2. “Rukiyye”den doğan Abdullah ve Ali.

3. Annesi Beni Amir olan Müslim b. Müslim.

4. Annesi Ümmü Veled olan Abdullah.

5. Muhammed.

6. İbrahim.

 

                  Onun Muhammed ve İbrahim dışındaki tüm evlatları Kerbela coğrafyasında şehit oldular. Bu ikisi bir yıl zindanda yattıktan sonra firar ettiler. Ama bir süre sonra yakalanıp Haris b. Ziyad adında bir zalimin eliyle şahadete erdiler.[5] Bu yüzden Hz. Müslim’in neslinden hiçbir çocuk kalmadı.[6] Kerbela’da şehid olan iki oğlunun adı, Abdullah ve Muhammed idi. Onlar, İmam Hüseyin (a.s)’ın oğlu Hz. Ali Ekber’den sonra şehid oldular. Abdullah’ın annesi, Hz. Ali (a.s)’ın kızı Rugayye Kübra, Muhammed’in annesi ise cariye idi.[14]

 

MÜSLİM BİN AKİL’İN ÇOCUKLARI

         Diğer iki oğlu İbrahim ve Muhammed idi. Anneleri Caferi Tayyar’ın kızı olup, Hz. Müslim şehid olduktan bir yıl sonra şehid oldular.[15] Hz. Müslim’in iki oğlunun daha olduğu rivayet edilmektedir ki, elimizde onlar hakkında herhangi bir bilgi yoktur.[16]

 

         Hz. Müslim b. Akil’in hayatını anlatan kitaplar incelendiği zaman, Onun Atike ve Hamide adlı iki kızının olduğu anlaşılmaktadır. Atike, Kerbelada Aşura günü, düşmanın çadırlara saldırması sonucu şehid oldu. Atike Aşura günü, düşmanlar çadırlara saldırdığında, İmam Hüseyin (a.s)’ın Ümm-ül Hasan ve Ümm-ül Hüseyin adında ki iki kızıyla beraber, atların ayakları altında şehid oldu.[17]

 

         Diğer kızı Hamide’nin annesi, Hz.Ali (a.s)’ın kızı olan Ümmü Külsüm Suğra’dır. O, amca ve teyzesinin oğlu olan Abdullah b. Muhammed b. Akil’le evlendi. Abdullah, Hz. Ali (a.s)’ın kızı Zeyneb-i Suğranın oğlu idi. Hamide ile Abdullah’ın, Kasım, Akil, Ali, Tahir ve İbrahim adlı beş çocukları olmuştur.[18]

 

Müslim (a.s) üç imamın zaman ve dönemini görmüştür:

1. İmam Ali (a.s) Dönemi: O, bu dönemde İmam Ali’nin (a.s) damadı olma iftiharına kavuştu ve “Rukiyye” adındaki kızıyla evlendi. Bu vesileyle Alevi üniversitesine daha yakınlaştı. Tarihçilerin naklettiği üzere müminlerin önderinin (a.s) hâkimiyeti döneminde (h. 36-40) İmam Ali (a.s) tarafından orduda bir takım askeri görevlere atanmış idi. Bu cümleden olmak üzere Sıffin savaşında müminlerin önderi ordusunu sıralandırırken İmam Hasan, İmam Hüseyin (a.s), Abdullah b. Cafer ve Müslim b. Akil’i ordusunun sağ tarafında konuşlandırmıştır.[7] 

 

2. İmam Hasan (a.s) Dönemi: O, bu zamanda da hakkın saffındaydı ve İmam Hasan’ın (a.s) en vefalı yarenlerinden ve özel sahabelerinden sayılmaktaydı.[8]

 

3. İmam Hüseyin (a.s) Dönemi: Müslim b. Akil, İmam Hüseyin’inden (a.s) muhabbet ve himaye elini çekmedi, Kerbela hareketinin öncüsü olma iftiharına nail oldu ve Hüseyin kervanın ilk şehidi sayıldı. O, İmam Hüseyin’in (a.s) yolunda sekiz kardeşiyle birlikte canını feda etti.[9]

 

HZ. MÜSLİM’İN FAZİLETLERİ

A. Ailevi Faziletler

Belirtildiği gibi o Ebu Talib (a.s) gibi bir şahsın yetiştirdiği bir kimsenin oğludur. Kendisi müminlerin önderinin (a.s) damadı olma iftiharını taşımaktadır. Bu ikisinin ise insan terbiyesi ve yetişmesindeki etkisi inkâr edilemez.

 

B. Masumların (a.s) Sözlerinde Müslim

         Allah Resulü (s.a.a), Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu: “Onun (Akil) oğlu senin oğlunun muhabbet yolunda öldürülecektir. Müminler ona ağlayacak yakın melekler kendisine selam gönderecektir.”[11] İmam Hüseyin (a.s) Kufelilere yolladığı mektupta şöyle yazmaktadır: Size kardeşim, amcaoğlum ve Ehli beytimden güvenilir bir şahsı yolluyorum.[12] Masum imamın (a.s) bu sözünde Müslim için aşağıdakilerden ibaret olan bir takım iftiharlar vardır:

1. Kardeş: İmam Hüseyin (a.s) ona kardeş sıfatı vermektedir; oysaki kendisi onun nesep kardeşi değildi. Ama çok vefakar olması nedeniyle İmam Hüseyin’in (a.s) kardeşi lakabını alma liyakatine erişti.

2. Güvenilir: Eğer İmam Hüseyin (a.s) Müslim hakkında sadece bu bir cümleyi söyleseydi bile onun faziletini ispat etmek için yeterli olurdu.

3. Ehli Beytim: Bu söz tıpkı Allah Resulü’nün (s.a.a) Salman-i Farisi hakkında söylediği söz gibidir.

 

C. Hz. Müslim’in Ziyaret Namesi

         Müslim b. Akil’in ziyaret namesinde birçok faziletler işaret edilmiştir ve belki de en önemlisi şudur: ve O’na, Allah, Resulü, müminlerin önderi, Hasan ve Hüseyin’e (a.s) itaat eden ey Allah’ın salih kulu sana selam olsun.[13] Ey Allah’ım ruhunu masumların ruhuyla haşır et ve yolunu bereketli kıl. 

 

 

 

 

MÜSLİM’İN KUFE’YE ELÇİ OLARAK GÖNDERİLMESİ

         İmam Hüseyin (a.s.) Medine’den ayrılıp Mekke’ye geldiğinde Küfe halkının onu Küfe’ye davet eden mektupları oldukça artmıştı. İmam Hüseyin’e (a.s) ulaşan en son mektupla imamın eline geçen mektupların sayısı binleri geçmekteydi. Bunun üzerine imam Hüseyin (a.s) Kabe’de makam ve rükün arasında iki rekat namaz kılarak Allah Teala’dan hayır talep etti. Sonra Küfe’lilere mektuplarının cevabını ulaştırması için amcaoğlu Müslim’i çağırarak şu mektubu yazdı: “Sizin yazdıklarınız şunlardan ibarettir: “Bizim imamımız yoktur, bize doğru geliniz şayet sizin gelişinizle Allah bizi hidayet ederek birliğimizi sağlar.

 

         Ben kendisine güvendiğim öz amcaoğlum olan Müslim b. Akil’i size gönderiyorum. Eğer bana mektuplarınızda olduğu gibi sizin önde gelenleriniz, akil ve kanaat önderlerinizin istişaresinin aynı yönde olduğunu yazarsa en kısa zamanda size geleceğim…” Müslim, Ramazan ayının ortasında Mekke’den ayrılarak Medine’ye geldi. Mescid-i Nebi’de altı namaz kıldı. Sonra ailesiyle vedalaşarak yanına bir kaç kılavuz alarak Küfe’ye doğru hareket etti. Yol şartları oldukça ağır olduğundan Müslim ve yol arkadaşları yollarını kaybettiler. Susuzluktan iki yol arkadaşı bu yolculukta hayatlarını kaybetti. En sonunda Müslim Şevval ayının beşinde Küfe’ye vardı.

 

         Küfe halkı grup grup Müslim’in yanında toplanmaya başladı. Müslim, imam Hüseyin’in (a.s) mektubunu onlara okuyunca ağlamaya başladılar. Sonra Küfe halkından 18 bin kişi Müslim’e biat etti. En sonunda o da kendisine biat edenlerin sayısını belirten bir mektup yazarak İmamın Küfe’ye gelmesinin uygun olduğunu bildirdi ve şöyle yazdı.

…"Elçi, dostlarına yalan söylemez." Kufe halkından on sekiz bin kişi bana biat edip, ahitleştiler. Bu mektup eline ulaştığında hemen Kufe'ye gel! Bütün halk senin yanındadır ve Muaviye oğulları'na tabi olmamaktadır. Vesselam.

        

         Ancak Yezid, bu olanları öğrenir ve tedbir olarak Küfe Valisi Beşir oğlu Numan’ı azledip, yerine Basra hâkimi olan Ubeydullah bin Ziyad’ı göndermişti. Ubeydullah hile ve tehditlere şehre girerek hükümeti eline aldı. İbni Ziyad, göreve başlar başlamaz, Müslim’in peşine düştü. Bunu öğrenen Müslim, derhal, kaldığı yerden ayrılıp, Hani bin Urve’nin evine yerleşti. Diğer taraftan İbni Ziyad, Mafdal isimli kölesine: “Ey Mafdal! Müslim, bu şehirde imiş, Müslim’in kaldığı yeri öğrenirsen, seni azat ederim, hatta türlü lütuflarımla seni murada kavuştururum” dedi. Mafdal, hiç vakit kaybetmeden araştırmağa başladı ve bir gün Küfe mescidinde birinin yanına yaklaşıp: “Ey temiz huylu mümin! Ben Hüseyin’e inanmış bir kimseyim. Ve bin akçayı Müslim’e verilmek üzere nezretmiştim ama kendisinin yerini bilemiyorum. Lütfet de onu bana göster!” dedi.

        

Temiz kalpli onun bu sözlerine kanmış ve Müslim’in kaldığı yere götürmüştü. Mafdal, Müslim’in elini öpüp, nezrini vermiş ve ayrıca bir Mushaf getirerek sadakattan ayrılmayacağına dair yemin dahi etti. Oradan ayrılınca, derhal İbni Ziyad’ın huzuruna çıkıp durumu anlattı. İbni Ziyad, haber göndererek Hani bin Urve’yi zorla yanına getirtip Müslim’i teslim etmesini istedi. Küfe’nin önde gelen kişilerinden biri olan “Hani b. Urve”yi Müslim’i teslim etmeyince İbni Ziyad onu hapse attı.

 

         Müslim, Hani’nin zindanlarda işkenceye maruz kaldığını duyunca Küfe halkından ona yardıma koşmasını istedi. Halk, onun bu isteğine uyarak pazar yerini, cami ve sarayın etrafını kuşattılar. Buna rağmen Ubeydullah b. Ziyad’ın sadece elli adamı vardı. Ubeydullah, birkaç kişiyi Küfe’nin değişik kabilelerine göndererek onları tehdit ve çeşitli vaatlerle kandırmasını ve sarayda olan eşraftan bazılarını da çeşitli vaatlerle sarayın üstüne çıkarak sarayı kuşatanları tehdit veya hile yoluyla bu işten vazgeçirmesini istedi. Küfe halkı kabile reisleri ve eşrafın bu sözlerini duyduktan sonra iyice ağırdan almaya başladılar. Yavaş yavaş fısıldamalarla bazıları bazılarına “dönelim, başkaları var onlar yeter.” Demeye başladılar.

 

Artık Müslim b. Akil’in taraftarları dağılmaya başlamış ve sonunda yanında 30 kişi kalmıştı. Müslim, bu durumu görünce yanındaki 30 kişiyle birlikte “ebvab” denilen yere doğru hareket etti. Oraya ulaşınca yanında sadece 10 kişi kalmıştı. O bölgeyi geçinceye kadar yanında hiç kimse kalmamıştı!!!

 

         Müslim, garipler gibi bir o köşeye bir bu köşeye baktı, ancak ona yol gösterecek veya ona barınacak bir yer verecek bir kişi bile bulamadı. İmam Hüseyin’in (a.s) elçisi Küfe’nin karanlık sokaklarında gidecek bir yeri olmaksızın yürümeye başladı… En sonunda bir evin önüne geldi evin kapısında adı “Tuv’e” olan yaşlı bir kadın beklemekteydi. Kadına selam vererek ondan biraz su istedi. Yaşlı kadın ona su vererek eve girdi. Sonra tekrar dışarı çıkınca Müslim’i kapının önünde oturur vaziyette gördü. Ona dönerek “Ey Allah’ın kulu! Eğer suyunu içtiysen ailenin yanına dön artık.” Dedi. Müslim cevap vermeden sessizce durdu. Kadın yeniden üç defa sözlerini tekrarladı. Müslim ayağa kalkarak şöyle dedi: “Benim bu şehirde ev ve ailem yoktur. Ben Müslim b. Akil’im. Bu kavim bana yalan söyleyip, kandırdı ve emniyette olduğum yerden dışarı çıkardı.” Yaşlı kadın, Müslim’i eve aldı. Altına bir kilim sererek ona yemek getirdi. Ama Müslim yemek yemeden yattı. Rüyasında amcası Müminlerin Emiri Hz. Ali’yi gördü. İmam Ali (a.s) ona rüyasında “Acele et, sen yarın bize kavuşacaksın.” Diyordu.

 

         Muhasara atlında bulunan Ubeydullah b. Ziyad, halkın bu hile ve tehditlerden sonra dağılmasını fırsat bilerek dışarı çıkarak camiye geldi. Orada Müslim’in başına bin dinar ödül koydu.

 

         Yaşlı kadının oğlu eve geldiğinde Müslim’in orada olduğunun farkına vardı. Güneşin doğmasıyla birlikte haberi düşmanlara ulaştırdı. Ubeydullah onlarca askerini Müslim’i tutuklamaları için oraya gönderdi. Müslim ibadetle meşgulken askerler orayı kuşattı. Atların kişneme seslerini duyunca ibadetini yarıda keserek zırhını giydi. Yaşlı kadının evini yakarlar düşüncesiyle aceleyle oradan dışarı çıktı. Müslim, yiğit birisiydi Küfe’lilerden birçoğunu öldürdü. Onlar toplu olarak ona saldırıyorlar, damların üzerinden de taş atıyorlardı. Sonunda aldığı bir çok yaranın ve susuzluktan dolayı yere yığılarak esir düştü. (Bazı kaynaklarda ise Müslim’i ele geçiremeyeceklerini anladıklarından onun eğer teslim olursa âmânda olduğu yalanına başvurarak o şekilde hükümet binasına götürdükleri geçer.)

Müslim b. Akil, tutuklandıktan sonra: “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” (Allah’tan geldik ve ona döneceğiz) diyerek ağlamaya başladı. Düşman askerlerinden biri böyle yiğit birinin ağlamasına şaşırarak ağlamasının sebebini sordu. Müslim şöyle buyurdu: “Allah’a and olsun ki ölmekten korkum yoktur ve kendim için ağlamıyorum. Ben buraya gelmekte olan Peygamber ailesine Hüseyin ve onun ailesine ağlıyorum.”  

 

İbni Ziyad: “Herhangi bir isteğin var mı?” diye sordu. Müslim: “Evet var, bir kişiyi görevlendir ki, beni dinlesin, Kureyş kabilesine birkaç vasiyetim var!” dedi. İbni Ziyad, bu teklifi kabul eder ve Ömer bin Sa’da, vasiyeti dinlemesi için emir verdi.

Müslim: “Ey Ömer! Sana üç vasiyetim var:

1- Şehirde 700 dirhem borcum var, atım, Numan Hacib’dedir. Bu atı satıp borcumu ödeyin.

2- Ehl-i Beyt uğrunda feda edeceğim canımı, şu kanlı vücudumu, ayaklar altında koymayın, gömün.

3- İmam Hüseyin’e benim sonumu bildirin. Bu gurbet diyarında kimsesiz kalan iki küçük yavruma sahip çıkın. Müslim, sözlerini zor bitirir, dolu dolu olur. Aldığı yaralar, ızdırab verir, can çekişmektedir.

Müslim b. Akil’i (a.s) Ubeydullah b. Ziyad’ın emriyle hükümet binasının üstüne çıkardılar. O bu sırada Allah’ı zikrederek istiğfar etmekteydi. Onu oradan aşağı atarak şehit ettiler.

 

         Sonra onun boynunu vurarak ilk önce başını sonrada bedenini astılar. Böylece ahitlerini çiğneyen Küfe halkı bu sahneyi görmüş olsun. O sırada 89 yaşında olan Hani’yi de Küfe pazarına götürerek boynunu vurdurdu. Hani, yaranlarını çağırmasına rağmen kimse onun yardımına koşmadı.Daha sonra Ubeydullah b. Ziyad, Müslim ve Hani’nin mübarek başlarını Şam’da bulunan Yezid’e gönderdi. Haşim oğullarından bedeni asılan ve başı kesilerek Yezid’e gönderilen ilk kişi Müslim b. Akil’dir.

 

 Yezid, Ubeydullah b. Ziyad'ın bu hizmeti karşısında ona şöyle yazdı:

 

 "…Senden ancak bu beklenirdi. Akıllıca davrandın, yiğitçe ve cesur bir şekilde bu büyük işte ayak direttin; adımların sağlam ve sabit kaldı; yeterli ve doğru bir şekilde davrandın ve senin hakkındaki düşünce ve zannımı doğruladın…"

 

 

 

[1] Belazeri, Ahmed b. Yahya, Ensabu’l-Eşraf, c. 2, s. 77.

[2] Fazıl, Cevad, Tercüme-i Âli Ebi Talib, Tercüme-i Mekatilu’t-Talibin, 1/119.

[3] Ebu’l-Ferec İsfahani, Mekatilu’t-Talibin, 86, Tercüme-i Mekatilu’t-Talibin, 1/119.

[4] Caferyan, Resul, Taammuli Dar Nehzet-ı Aşura, s. 164.

[5] Belazeri, Ahmed b. Yahya, Ensabu’l-Eşraf, c. 2, s. 71 (Muhammed’in anne ismini belirtmemiş ve Muhammed’in bir kardeşi olduğunu söylememiş yani İbrahim’den bahsetmemiştir. Oysaki İbrahim’in Muhammed ile birlikte şehit olduğu meşhurdur); Necefi, Muhammed Cevad, Zındegani Hz. İmam Hüseyin (a.s), s. 131.

[6] Ebu’l-Ferec İsfahani, Mekatilu’t-Talibin, 86; Ferzendan-ı Ebi Talib, c. 1, s. 119.

[7] Sayt-ı Havza, Adsız, Kamil, İbn. Esir’den naklen.

[8] a.g.e.

[9] a.g.e., Mekatilu’t-Talibin, Tercüme-i Resuli.

[10] Caferyan, Resul, Taammuli Dar Nehzet-ı Aşura, s. 165-171.

[11] Sayt-ı Havza, Adsız, Kamil, İbn. Esir’den naklen.

[12] Deyneveri, el-İmame ve’s-Siyese, c. 2, s. 8.

[13] Kumi, Şeyh Abbas, Mefatihu’l-Cenan, s. 402.

[14] - Ali Nazari Münferid, Kerbela Kıssası, s.335

[15] - Şeyh Abbas Kummi, Muntaha’l Amal, c.1, s.593.

[16] - Seyyid Abdurrezzak Mukaddem, Ali Ekber (a.s), Hz. Sakine (s.a) ve Hz. Müslim (a.s)’ın Yaşamı, Hasan Tarumi’nin tercümesi, s.511.

[17] - Ali Karani Gulpaygani, Minhacu’d Dumu’ s.331

[18] - Seyyid Abdurrezzak Mukaddem, a.g.e. s.510

 

 

 

 

Ne merhametin vardır, ne de insafın

Vurma zalim vurma, Müslim bin Akıyl’e

Haram süt emmişsin, bozuktur kanın

Vurma zalim vurma, Müslim bin Akıyl’e

 

Bilir misin erkân nedir, yol nedir?

Bilir misin Mevlâ nedir, kul nedir?

Bilir misin garip nedir, yalnızlık nedir?

Vurma zalim vurma, Müslim bin Akıyl’e

 

 

Kapıya çıkarırlar, tam başını kesecekken, celladın eli havada kalır.

Müslim: “Ne duruyorsun” der.

Cellat: “Hayır yapamayacağım” der. Bir başka cellat gelir, o da aynı kişiyi görür ve korkudan ödü patlayıp ölür. Bir üçüncü kişi gelip Müslim’in başını keser ve şehit eder!..

 

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      4115 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın