• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/imamhuseyin.mescidi?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/112418602123481358174?tab=wX#112418602123481358174/posts?tab=wX/posts

ANTAKYA İMAM ALİ (a.s.) İNANÇ VE KÜLTÜR DERNEĞİ 
İMAM HÜSEYİN (a.s.) MESCİDİ

İmam Ali'nin Tarihi Emirnamesi

Allah katında en büyük azaba sebep olan şey, yapmadığınız şeyi söylemenizdir.

Ehlader Araştırma Bölümü
www.ehlibeytalimleri.com

Nehcu'l Belaga

53.  Mektup

 

Mısır'a vali tayin ettiği ve Muhammed b. Ebi Bekir'in işinin karıştığı bir zamanda Malik-i Eşter'e yazdığı emirnamesidir. Bu; yazdığı ahitlerin en uzunu, en derli toplu ve en güzel olanıdır.

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla... Bu, Allah'ın kulu Mü’minlerin emiri Ali'nin, vergisini toplamak, düşmanıyla savaşmak, halkını ıslah etmek, ülkelerini imar etmek üzere Mısır'a vali tayin ettiği Malik bin Haris el-Eşter'e emirnamesidir.

 

Ona, Allah'tan korkmasını, itaatini tercih etmesini; herkesin sadece uyduğunda mutlu olduğu, inkar ve zayi et­tiğinde ise mutsuz olduğu farzlarına ve sünnetlerine dair kitabında emrettiği şeyleri yerine getirmesini ve Allah'a kalbiyle, eliyle, diliyle yardım etmesini emreder. Zira ismi yüce olan Allah, dinine yardım edene yardım etmeyi ve di­nini üstün tutanı üstün tutmayı üzerine almıştır.

 

Hakeza, şehvetler karşısında nefsinin dizginlerini ele almasını ve azgınlıklardan alıkoymasını emreder. Zira Allah'ın merhamet ettiği dışında hiç şüphesiz nefis, kötülüğü emreder.

 

Ey Malik! Seni, senden önce adaletle veya zulümle hükmü süren nice devletlerin gelip geçtiği bir ülkeye yolladığımı bilesin. Sen, senden önce idarecilerin işlerini nasıl görüyorsan; halk da senin işlerini öylece görür. Sen, onlar hakkında neler söylüyorsan; halk da senin hakkına öyle şeyler söyler. Salih insanları, Allah'ın kullarının diliyle söylettiği şeylerden anlamak mümkündür.

 

Senin için kıymetli azık, salih amel olsun. Nefsine hâkim ol. Sana düşen; helal olmayan şeylerde nefsini dizginlemektir. Zira onu dizginlemek sevdiği veya sevmediği şeyler hususunda ona karşı insaflı olmaktır. Halkına muamele etmeyi kalbine şiar, onları sevip, lütfetmeyi kendine huy edin. Onlara karşı yenmelerini ganimet bilen yırtıcı bir canavar gibi olma. Çünkü onlar iki sınıftır: Bir kısmı, dinde kardeşindir, bir kısmı ise yaratılışta senin eşindir. Onlar yanılıp hata edebilirler, kusurları olabilir, kasten veya hata ile ellerinden bir şey çıkabilir. O halde Allah'ın seni bağışlamasına nasıl sevinip hoşnut olursan, sen de onlara karşı bağışlayıcı davranıp kusurlarını affet. Çünkü sen, onlardan üstünsün; seni bu işe tayin eden senden üstün ve Allah da seni vali tayin edenden üstündür. İşlerinden seni sorumlu tutmuş, seni onlarla imtihan etmek istemiştir.

 

Allah'a karşı savaş açmaya kalkışma; çünkü onun ceza­landırılmasından kurtulman mümkün olamadığı gibi; seni bağışlayıp rahmetiyle muamele etmesinden de müstağni değilsin. Kusurlarını bağışladığında pişman olma, cezalan­dırdığında da sevinme, içinden çıkmanın mümkün olduğu şeylerde gazaba koşma, "Ben onların üzerinde emir sahi­biyim, emirlerime uyulması gerek" demeye kalkışma; çün­kü bu, kalbin fesadına yol açıp, dini zayıflatır. Nimeti dev­leti zevale yaklaştırır. İçinde, iktidarından dolayı kibir ve gurur gibi bir duygu ortaya çıktığı zaman senin üzerinde olan Allah'ın mülkünün azametini düşün ve senin güç yetiremediğin şeylere nasıl güç yetirdiğini gör. Bu, tamahın­dan dolayı isyan edip serkeşlik eden nefsini yatıştırır, kib­rini ve gururunu yok eder, kaybolup giden aklını da başına getirir.

 

Allah'ın azametiyle boy ölçüşmeye; gücünü, onun yüce kuvvetine benzetmeye kalkışma. Çünkü Allah, her zorbayı ezip zelil eder; her kibirlenip büyüklük taslayanı alçaltır, küçük düşürür. Allah'a karşı insaflı ol; halka, ailenin seç­kinlerine, kendilerine özel ilgi duyduğun emrindeki kimselere karşı insaflı davran. Böyle yapmazsan, ancak zulmetmiş olursun. Allah'ın kullarına zulmeden kimseye kulların yanı sıra Allah da düşman olur. Allah kendisine düşmanlık edenin delilini batıl kılar, zulümden vazgeçerek tövbe edinceye kadar onunla savaşır. Allah'ın nimetini değiştiren, azabının çabuk gelmesine sebep olan şeyler içinde zulümden daha etkili bir şey yoktur. Allah, zulme ve işkenceye maruz kalanların feryadını duyar ve O, zalimleri gözetir.

 

Senin için işlerin en sevimlisi hakta orta yolda olan, adalette en genel bulunan ve halkın hoşnutluğunu en çok toplayan iş olmalıdır. Çünkü genelin öfkesi özelin rızayetini faydasız kılar; oysa genelin hoşnutluğuyla özelin öfkesi örtülüp giderilir. Zira bu yakınlar hâkime bollukta en ağır gelen, darlıkta en az yardım eden, haklarında insafla hükmedilmesini hoş görmeyen, isteklerinde inada dire­nen, verildiğinde az şükreden, verilmediğinde özrü zor kabul eden, zamanın güçlüklerine karşı en az direnç göste­ren kimselerdir. Dinin direği olan, İslam cemaatini oluştu­ran, düşmanlara karşı duran, ümmetin çoğunluğu olan halkı daha çok sevmeli ve onlara daha fazla meyletmelisin.

 

Senden en uzak ve nezdinde en sevilmeyen kimse, halkın ayıplarını araştıranlar olsun. İnsanların ayıpları vardır. Valiler, bunları örtmeye en layık olan kimselerdir. Onların bilmediğin ayıplarını araştırmaya kalkışma; sana düşen, gördüklerini temizlemendir. Bilmediklerin hakkında da Allah hükmeder. Halkın ayıplarını gücünün yettiğince ört ki Allah da senin halktan gizli kalmasını istediğin ayıplarını örtsün. Halkın kalplerindeki kin düğümünü çöz, kalbinden çıkar, her düşmanlığın kökünü kes, senden gizletilen şeyleri bilmezlikten gel; halkın ayıplarını söyleyen dedikoduları tasdik etme; çünkü nasihatçilere benzese bile, dedikodu yapan sahtekârdır.

 

Cimri kişiyi meşveretine sokma ki seni cömertlikten alıkoyar ve bir şeyler yapmaya çalıştığında da seni fakirlikle korkutur. Korkaklara da danışma; çünkü işlerini zayıflatır. Haris olanlara da danışma; onlar da sana zulümle tamahkârlığı güzel gösterir. Cimrilik, korkaklık ve hırs farklı huylardır ama, Allah'a kötü zanda birleşirler.

 

Vezirlerinin en kötüsü, senden önceki kötülere vezirlik edenler, suçlarına ortak olanlardır. Sana sırdaş olmasınlar; çünkü onlar günahkârların yardımcıları, zalimlerin kardeş­leridir. Sen, bunların yerine görüşleri en az onlarınki kadar isabetli, fakat onlar gibi günahkâr olmayan, zalime zul­münde, günah işleyene günahında yardımcı olmayan daha hayırlı kişiler bulabilirsin. Bunların yükü daha hafif, yar­dımları daha güzeldir. Besledikleri sevgi daha içten, başkalarıyla yakınlıkları, daha azdır. Yalnızken bunlarla bulun, meclislerinde de bunları bulundur.

 

Allah'ın, dostlarında bulunmasından hoşlanmadığı şeylerde sana en az yardım eden, acı da olsa sana hakkı söyleyen kişileri seç.; her ne kadar sana hoş gelmese de...Takva ehli olan sadık kişilerle dost ol, seni övmemelerini iste; yapmadığın batıl bir işle seni sevin­dirmesinler. Çünkü fazla övünme, insanın kendini be­ğenmesine neden olur, azgınlığa sürükler.

 

Nezdinde iyilik yapanla kötülük edenin yeri, aynı düzeyde olmasın. Çünkü bu, iyileri iyilik etmekten vazgeçirir; kötülük edenleri de kötülüğe teşvik eder. Bunların hepsine de kendilerine layık oldukları şekilde muamele et. Bil ki vali için, halka ihsanda bulunmaktan onların işlerini kolaylaştırmaktan ve yerine getirmek zorunda olmadıkları işleri yerine getirmeye zorlamamaktan daha çok halkın güvenini kazandıracak başka bir şey olamaz. Halka senin hakkında güzel zanna sahip olmalarını sağlayacak şekilde davran; gerçekten hüsn-ü zan, senden birçok zorluklan uzaklaştırır. Hakkında daha çok hüsn-ü zanda bulunman gereken kimse, hakkında daha çok iyilik ettiğin ve kötü zanda bulunman gereken kimse ise hakkında kötülük ettiğin kimsedir.

 

Bu ümmetin öncülerinin ortaya koyduğu, halkın üzerinde uzlaştığı, işlerini düzenlediği salih sünneti kaldırma. Geçip gidenlerin güzel sünnetlerine zarar veren yeni sünnetler çıkarma. Aksi taktirde iyi mükafat bu iyi sünnetleri getirenlere, günah ise bu sünneti kaldıran sana kalır.

 

İdaren altındaki ülke işlerini düzenlemek ve senden önceki insanların ortaya koyduğu şeyleri ayakta tutmak için daima ulema ile görüşmeyi, hikmet sahipleriyle tartışmaları çoğalt.

 

Şunu bilmelisin ki halk sınıflara ayrılmıştır. Bir kısmı, ancak diğer kısmın ıslahıyla düzene girer. Birbirlerinden ihtiyaçsız değillerdir. Onlardan bazıları Allah'ın askeridir, bazısı da kamu ve özel işleri gören kâtiplerdir. Bazısı adil kadı, bazısı insafla ve şefkatle iş gören memur, bazısı cizye ve haraç veren zımmi, bazısı vergi veren Müslüman, bazısı tüccar, bazısı sanatkar, bazısı da düşük olan muhtaç ve fakirlerdir. Bunların hepsine Allah, kendi katında bir pay ayırmış, ölçüsünü kitabında veya Nebisinin (s.a.a) sünnetinde kesin olarak bildirmiş ve nezdimizde mahfuz olan bir ahit karar kılmıştır.

 

Ordu, Allah'ın izniyle halkın sığınakları, valilerin ziyne­ti, dinin izzeti, emniyetin vasıtalardır. Halk, ancak onlarla ayakta durur. Ordu da ancak Allah'ın onlar için çıkardığı vergiyle ayakta durabilir ve düşmanlarına karşı güç kaza­nabilir. Onların bütün ihtiyaçlarının giderilmesi, düzene girmeleri, ancak o vergiye dayanmakla mümkün olabilir. Bu iki sınıf, ancak kadılar, zekât ve vergi memurları ve kâtiplerden oluşan üçüncü sınıfla güçlenip düzene girer. On­lar anlaşmaları kontrol eder, faydalı şeyleri toplar, özel ve genel işlerde onlara güvenilebilir. Bütün bunlar da ancak tüccarlarla, sanatkârlarla ayakta durabilir. Onlar, halkın muhtaç olduğu şeyleri hazırlayıp çarşılara pazarlara ge­tirirler. Bunun sonucunda başka sınıfların elde edeme­yeceği kazancı elde ederler, diğerlerinin yapmadığı şeyleri yaparak halkın işlerini düzenlerler.. Sonra muhtaç olan, yoksulluk çeken, gözetilmesi, yardım edilmesi gereken fa­kir tabaka gelir.

 

Bunların hepsi için, Allah katında genişlik vardır. İhtiyaçlarının giderilmesi, durumlarının düzene so­kulması hususunda hepsinin vali üzerindeki hakkıdır. Vali, Allah'ın emrettiklerini gereği gibi ihtimamla yerine getirir­ken, halkın ıslahına çabalarken, Allah'ın yardımını dileme­si, hakka riayet etmesi, işler ister hafif olsun ister ağır, sabır göstermesi gerekir. Orduna; sence Allah, Resulü ve İmam'ın için en fazla iyilik isteyen, en iffetli, en sabırlı olan, geç sinirlenen, kendisinden özür dilenince rahatlayan, zayıflara merhametli, güçlülere karşı gevşeklik göster­meyen, katılıkları tecavüze sevk etmeyen ve acizlikleri kendilerini hareketten alıkoymayan kimseleri komutan seç.

 

Sonra toplumun şahsiyetlerine, iyi evlerin halkına, geçmişinde iyilik ve güzellik bulunanlara; gözü pek, kahraman, cömert, iyilik ve bağış sahiplerine katıl. Çünkü bütün yücelikler, bütün iyilikler onlarda toplanmıştır. Babaların oğullarını gözetmesi gibi sen de onların işlerini gözet. Onlara yaptığın iyiliği büyük görme, verdiğin şey az bile olsa bunu basit görme. Çünkü bu ihsan, onların hayrını dilemelerine ve hüsn-ü zanda bulunmalarına vesile olur. "Önemli şeyler yapacağım." diye basit işlerini ihmal etme. Lütfettiğin az bile olsa, bir yerde işe yarar, kolaylık sağlar. Büyüğünün de yeri vardır, ona da ihtiyaç duymazlık edemezler.

 

Yanında en çok itibar gören kumandaların, askerine yardımda cömert davrananlar, onlara yardım edenler, on­ların ve geride bıraktıkları ailelerinin ihtiyacını giderenler olmalıdır. Sonuçta onların tek derdi, tasası, en mühim işle­ri düşmanla cihad olmalıdır. Onları koruyup, şefkatli dav­ranman, kalplerinin sana meyletmesine sebep olur. Valile­rin gözlerini aydın eden işlerin en efdali, ülkede adaletin hâkim olması, halk arasında sevginin, dostluğun yayılması­dır. Aralarında sevginin yayılması da ancak gönüllerinin se­lamet ve huzur içinde olması ile mümkündür. Hayır dile­meleri de ancak işleri hususunda valilerinin etrafını sarma­ları, devletinin yükünün omuzlarına ağır gelmemesi ve yö­neticiliğinin uzamasından usanmamalarıyla mümkün olur. O halde halkın arzularını yerine getir, onlara güzel övgüde bulun, tahammül ettikleri zorlukları sürekli dile getir. Çünkü yaptıkları güzel işleri çokça zikretmek, yiğitlikleri hareketlendirir, geri kalmış olanları işe teşvik eder inşallah! Her ferdin başına geleni bil! Birinin yaptığı işi ve çektiği zahmeti, başkasına mal etme, herkese yaptığının karşılığı eksiltmeden ver. Kişinin eşraftan olması, yaptığı küçük işi büyük görmene; kişinin düşkünlerden olması, yaptığı bü­yük işi küçük görmene sebep olmasın.

 

Büyük işleri, zor durumları, seni şüpheye düşüren işleri Allah ve Resulüne döndür. Allah, irşat etmeyi sevdiği topluma şöyle buyurmuştur; "Ey İman edenler, Allah'a, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin; eğer bir işte çekişir, ihtilafa düşerseniz, onu Allah'a ve Resulüne döndürün."(Nisa: 59) Allah'a döndürmek, kitabının muhkem hükmünü almak; Resule döndürmek ise, (Müslümanları) toplayan, dağıtmayan sünnetine sarılmak­tır.

 

İnsanlar arasında hükmedecek kişileri; halkın en üstün­lerinden, işlerden bunalmayacak, hasımlarına yenilmeye­cek, hatada ısrar etmeyecek, hakkı tanıyınca uymada ge­cikmeyecek, nefsi tamaha yönelmeyecek, araştırmaksızın az bir anlayışla yetinmeyecek, şüpheli işleri herkesten iyi tanıyacak ve herkesten çok delile sarılan kişilerden seç. Hasmın müracaatından daralıp sıkılmayan; gerçekleri keş­fetmede herkesten çok sabreden, hüküm belli olduğunda kesin hükmü veren, övgü ve yalakacılıklara aldanıp kendin beğenmeyen, başkalarının teşvikiyle davalılardan birine yönelmeyen kişiler olsunlar. Böyle kimseler pek azdır ya! Böyle birinin hâkimliğimi güzel üstlen/güzel tut, ona mal (maaş) vermede elin açık olsun. Böylece sorunları hallol­sun ve insanlara ihtiyacı azalsın. Yakınların, onlar hakkında tamaha kapılmasın ve başkalarının zararından güvende kalsınlar diye onlara kendi yanından iyi bir yer ver. Bu konuya dikkat et. Çünkü bu din, şerlilerin elinde esir oldu, onda heva ve hevesle amel edildi, onunla dünya istenir oldu.

 

Memurların işleri konusunda çok dikkatli ol. Onları denedikten sonra görevlendir. Dostluk sebebiyle ve başkalarına danışmadan tayin etme. Çünkü bu ikisi (dostluk sebebiyle ve başkalarına danışmadan tayin etmek), zulüm ve hıyanet şubelerinin bir araya gelmelerine sebep olur. Bunları iyi ailelerden, İslam'a eskiden girmiş olup tecrübeli ve hayâlı kişilerden seç. Çünkü onlar, ahlakça en yüce, namusları en doğru, tamahları en az, işlerin sonuçlarını gözetmede en gayretli kişilerdir. Rızıklarını bol bol ver. Böyle yapman onlara nefislerini düzeltme kuvveti verir, elleri altında bulunan mallardan uzak kılar. Emrine karşı çıkmaları, emanetine hıyanet etmeleri onların aleyhine sana delil olur. Yaptıklarını denetle, onarın peşice vefalı ve sadık kişilerden seçilmiş ajanlar gönder; çünkü onların gizli işlerinden haberdar olman, emin olarak işlerini yapmalarına, halka şefkatle muamele etmelerine sebep olur.

 

Memur yardımcılarının seni ihanete düşürmesinden sakın. İçlerinden biri, görevine ihanet ettiği ve ajanların raporları hıyanetinde birleştiği zaman, bu sana delil olarak yeter. Artık onun bedenine ceza vermeli, yaptıklarından dolayı onu sorgulamalısın. Sonra onu zillete düşürüp hıyanetle damgalamak, suçluluk utancını boynuna takmaksın.

 

Verginin toplanmasını da denetle, memurların duru­munu düzelt; vergilerin ve vergi memurlarının ıslahı, onla­rın dışındakilerin de ıslahı demektir. Başkaları, ancak onların ıslah olmasıyla düzene girebilir. Çünkü insanların hepsi verginin ve vergi memurlarının ailesidir. Vergi toplamak­tan çok, toprağın imarına, kalkınmasına dikkat etmeye ça­lışmalısın. Çünkü vergi ancak toprak imar oldukça topla­nabilir. Toprak imar olmadan vergi isteyen kimse ülkeyi harap ve halkı helak eder. Böylesinin işi, pek az devam eder. Vergi verenler, verginin ağırlığından, vergi verecekleri şeylerin bir afete uğramasından, sularının kesilmesinden, yağmurun yağmamasından, toprağın değişmesinden, bir bendin yıkılıp araziyi su basmasından veya kuraklıktan şikâyet ederlerse, hallerini düzeltecek derecede vergilerini azaltman gerekir. Bu, sana ağır gelmemeli. Çünkü bu ko­laylık ve yardımla halk refaha kavuşur, ülke kalkınır, vela­yetin süslenir, onların güzel övgüsünü kazanırsın. Refahla­rı için çalıştığın, adaletle muamele ettiğin, onları kuvvet­lendirdiğin için, gerektiğinde bu kuvvete dayanabilirsin. Onları esirgemen, adil davranman, yumuşaklıkla muamele etmen buna sebep olur. Öyle bir zaman gelir, öyle bir iş olur ki, onlara müracaat etmen gerekir, onlar da isteğini sevinçle kabul eder, yerine getirirler. Çünkü ülkede mey­dana gelen kalkınma ve servet, yükleyeceğin yükü çekme­lerini mümkün kılar. Bir yerin harap olması, halkının yok­sul düşmesinden kaynaklanır; halkın yoksul düşmesi ise, valilerin kendilerine mal yığmalarından, makamlarının devamlı olacağını düşünerek su-i zanda bulunmalarından, ib­ret alınacak şeylerden az istifade etmelerindendir.

 

Katiplerinin durumlarını da denetle, işlerini hayırlılarına havale et; düşmanlarına karşı kullanacağın planları, gizli tuttuğun şeyleri, büyüklenen, kibirlenen, bu yüzden de cemaatin önünde sana karşı durmaya cüret eden kişilere değil, temiz ve iyi ahlak sahibi olanlara yazdır. Memurla­rından gelen mektupları sana sunmakta gaflet etmemeleri, senden aldıkları emri olduğu gibi aktarmaları, bir anlaşma yapacağınız zaman şartları zayıf bırakmamaları, gerektiğinde o ahdi bozmakta acze düşmemeleri, şartları ona göre belirlemeleri, işleri başarırken hadlerini bilmezlik etmemeleri gerekir. Çünkü kendi haddini bilmeyen kişinin, başkalarının haddini hiç bilmeyeceği bellidir. Onları kendi anlayışa güvenerek, haklarında iyi zanda bulunarak tayin etme. Çünkü insanlar, yapmacık davranışlara başvurarak, güzel hizmetler göstererek kendilerini valiye tanıtırlar. Oysa, bunların ötesinde ne hayır dilemeyi, ne de emanete riayet etmeyi bilirler. Senden önceki temiz insanların seçtikleri kişilere bak; sen de onları seç. Halka en güzel muamelede bulunanları, emanete riayette en fazla tanınmış olanları işlerin başına getir. Bu, Allah'a ve işlerine memur bulunduğun kişilere karşı hayır istediğini ispatlar. Her işin başına işlerin çokluğundan şaşmayacak, işlerin büyüklüğünü önemsemeyecek kişileri seç. Kâtiplerden birinin bir ayıbına göz yumarsan sorumlu tutulursun.

 

Tüccarla, sanatkârlara karsı hayırla muamele etmeni ve memurlarına da onlara iyi davranmalarını söylemeni tavsiye ederim. Onların bir kısmı, oturdukları yerde ticaretle meşgul olur; bir kısmı, bir yerden bir yere mal götürür. Bir kısmı da halkın muhtaç olduğu şeyleri elleriyle hazırlar; bunlar, fayda­lı kişilerdir. Gerekli şeyleri ülkendeki karalarda, denizlerde, dağlarda, ovalarda yolları aşarak, meşakkat çekerek getirirler; halkın, o insanların bulunduğu yerlere gitmeye ne imkânı ne de gücü vardır. Onlar, barış içindedirler; şerlerinden, kinlerinden korkulmaz; isyanlarından asla çekinilmez. Bulundu­ğun yerde onları denetle, ülkenin diğer şehirlerindeki du­rumlarını izle. Şunu da bilesin ki bunların çoğunda aşırı hırs­la, kötü bir cimrilik, bencillik, ihtikâr ve alış verişi keyiflerine göre yapma gayreti vardır. Bu, halk için bir zarar kapısıdır; valiler için de bir kusurdur. İhtikârı önle, çünkü Resulullah da men etmiştir. Taraflardan birine zulmetmeksizin alan ve satan her iki tarafın da zararına sebep olmayacak şekilde bir alış verişin gerçekleşmesini sağla. Yasaklandıktan sonra ihtikâra kalkışan olursa, onu adalet sınırını aşmaksızın cezalan­dır.

 

Allah için, Allah için, hilesi düzeni olmayan aşağı tabakayı gözet. Onlar yoksul, muhtaç, darlıktan bunalmış, dertlerle boğuşan, kazançtan aciz kişilerdir. İçlerinde dilenenler olduğu gibi, bir şey uman fakat, kimseden bir şey istemeyenler de vardır. Allah onlara bir hak tayin etmiş ve senden de ona riayet etmeni istemiştir. O halde onu korumaya çalış. Onlara beytülmalinden bir pay ayır ve her şehirde İslam'a (devlete) ait arazilerin gelirlerinden de bir pay ver. Zira o şehre uzak olanların da, yakın olan kimseler gibi hakkı vardır. Senden uzak ve yakın herkesin hakkına riayet etmen istenmiştir. Gurur ve şımarıklık seni onlardan gafil kılmasın. Zira önemli işlerle meşgul olman, küçük sayılan işlere bakmana mazeret olamaz. Böyle bir özür kabul de edilemez. Önemli saydığın işlere dalman, sana onları unutturup yüz çevirtmesin.

 

Onlardan, insanlar tarafından hakir görülen fakat gelip sana dert anlatmayanları ara bul. Onları bulmak, hallerini anlamak için, Allah'tan korkan, büyüklenmeyen, mütevazı kişiler yolla da o kimselerin durumlarını sana iletsinler. Sonra insanlar hakkında buluşma gününde Allah'a mazeret getirebileceğin bir şekilde davran. Fakirler ve sefiller, insanlar içinde insafa en fazla layık kişilerdir.

 

Haklarım eda etmede, Allah katında bir mazeretin olacak şekilde hareket et. Bir hile yapmayan, kimseden bir şey is­temeyen yetimlerin, yaşlıların hakkını da gözet. Bu valilere ağır bir yüktür. Fakat hak, bütünüyle ağırdır. Allah, yalnızca güzel bir akıbet isteyen, sabretmeye zorlayan ve Allah'ın kendisi hakkındaki vaadine güvenen insanlara o yükü hafif­letir. Zamanının bir kısmını bizzat haksızlıklara uğrayanlara, ihtiyaçlarını, sıkıntılarını sana söylemek isteyenlere ayır. On­larla herkese açık bir yerde oturarak konuş. O mecliste, ya­ratanına karşı mütevazı ol. Askerlerinden, yar­dımcılarından, koruyucularından korkmadan, çekinmeden seninle konuşmalarını sağla. Resulullah'ın birçok yerde "Allah, zayıfın korkarak, dili dolaşarak dert anlatmaya ça­lıştığı, fakat güçlüden hakkını alamadığı bir ümmeti asla temizlemeyecektir." dediğini duydum.

 

O halde onların sert konuşmalarına ve konuşma yeter­sizliklerine tahammül et. Daralmayı, büyüklenerek onlarla konuşmaktan çekinmeyi bırak da Allah, bu yüzden sana rahmetini bütünüyle yaysın, itaatinden dolayı sana mükâfat versin. Verdiğin zaman kolaylıkla ver, vermediğin zaman güzellikle mazeretini söyleyerek verme.

 

İşlerinden bazılarını bizzat senin yapman gerekir. Bun­lar, kâtiplerinin aciz kıldığı durumlarda memurlarına cevap vermen; arz edildiğinde halkın ihtiyacını hemen gidermendir. Bu iş yardımcılarını sıkabilir, vaktinde yapmayabi­lirler. Her günün işini o gün yap. Çünkü her gün yapılacak özel işler vardır.

 

Kendin için, vakitlerin en üstününü Allah'a ayır. Fakat halka ayırdığın vakitler de niyetin temiz olup, halkın ısla­hına, selametine vesile olduğu zaman Allah'a ayrılmış sayı­lır.

 

Allah'a özgü olan farzlarda niyetini halis kılmalı ve öz­gün vaktinde kılmalısın. O halde gece gündüzün bir bö­lümünde bedenini Allah'a itaate ver, O'na yaklaşmana ve­sile olan fiillerde bulun, bedeninin yorgun düşmesine ne­den olsa da fiillerinin eksiksiz ve kusursuz olmasına dikkat et. Namazı, uzatıp insanları bıktırmadan, hızlandırıp zayi etmeden, içlerinde hastalar ve ihtiyaç sahipleri olduğunu bilerek kıldır. Beni Yemen'e göndereceği zaman Resulullah'a "onlara nasıl namaz kıldırayım" diye sordum.

 

O da "En zayıflarının namazı gibi namaz kıldır, mü’minle­re karşı merhametli ol."dedi.

 

Halkından uzun müddet gizlenme. Çünkü valinin raiyetinden gizlenmesi, halkı sıkınaya sokan işlerdendir ve iş­lerdeki bilgisinin azlığına delalet eder. Onlardan gizlenmek birçok şeyi bilmelerine engel olur, onların gözüne büyük şeyler küçük; küçük şeyler büyük görünür, iyilik kötü gö­rünür; kötülük güzel görünür; sonuçta hakla batıl birbirine karışır. Vali de bir insandır; halkla görüşmedikçe onların halini bilemez, kendisine gizli kalanları göremez. Halkın, kendisiyle doğrunun yalandan ayrıldığı alametleri yoktur.

 

Sen iki halden biri üzeresin; hakkı uygulamada eh' açık ve cömertsin, o halde neden halktan gizlenip ödemen ge­reken bir tarzdan veya yapman gereken bir iyilikten kaçınasın? Ya da cimri ve dar görüşlü birisin; bu durumda da halk seni görünce ümidini keser ve ihtiyaçlarını istemekten vazgeçer. Üstelik halkın sana zahmet vermeyen şikâyetlerinin çoğu, ya bir zulme uğradığından yahut muamelede insaf istediğindendir.

 

Sonra valinin, kendi reyleriyle hareket eden, zulüm işleyen, muamelede insafları az olan, adaleti gözetmeyen bazı yakınları vardır, bunların sebeplerini yok ederek köklerini kopar. Yakınlarından hiç birine bir arazi verme. Sakın sana yakınlıkları sebebiyle sudaki payları veya ortak yapmaları gereken işlerinde komşu arazilerin sahiplerine zarar verecek ve zahmetlerini onların üzerine atacak bir antlaşma yapmasınlar. Bunun faydası, lezzeti onlara; vebalini ise dünya ve ahirette sana kalır. Yakın olsun, uzak olsun hak edene hakkını ver, bu konuda sabırlı ol, ecrini Allah verir. Her ne kadar adaleti uygulamada yakınların zarar da görse, sonu övülmüş olan bu iş sana ağır da gelse, sen yine işin sonuna bak!

 

Halkın,  zulüm yaptığını zannederse;  mazereti açıkça söyleyerek kendini bu zandan kurtar. Bu iş nefsin için bir riyazet ve halka karşı bir yumuşaklıktır. Özür getirmekle, hem kendi hedefine ulaşırsın, hem de onların hak yolda sebat etmelerini sağlarsın.

 

Düşmanın, sizi Allah'ın hoşnutluğuna ulaştıracak barış teklif ederse, kabul et. Çünkü barışta ovdun için huzur ve genişlik; sıkıntıların için rahatlık ve kurtuluş; şehirlerin için emniyet vardır. Fakat barış yaptıktan sonra düşmanına karşı her yönüyle uyanık ol, ondan kork ve tetikte bulun; çünkü düşman, çoğu kez yaklaşarak gafil olmanı bekler. Öyleyse tedbirini al, bu hususta hüsn-ü zan beslemeyi de bir kenara bırak. Düşmanınla bir anlaşma yaptığın veya onu zimmetin altına aldığın zaman ahdine vefalı ol; eminliğinle verdiğin zimmete riayet et. Verdiğin sözlere, haklara kendini kalkan yap. Çünkü arzularının farklılığına, görüşle­rinin kopukluğuna, bölük pörçük olusuna rağmen insanla­rın, Allah'ın farz kıldığı şevlerden ahitlere vefalı olmak gibi saygı gösterdikleri, üzerinde şiddetle birleştikleri başka bir şey yoktur. Hatta müşrikler bile kendi aralarında buna ria­yet etmişler, sözünde durmamanın kötü sonuçlarını gör­müşlerdi. O halde zimmetine ihanet etme, ahdine vefasız­lık etme, düşmanını sözle kandırma. Çünkü cahil ve asi olandan başkası, Allah'a karşı böyle bir cürette bulunmaz. Allah, ahdini ve zimmetini rahmetiyle kulları arasında bir güvenlik; dokunulmasını yasakladığı, herkesin yerleşeceği ve herkesin civarına koştuğu haremi kılmıştır. Onu boz­mak, ona ihanet etmek, ona hile katmak olmaz. Bahane­lerle bozulacak anlaşmayı yapma, pekiştirip belgeledikten sonra, bozmak için bir çok anlama gelen muğlâk ifadelere dayanma. Boynuna aldığın ve ilahi ahdine riayet etmen ge­reken işin sıkıntısı, hiç bir hakkın olmadığı halde seni ver­diğin ahdini bozmaya yöneltmesin. Ortadan kalkmasını umduğun ve güzel sonucuna göz diktiğin işin sıkıntısına sabretmen; akıbetinden korktuğun ihanetten, Allah'ın seni sorguya çekmesinden ve dünya ve ahirette bağışlanma yo­lunun yüzüne kapanmasından daha hayırlıdır.

 

Kanlardan ve onları helal olmaksızın akıtmaktan sakın. Çünkü azaba sebep olan, daha büyük bir şey yoktur. Kanların haksız yere dökülmesinden başka, hesap sorulmasına, nimetinin zevaline ve müddetin kesilip ömrün bitmesine sebep olacak bir şey yoktur. Allah, kıyamet gününde insanlardan ilk olarak, akıttıkları kanları sorup kulları arasında hükmedecektir. Haram olan kanı akıtmakla otoriteni güçlendirmeye kalkışma. Çünkü bu, gücü zayıflatan işlerdendir. Hatta gücü yok edip götürür veya başkalarına verir. Kasten adam öldürme hususunda ne benim yanımda, ne de Allah katında hiçbir özrün olamaz. Çünkü cezası kısastır. Eğer hatayla birini öldürürsen, kamçın, kılıcın veya elin yanlışlıkla veya istemeden cezalandırmada aşırı giderek veya hafif bir darben veya biraz daha fazlası ölüme sebep olursa, gücüne güvenerek öldürülen kimsenin velilerine haklarını vermezlik etme.

 

Kendini beğenmekten, seni nefsinle böbürlenmeye sevk eden şeylere güvenmekten, aşırı övgüyü sevmekten sakın. Çünkü bunlar, ihsan sahiplerinin ihsanlarını helak etmek için şeytanın aradığı uygun fırsatlardır.

 

Halka karşı yaptığın iyiliği başlarına kakmaktan, onları minnet altında bırakmaktan ve yaptığını olduğundan çok gösterip övünmeye kalkışmaktan sakın. Vaat edince vaa­dinden dönme. Yaptığınla kişiyi minnet altında bırakmak, ihsanını yok eder. Yaptığını çok görüp onunla övünmek, hakkın nurunu götürür. Vaadinden dönmek, insanların nefretini, Allah'ın azabını gerektirir. Allah-u Teâlâ: "Allah katında en büyük azaba sebep olan şey, yapmadığınız şeyi söylemenizdir."(Saf: 3) buyurmuştur.

 

Zamanı gelmeyen işlerde acele etmekten, zamanı gelmiş işleri ihmal etmekten, gerçeği sence belli olmayan işte ısrar etmekten, doğruluğu açıkça belli olan işte gevşekliğe düşüp savsaklamaktan sakın. (Her işi yerli yerince yap.)

 

Herkesin hakkı olduğu bir şeyi kendine ayırmaktan, görmen gereken ve herkesin bildiği şeyleri görmezlikten gelmekten sakın. Çünkü çok geçmeden senden alınıp başkasına verilecektir. Yakın bir zamanda, işleri örten perdeler açılıp, mazlumun hakkı senden alınır. Öfkeni yen, kendine sahip ol, kimseye el kaldırma, kötü sÖ2 söyleme. Bu hallerde sakinleşip iradeni kullanabilmen için acele etmekten kaçın ve öfkeni dindir. Bunları, Rabbine ulaşacağını kalbine iyice yerleştirmeden uygulayamazsın.

 

Senden önce geçen adil yönetimlerden, üstün ka­nunlardan; Peygamber'imizin bıraktıklarından, Allah'ın kitabındaki yükümlülüklerden öğüt alman, bizim bilerek yaptığımızı gördüğün şeylere uyman, bu emirnamede sana verdiğim ve nefsin heva ve hevese kapıldığında bahane bulmaman için sana hüccetimi tamamladığım emirlere tabi olmaya çalışman gerekir. Allah'tan başka hiç kimse kötülüklerden koruyamaz ve iyiliklerde başarı veremez.

 

Resulullah'ın (s.a.a) bana ettiği vasiyetlerden biri de namaz kılmak, zekât vermek, kölelere merhamet etmek idi. Ben de sana yazdığım be emirnameyi onun tavsiyesiyle bitirmek istiyorum. Yüce Allah'tan başka bir güç ve kuvvet yoktur."

 

Emirnamenin sonu ise şöyledir:

 

"Rahmetinin genişliğine, yüce kudretine ve her isteneni vermesine dayanarak, Allah'ın bizi hoşnut olduğu işleri başarmaya, kendisine ve halkına yaptıklarımız için açık özür­ler getirmeye, kullarının güzel övgülerine mazhar olmaya, ülkelerinde güzel eserler bırakmaya muvaffak kılmasını, nimetinin kemaline ve kereminin bolluğuna erdirmesini, senin ve benim ömrümü saadet ve şahadetle tamamlama­sını diliyorum. Biz onun dergâhındaki şeylere müştakız. Selam Allah'ın Resulü ve temizlenip arınmış Ehl-i Beyt'ine olsun."

 

Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   
212 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın